Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Coşkun Abi.. Hekimoğlu.. Ahmet Mızrak.. Haydar Ağa..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    9 Mart 2015

           Coşkun Abi.. Hekimoğlu.. Ahmet Mızrak.. Haydar Ağa..
           Öyle değil işte, öyle olmuyor bu işler.. Fiziği Kimyayı boş ver, sen yüreğe bakacan usta.. Yok öyle geniş omuzlar, üçgen vücutlar, beyzbol topu gibi şeyler, sen söyle adını; pazular..! Yüreğe bakacan sen usta..! Ne diyorsun bu hususta..! Adamda bacak kadar boy var diyorsun öylemi? bir asılacaksın tokadı yere yapışacak.. Öyle değil işte, adamda özgüven var.. Bir abi vardı hatırlayan var mı? Şehrin hakkaten renkli kişilerinden biri; Her zaman traşlı, takım elbiseli.. Ceket yakasında ipek mendil, yaka iliğinde her daim rozet.. Rozet ama senin bildiğinden değil; küçük boy sahan kapağı gibi..
    ***
         Şerafettin Şenyüz Abi'nin yanında mı çalışıyordu? Tam hatırlayamadım.. İsmi Coşkun'du, Çakmaklar Köyü'nden.. Mehmet abi tamamlar okuyunca.. Öyle bir özgüven ki memleketin ekabir takımıyla görürdün onu her zaman, ya stadyumda kapalı'da, ya da Saray Sineması'nda Loca da.. Loca lafın gelişi.. Kimse farkında bile değildi onun boyunun posu'nun ne olduğunun.. Bolu'da Pıytı abimdeki özgüveni görmüyor musun? Adamın ayakkabı boyacısı olduğunu ben 50 sene sonra Orhan Tüzmen'den öğrendim.. Onun bir yorumundan.. Yolda yürürken görünce 'Yalnızlar rıhtımı' filminden fırlamış Yeşilçam oyuncusu sanırsın.. Topalladığını bile belli etmez, anlayamazsın..
    ***
          
            BOLU ANILARI..
            Bolu'da görev yapan öğretmen, asker, polis gibi memurların anıları daha anlamlı geliyor bana.. Şehri ve şehrin ahalisini yabancı gözüyle görme imkanı buluyorsun.. Özcan Bey'i, İsmail Hakkı bey'i dinlerken onu anladım.. Ekmek teknesi dizisindeki Herodot Cevdet vardı.. 'Yaklaşın yamacıma kardişlerim" dediğinde tüm kahve ahalisi etrafını sarıp onu dinlerdi.. İsmail Hakkı Bey de böyle biri..
    ***
           İsmail Hakkı dolmayı gaptı bey Hükümet Konağı'ndaki görevine başladığında, evi öğle yemeğine gelebilecek kadar yakındaymış.. Anılarında; Günler, aylar, yıllar farkına varmadan geçip gidiyordu Bolu'da' diyor.. 'Akşam üzerleri, Hükümet Konağı karşısındaki Mahfeldeydik ailecek.. İlk görev yerim; Mudurnu'nun şair Kaymakamı İlhan Bey'in yanıydı.. Hanım Bolu'da doğum yaptığında telgraf çektim. 'Oğlum oldu kaymakamım' dedim 'İsmini sizden bekliyorum' İlhan bey şair ya; çocuğun ismi telgrafla şiir olarak geldi Bolu'ya..
    *
          Aydın gözünüz, yavruyu hasretle severken,
          Varsın, adı 'Özcan' oluversin diyorum ben..
    *
           Ne günlerimiz geçti Bolu'da.. İçilen çayları 'tekrar alamayız' kaygısı ile kağıtların üzerinde kurutup, sakladığımız günler, karartma uygulanan zifiri karanlık sokaklar.. Caddede birbuçuk metrelik taş kesilmiş kar tabakası..
    ***

           ESKİ MAHALLE..
          Acaba geçmişle haşır neşir olmak mı daha iyi yoksa hepten silip atmak mı maziyi? Güçlü bir hafıza, güçlü de bir duruş mu demek hayata karşı? Pratikte ne kadar yararı var bunların..? Bunları düşünürken Ayvalık'ta yıllar önce oturduğumuz mahalleye ziyaretimiz geldi aklıma.. Evi bulduğumuzda, şişko bir adam açmıştı kapıyı.. İçerde bebek ağlamaları, mutfakta cazur cuzur sesler.. Adama 1993 yılında burada oturduğumuzu çocukların bu evde büyüdüğünü, falan söyledim.. Eşimin 'bir görseydik eski evimizi' dediğini.. Adam boş boş bakmıştı yüzümüze.. "Niye?" demişti 'ne olacak görüncesi? Kös kös dönmüştük minibüs terminaline..

            HEKİMOĞLU..
            Çeşit çeşit insan var.. Bir tarihte Bolu'ya dönüyorum.. Yanımda oturan yolcudan nasıl kurtulabilirim onun hesabındayım..Tuhaf bir adam!.. Bana Orman Müfettişi Haralambos Efendi'yi anlatıyor.. 1962'de Bolu'da, Seben'de, Göynük'ün Germenöz Köyü'nde Antep Fıstığı yetiştirmiş Haralambos Efendi.. Hiç duymamıştım..'kilosu 50 kağıt carrefour'da' diyor 'siz gittiniz Kabağı tercih ettiniz..'
    ***
           'Tertip! diyor 'Sürmene'de İsmailoğulları diye bir aile var.. Ve o ailenin çok meşhur bir ferdi, tanıyor musun? babası laz deli Mehmet' yok! tanımıyorum dedim.. 'İstersen yan koltuk boşaldı oraya da geçebilirsin' dedim 'yok burası iyi diyor 'burası muhabbetli' O zaman' dedim 'bari ayakkabıları giysen, ayak bu şakaya gelmez, alttan esiyor..
    ***
            Sürmene'de İsmailoğullardan 'Laz Deli Mehmet'in oğlu Kadir İnanır'mış.. Karadenizli türkücü Ümit Tokcan var ya.. 'Evet var ! 'işte onun okuduğu 'Hekimoğlu' türküsünü Kadir İnanır yakmış.. (bestelemiş) 'Tamam da bizimle ne alakası var.. 'çok alakası var tertip.. Hekimoğlu çok meşhur bir halk kahramanı.. Ne zaman zaptiyeler peşine düşse, hemen Bolu'ya kaçıyormuş bu adam, anasının yanına.. Annesi Bolu'da yaşıyormuş.. Bir Bolu dönüşünde Hasan Duman gibi pusuya düşürmüş zaptiyeler.. 'Ben Kadir İnanır'ın yalancısıyım' diyor 'inanmazsan git sor, veya internete gir, bak..! Hemen yaptım dediğini.. Hakkaten doğruymuş, aşağıdaki paragraf çıktı karşıma;
    ***
           'Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helalleşip, yanına Mehmet ve Hasan adlı iki amcaoğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır..'
    *
          Hekimoğlu derler benim de aslıma!
         Aynalı martin yaptırdım narinim kendi nefsime.
         Konaklar yaptırdım döşetemedim,
         Ünye de Fatsa bir oldu narinim baş edemedim!
    ***

            RAMAZAN TOPU..
            Herkes sayamazmış bu takımı; Mehmet abi öyle demişti bir zamanlar.. 'Kötü Kenan, Kopter Mehmet, Çetin Salur, Turan Kalaycıoğlu, Bahattin Sipahi, yeter mi? yaz o zaman! Aydın Tekindor, Çerkez Fikret, Çaçi Cahit, İrfan Şenel.. Bi tane de Akpınar'dan olsun mu? Bedri Şan'ı yaz.. Şeref'i unuttuk.. Şeref unutulacak adam mı? Bolu Gençlik Kulübü'nün efsane santraforu.. Şeref'i herkes tanır.. Ramazan topunu eskiden Şeref'in dedesi Abdullah efendi atarmış.. Abdullah efendiden önce de babası Deli hacı..
    ***
          Deli hacı Hisar'dan topu 'ya Allah ! diye bir salladı mı, şehrin her yerinde evler zangır zangır titrermiş.. Bir gün evde barut hazırlarken eteklerinden tutuşmuş deli hacı.. Can havliyle o yana koşmuş, bu yana koşmuş.. Mahalleli de peşinden koşuyor.. Yakalayıp söndürecekler ama hacı 'rekora' gidiyor adeta.. Yetişemiyorlar; yanarak ölmüş zavallı.. Ölmüş ama devlette devamlılık diye bir şey var.. Ölümünden sonra top atma işi oğlu Abdullah efendiye kalmış.. Başta da dedik; Abdullah efendi Bolu Gençlik Kulübü'nün efsane santraforu Şeref'in dedesi.. Aynı zamanda artezyenci İhsan Taşdelen'in de kayın pederi..
    ***

           AHMET MIZRAK..
           Kaplıca'da pehlivanların peşrev çekmesi gibi suyu tokatlama, 'güm' letme adeti vardı eskiden; belki hala vardır.. Bu işi en iyi yapanların başında da Ahmet amca geliyordu, Ahmet Mızrak.. Öyle ki havuza tokatı patlattı mı, su kubbedeki cam fanuslara kadar çıkıyordu neredeyse.. Geçen gün yabancı birinden bahsettiler; kıçında daracık bir mayo ile havuz kenarında dolaşan birinden.. Bu adam Havuzdaki Ahmet amcaya 'üzerime su sıçratıyorsun' diye bozuk atmış.. Tornacı İhsan abi de orada, İhsan Akman.. Çok bozulmuş bu saygısızlığa..
    ***
          Adam hala 'ne olmuş dedikse' diyormuş İhsan Akman'a.. Elinin körü olmuş, diyemezsin dedim, diyemezsin.. Bitti.. Elini gencin omzuna atmış 'delikanlı' demiş bu havuzun yanına yaklaşma.. Seni havuza bir itersem var ya; o ihtiyar delikanlı pestilini çıkartır senin.. Seyit onbaşı'nın top mermisini kaldırması gibi kaldırır sırtüstü yapıştırır havuzun kenarına.. Yapar mı yapar.. Havuzların efendisi o.. 'Zaten Çakır Ayhan orada Kara Cemal orada, Kadife Kemal orada.. İki tane de Necip var havuzun kenarında oturan Kel Necip ile ayı Necip.. Yan gözle izliyorlar İhsan Akman'ı 'bir durum' olursa yolacaklar adamı.. Cingan Ali'nin kardeşi Mustafa Aslanata da harharlıkta.. Kadro çok sağlam..
    ***
           Havuz mavuz deyince aklıma temel fıkrası geldi; Beş yıldızlı otelde Havuz görevlisi Temel'in yanına gelmiş 'Beyefendi' demiş, 'lütfen havuza işemeyin..! 'ama herkes işiyor' demiş temel.. Görevli 'tamam ama' demiş 'herkes sizin gibi tramplen'e çıkıp oradan işemiyor.. Hahahaha..

           HAYDAR AĞA...
           Bazı şeyleri tesadüfen öğreniyor insan.. Dün merak ettiğim bir şeyden bahsedildi televizyonda.. Postacılık tarihi anlatıldı.. Firavun Menegtahs'in postacılar için taştan yollar yaptırdığı, gece - gündüz yalınayak koşan postacıların her gün firavuna Nil nehrinin su seviyesini bildirdiği gibi şeyler..
    ***
           Bizde de 1920'lerde Akpınar'da Haydar Ağa var.. Zaptiye mi dersin, postacı mı dersin, öyle bir şey.. Haydar Ağa devlet memuru ama okur yazar değil.. Görevi; köylere gelen mektupları yerlerine ulaştırmak.. Atıyla gelip mektup tomarını muhtarın masasına bırakıp gidiyor.. İşi bu.. Ama okur yazar olmadığından bıraktığı mektuplar çoğunlukla başka bir köye ait oluyor..
    ***
           Bir değil iki değil; evin tek okur yazar kişisi eşi, el koyuyor duruma.. Ayşe teyze Fakir Baykurt romanlarının 'Irazca ana'sı gibi, çok dirayetli bir hanım.. Haydar Ağa 'resmi hizmete mahsus' beygiri hazırlarken, o renkli yün iplikleriyle bağlayıp paket yaptığı mektupları uzatıyor 'Bak adam! diyor mavi iple bağladıklarım Seyit Köyü'ne, kırmızı iple bağlı olanlar Kılıçarslan'a gidecek unutma..!
    ***
            Ayşe teyze rahmetli Emin Akman'ın da anneannesi.. Emin Akman'dan bahsetmişken onun bir zamanlar çakı gibi bir Harp Okulu öğrencisi olduğunu da hatırlamak lazım.. Gerçi bir süre sonra 'bana göre değil bu işler' diyerek bırakmış okulu Emin amca..

            BİZ ÇOCUKKEN..
            Filiz Makarna'nın oralarda 'Ayşecik ve yedi cüceler' filmini çekmişlerdi.. Bugün o filmle ilgili bazı fotoğraflar görünce İzmit'ten bir kız gelmişti mahalleye, onu hatırladım.. Hepimiz aynı anda aşık olunca kız neye uğradığını şaşırmıştı.. Herkes bişeyler yapıyor gözüne girmek için.. Ben de sokağın başına salıncak kurdum.. Evde yastık minder ne varsa taşıdım oraya.. Babası tayin olup gittiklerinde mahalleden cenaze çıkmış gibiydi..
    ***
           Kız 'iki tahtası eksik" gibi bir şey söylemiş benim için.. Merak edip arkadaşlarla İsmail Bey'e gittik.. O da Osman Bey'e seslendi 'Hocam' dedi 'bunun iki tahtası eksikmiş napacaz..? Bizim Nejdet'e anlatıyorum bunları 'hatırlamıyorum' diyor.. Bugünlük de bu kadar..
    Hoşça kalın.
                                                                     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye