Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Mızrak.. Kütüphane.. Ortanca.. Nezihi Başçavuş..      

Erdoğan Mühürcüoğlu

    20 Nisan 2016

           Mızrak.. Kütüphane.. Ortanca.. Nezihi Başçavuş..      

           29 Nisan 1916 Kut-ül Amare Zaferi'nin yıldönümü ya; Aktaş'lı Halis Dede'den bahsettik biraz.. İngilizlere Kut-ül Amare'de esir düşen, 3 yıl Bombay'da demir yolu inşaatında çalıştırıldıktan sonra, istanbul'a getirilen.. 
    * * *
          Onun bir de 1940'lı yıllarda Bolu'da gardiyanlık yaptığı dönem var.. Ünlü Ankara Cinayeti zanlısı Haşmet Orbay'ı her gün "Velibey'in otelinden alıp Fırka Tepesi'ne sığınak kazdırmaya götürdüğü dönem.. Bolu'da görülen ve tüm ülkenin ilgiyle izlediği bir davadır o.. Ünlü polisiye yazarı Agatha Christie'nin bile gelip 'işime yarar' diye dava ile ilgili bilgi topladığı.. 
    * * *
           Burma' daki esir kampından bir yolunu bularak kaçan bir başka Bolu'lu da Alpagut'lu Hamit Dede.. Sonra rahmetli Şerafettin Mızrak'ın babası.. Herkes kayboldu, şehit düştü filan derken beş- altı yıl sonra çıkmış gelmiş Bolu'ya.. Süvari olduğu ve at üzerinde mızrak taşıdığı için de Mızrak soyadı verilmiş kendisine..
    * * *
           KÜTÜPHANE.. 
          Ayşe Erzincanlı'nın yönettiği bir kütüphane vardı eskiden hatırlar mısınız? Ahşap bir binanın ikinci katında, tahta merdivenlerle çıkılan; odaları, ocağı, bacası ve yüklüğü ile tipik bir Bolu evi.. Merdiven trabzanından kaymayı ilk öğrendiğim yerdi.. Ata biner gibi ve ayakları yana açarak.. En eğlenceli ulaşım şekliydi o zamanlar.. Yeter ki son noktasında topuz gibi bir şey olmasın.. Günümüzde itfaiyeciler de kullanıyor aynı tekniği.. 
    * * *
           Hiç unutmam, ilk gittiğimde Ayşe Hocanım 'aa sen mi geldin ortanca? diyerek açmıştı kapıyı.. Biraz sonra elinde naylon ayakkabılarla geldiğinde de 'Bunları dışarda çıkarma ortanca' demişti; 'bak, biz de çıkarmadık..' Çocukken konu komşunun 'sanırım' kolayına geldiği için taktığı lakaptı 'Ortanca'.. 'Sabahat'in ortanca oğlu..!” 
    * * *
           Ortanca'nın en büyük özelliği şaşırtmasıymış sayın okur.. Bu yıl mavi olan ortanca, ertesi yıl bakıyormuşsun başka bir renk oluvermiş.. Çok seçici.. Buraya dikiyorsun mavi, iki adım öteye taşıyorsun kıpkırmızı..
    * * *
           Karşı komşumuz vardı Ulviyanım.. Ve onun çiçekleri; Ortancaları.. Kedi yavrusu gibi oradan oraya taşıyıp durduğu Ortancalar.. Babam anlatırdı; Babası ilk mecliste görev yapan Bolu Milletvekili Nuri Efendiymiş.. Mustafa Kemal Paşa'nın yaşından dolayı mecliste 'beybaba' diye hitap ettiği kişi.. 
    * * *
           Dibine paslı demir, çivit gibi şeyler koyar 'Bakalım bu yıl nasıl açacak? derdi 'Kemal'imin ortancaları' Kemal'im dediği de oğlu .. Anıt Kabir'in yapımı sürerken zamanın bakanı 'Sırrı Day' ın sık sık makamına çağırıp; 'nasıl gidiyor' diye sorduğu Bolulu mimar.. Çocukluğunda ağac tepelerinden inmeyen, ortancalarla dolu havuzlu bahçede hamasi şiirler okuyan.. Şimdi ne o bahçeler kaldı ne de o renk renk açan ortancalar.. Şairin; 'Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş/ Son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmuş' dediği gibi..
    * * * 
          Anıtkabir ile ilgili bir toplantıda Celal Bayar'a kafa tutması var Kemal Amca'nın.. Celal Bayar'ın ona haddini bildirmek istemesi.. Çok sinirlenen Kemal Amca'yı arkadaşlarının ceketinden asılarak durdurabilmesi.. O günlerde Bayındırlık Bakanı da Bolulu, Fahri Belen.. Hahhhayyytt ! Kim tutar..! Yastıklar minderler, bize kim derler..!
    * * *
          DİŞÇİ..
          Katıla katıla gülecem, zor tutuyorum kendimi.. Yeterince uyuşmayan bir diş düşünün ve o dişi çekmeye gücü yetmeyen ufak tefek bir hanım.. Bir diş çekimi 2 saat mi sürer? Bir diş için dışardan güçlü kuvvetli biri mi çağrılır yardıma? İki doktor gurur meselesi yapınca, bi ayağını dayamadıkları kaldı çeneme..
    * * *
           Zor tutuyorum kendimi.. Sürekli Küpeli Ayşe Hanım geliyor aklıma; güler yüzlü, beyaz tenli, gamzeli.. Ve onun 'Dişçi' olan eşi Hakkı bey.. 'Orta Hamam'ın yanından aşağıya inerken sağ kolda evi olan.. Hani kavşakta duramayınca Orman işletmesinin pikabıyla 'orta hamam'ın kadınlar bölümüne giren birini anlatmıştık.. Kadınların takunyalı saldırısından kıvrak vücut hareketleriyle kurtulabilen.. İşte tam o sokakta ev.. Şakşaklı kapısı olan, kapının ipini çekerek girilen.. Bahçe içinde..
    ***
           Askeriye'de Baytar'mış Hakkı bey.. Baytarlara ihtiyaç kalmayınca hızlı bir eğitimden geçirip diş hekimi yapmışlar.. Yapmışlar ama o saatten sonra öğrenilen dişçilikten ne hayır gelecek.. Hakkı bey de daha ilk işinde çuvallamış.. Bir gün hastasının ağzından kalıp alacak; alçıyı iyi karamayınca donmuş kalmış adamın ağzında.. Çekiyor çekiyor gelmiyor.. Kendi parmağını bile zor kurtarmış.. Bunlar geliyor ya aklıma gülmekten ölecem nerdeyse.. Dişçi koltuğunda ruhumu teslim edecem.. Bazı gülme krizleri, hapşuruk nöbeti gibi oluyor.. Tutamıyorsun.. Tutamadım netekim..
    * * *
            NEZİHİ BAŞÇAVUŞ..
            Nezihi başçavuşla Hakkı Bey arasında nasıl bir irtibat kurduk bilmiyorum ama onun da adı geçti bu mevzunun içinde.. Turgut Çulha'nın çıkarttığı 'Abant' gazetelerini koltuğunun altında gezdirdiği, ispirto içmekten kalınlaşmış bir sesle .'Abaaannt' diye dolaştığı kıraathaneler de.. 
    * * *
           Düğümü bir sefer bağlanmış bir daha hiç açılmamış gibi duran bir kravat ve üzerinde en az 2 beden büyük bir ceket.. Sigarayı yakmadan önce ucunu tık tık masaya vurmalar, ilk dumanı 'Turan Seyfioğlu' gibi sigaranın yanan kısmına üflemeler.. Ve yanında omzunda asılı sazı ile meşhur İspirtocu Sadık.. John Steinbeck'in 'Yukarı mahalle' romanındaki Danny ile Pilon gibi.. 
    * * *
          Birinin cebine giren birkaç dolarla yemek yiyen, diğerinin bulduğu şarabı birlikte içen.. Uyuyan arkadaşının pantolonunu usulca çıkartıp pazarda satması var Danny'nın.. Sattığı pantolonun parasıyla eve bir galon şarap getirerek Pilon'a jest yaptığını sanması..
    * * *
          Nezihi Başçavuş mantar tabancası ile Sadığın bir gözünü kör edincesi Sadık 'kırmızı görmüş Boğa' gibi olmuş adeta.. Öfkeden gözü dönmüş.. Kör olmayan gözü dönmüş.. Sopayı kaptığı gibi peşine düşmüş Nezihi'nin.. Olaya müdahale eden Komiser Ali Bey'in Sadık'ı hastaneye götürüp tedavi ettirmesi var.. Tedavi ettirmesi ama Nezihi'den şikayetçi olmayı bir türlü kabul ettirememesi..
    * * *
           'Birini ya da bir şeyi sevmek, onu her şeyiyle sevmek demek.. Hatalarıyla, yanlışlarıyla ve sebep olduklarıyla.. Bir yerde okumuştum, galiba bir kitabın arka kapağındaydı 'Sevmek bir tür çaresizliktir' diyordu yazar.. Bir şeyi çok seviyorsan başka çaren olmadığındandır.. 
    * * *
          TAKSİCİLER...
          'John Steinbeck'in 'Yukarı mahalle' romanındaki gibi' dememe bayıldı arkadaşım.. 'Bak' dedi bu yazının devamına bir kaç motif daha eklersek var ya; vallaha siye millet.. Mesela Üzeyir Usta iyi gide buraya.. Land Rover Cip'iyle 'eşşekçi Nurettin' abi de iyi gide.. Şehrin en eski, en meşhur iki taksicisi bunlar.. Hayri abi'nin dillere destan aşk hikayesini sıkıştırırız aralara..1950-1957 gibi Hicran Abla'yla evlendiğini filan.. 
    * * *
           Tiraj patlaması yaşarız.. Sen; 'aşklarına nazar değdi, boşandılar' diye yazarsın.. Hayri Abi'nin vefatında Hicran Abla'nın Bolu'ya gelip cenaze törenini uzaktan izlediğini.. Biraz da boşluklara senin yalanlarından serpiştiririz.. John Steinbeck' da kim oluyor la.. Sen bizim yarım akıllıların annamaduğuna bakma.. Aslında heykeli dikilecek adamlar bunnar..' 
    * * * 
            Evet bu gün de yazının sonuna geldik.. En zor yerine yani.. Vallaha bu yazının sonuna gelmeler var ya, komplekse soktu beni.. 'Neden acaba? diyor arkadaşlar, 'nedense güzel bir 'lisan-ı münasip' ile bitmiyor senin yazılar..' İsmail Abi'ye göre de 'havalanan ama bir türlü iniş yapamayan uçak' gibiymişim... 'Ne o öyle?” diyor, 'Küt dek hoşça kalın” demek..? 
           Hoşça kalın..
                                                

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak