Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Refik Bey.. Kara vicdanlım.. Kuşak..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    20 Mayıs 2013


         Size de öyle oluyor muydu ? Sizin de çok müsait bir yerde top oynamanıza rağmen topunuz zırt pırt bahçelere, balkonlara falan kaçıyor muydu ?.. İşin kötüsü hem de en korktuğunuz kişilerin balkonlarına bahçelerine falan ?.. O kadar dikkat ettiğiniz halde, akıllı teyzelerin bahçesine değil de, hep en deli en acımasız olan teyzelerin bahçesine ?
         Ta o zamanlardan beri şaştığım anlam veremediğim bir şeydir bu.. İçimizde öyle sakar çocuklar vardı ki, her vuruşunda top o korktuğumuz bahçelerden birine düşerdi.. Top ile birlikte ayakkabının tekinin bile fırlayıp gittiğine çok şahit olduk..
    ***
          'Keseyim mi lan topunuzu ! tehdidi herhalde sizin de çocukluğunuzda en sık duyduğunuz sözlerdendir, yanılıyor muyum? Bir alt sokaktaki oturan Temel Amca'nın 'gel lan verecem topunuzu !" diyerek bizi içeri aldıktan ve topu kurban bıçağı ile kestikten sonra, artık her bahçeye kolayca giremez olmuştuk..
    **
         Bir de alt sokaktaki Hikmet teyze de bizim için tehlike arz eden kişilerdendi.. Ayrıca bu teyzenin kötü bir huyu daha vardı.. Siz sokakta oynarken topu kapıp evine götürür, siz pencerenin altında beklerken bir kova suyu başınızdan aşağı boca ediverirdi... 'Ananız babanız yok mu sizin? doğurup doğurup atıyorlar sokağa ! bıktım artık ! defolun gidin' diye bağırırdı..
    ***
         Bazan ağlardık ederdik ama vermezdi 'ananız gelsin' diye tuttururdu.. Çaresiz topu orada bırakır giderdik.. Birkaç gün sonra o topu torununun elinde gördüğümüzde çok bozulurduk.. Güya o topu anneannesi almış ona, öyle der poz yapardı.. Öyle zannediyor ne yapsın çocuk.. Her akşam beni anneme şikayete geldiğinde "Vallahi bu oğlan eşkiya olucak" derdi. Bir şey değil bir gün elinde kalacakmışım onun !.. 'Sabahat şunu bir döv güzelce; akıllansın !.."
    ***
          Yıllar sonra biz o mahalleden Tabaklar Mahallesi'ne taşındık bir gün balkonda otururken duymuştum; belediye hoparlöründen öldüğü anons ediliyordu; çok üzüldüm.. 'Keşke toplarımızı kesseydin, hevesin kalmasaydı be Hikmet teyze' diye geçti içimden.. Keşke o günlere yeniden dönebilseydik de her gün bir topumuzu kesseydin..
    ***
         Babam rahmetli anlatırdı; Gavurlar mahallesinde deli refik (Refik üstok) Rakı fabrikası açınca, orada işe girmiş, çalışmaya başlamış.. Şimdi Refik Üstok da kim ? diye sormazsınız inşallah.. Bir kaç kez anlattık Deli Refiği.. Bolu tarihine damgasını vurmuş emekli yüzbaşı 'Gamlı Firaki' Refik Üstok..
    ***
          Birinci ve ikinci dünya savaşlarına katılmış yüzbaşı rütbesindeyken bazı sağlık sebepleri yüzünden malulen emekliye ayrılmış, dedem rahmetli 'arabacı İsmail ağa'nın yaylı arabasıyla Bolu sokaklarında 'Estireyimmi, kestireyimmi' diye türküler söyleyerek naralar atarak dolaşmışlar.. Bunları anlatmıştık hatırladınız mı? Malulen emekli edilmeden önce yanına Salavatla girilip çıkılabilirken sonradan 'kararca' oluveren.. Evinde mahkeme kurup kendisini yargılayan kişi.. Şehir stadının karşısındaki evinde kiracı olarak otururken bahçesinde Geyik falan besleyen..
    ***
         Hala bir şey hatırlayamadıysanız eski yazdıklarımıza bakın.. Uzun uzun anlatmıştık 'Gamlı firaki' Deli refik'i.. Babam anlatıyordu 'Askerden geldiğimde Gavurlar mahallesinde Deli Refik'in rakı fabrikasında çalışıyordum.. Bana hafta sonunda elli kuruş gibi bir para veriyordu.. Artık para kazanıyorum diye 'elim ekmek tuttu' diye seviniyordum.. Ama rahmetli Refik bey beni o kadar yorardı ki; bunalırdım.. Beş dakika boş kaldığımı görse körüklü çizmelerini verir boyamamı emrederdi.. Hatta işin o kadar tadını kaçırdı ki, abdest almak için ta Aktaş Camisi'ne gidip oradan ibrikle su getirmemi bile istediği oldu..
    ***
         Babam Yıllar sonra memuriyete başlamış.. Günün birinde 'Valilik kalemi'nde rastladığı Refik Bey'e 'elli kuruş haftalık vererek kendisini ne kadar ezdiğini' hatırlatmış.. Aldığı cevap babamı şoke etmiş; "Ben sana elli kuruş haftalık vermiyordum ki, elli kuruşu anan Şeref hanım getirip bana veriyordu, bende sana veriyordum.. Bana kalsa sen elli kuruş bile etmezdin !..
    ***
    Ah o şarkı yok mu?
    ne zaman bir keman eşliğinde
    kulaklarıma değse
    ağlıyor senle dolu tüm hücreler..

    Her gördüğüm yüz sanki sen
    sanki seni andırıyor bütün taklitler
    ve sanki bütün yemeklerin kokusu elinden çıkmış gibi..
    boğazıma düğümleniyorsun kaçamıyorum..

          Nasıl şiirimi beğendiniz mi ? Benim yazdığımı mı düşündünüz yoksa ? Keşke ama nerdeee ! bir yerde gördüm de 'buraya iyi gider belki !' diye koydum..
    ***
          Böyle şiirli miirli bir şeyler yazdım diye, Rezonans etkisi, kelebek etkisi falan gibi şeylerden bahsettim diye (çok uzadığı için çıkarttım) beni çok akıllı 'cin' gibi bir adam falan sanmayın.. Aslında tam tersini bile düşünebilirsiniz.. Biliyor musunuz? Ben çocukken iki şeyden çok korkardım; birincisi bizim bahçede, kapının önünde gizemli bir mezar vardı.. İkincisi ise hiç kimsenin aklının ucundan bile geçmeyecek olan bir şey.. Eskiden bazı evlerde, çoğunlukla da köy evlerindeki tuvaletlerde tahtadan oyulmuş ayakkabı, yani nalınlar olurdu.. Ayaklar veya terlikler kirlenmesin diye 'hela' ya giderken giyilen bu tahtadan oyulmuş ayakkabıdan acayip korkardım.. Sanki birden canlanıp peşimden koşacaklarmış gibi gelirdi, sanki canlıymışlar gibi gelirdi bana..
    ***
         Nasıl oluyor bilmiyorum ama, bazı şeyler insanın hafızasında kazınıp kalıyor.. Mesela yaşlıların sıcak tutsun diye bellerine sardıkları yün kuşakları bilirsiniz.. Kaplıcada, hamamda falan belki sizde rastlamışsınızdır.. Özellikle yaşlılar onu bellerine sımsıkı sararlardı, yalan olmasın ama sararken belin etrafında belki on tur attırırlardı kuşağa.. Yani kuşağın bir ucundan tutup 'su motoru çalıştırır gibi' ya Allah ! deyip kuvvetlice bir asılsanız; adam 'kaytan'dan kurtulmuş topaç' gibi fırıl fırıl dönerek havaya fırlayabilirdi.. Bizim pederinkine baktıkça hep o hayali kurardım.. Bir çeksem kuşağı babam fırlasa gitse gökyüzüne doğru.. ve tabi tekrar geri gelse..
    ***
          Kuşak sararlardı, yelek giyerlerdi, mes-lastik giyerlerdi ama, kendilerine de yakıştırırlardı sonuçta.. Şimdikiler giysinler görelim bakalım, bir tekine yakışsın, ne derseniz kabul.. Hatta bir seferinde ılıcada kuşağını bağlarken yardım ettiğim yaşlı komşumuz 'Bisiklete biniyorsun; cıscıbıldak zemheri buzağısı gibi dolaşma evladım demişti.. Gömleğin içine göğüs kısmına bir de gazete kağıdı koy ! Seni korur' ıccacuk' tutar! 'duydun mu Möhürcü ?" demişti rahmetli.. Bizim oraların güzel insanlarını anlatmakla filan bitmez, o kadar çoklar ki çok şükür, yaz Allah yaz ! ..
    ***
          Her şeyin de bir zamanı var be güzel kardeşim, Klasik müzik dinlemenin de Halk türküleri dinlemenin de.. Hatta Arabesk dinlemeninde.. Öyle değil mi? Dön bakalım bundan 30-40yıl falan öncesine.. Git Karaçayır'a, panayır alanına, dolaş derme çatma dükkanların arasında Tüfek atışları yaptırılan, sigaralara halka (kasnak) attırılan çadırların önünde bekle saatlerce.. Yok yok! şeye git mesela; en çok gürültü, patırtı gelen 'devasa' çadırın önüne..
    ***
          Orada birikmiş adamların arasından sende gözetle içersini.. 'Milyonda bir' ihtimalle bile olsa bekle dur saatlerce sabırla 'Aç Aç Aç' tezahüratları arasındaki komediyi.. Ümit dünyası bu, olur mu olur ! diye ..' Tam da ben gidince oluvörse' 'dansöz vicdana gelivörse' deyip bir türlü ayrılama çadırın başından.. Ortalığı kaplamış yoğun köfteci dumanlarından, sucuk kokularından, çadırlardan gelen çatlama-patlama sesleriyle barut kokularının arasından, Dede Efendi'den bir şarkı dinle 'Tut-i mucize guyem...' diye.. Sonra da Hacı Arif bey' den 'nişaburek' makamında bir şarkı gelsin peşinden, plaklardan, pikaplardan..
    ***
         Olurmu şimdi bu ? Gider mi bu şarkılar buralarda ? Gitmez tabiî ki.. Yok efendim biz kaliteli adammışız da, öyle Arabesk dinlemezmişiz de, o tür müzikler 'varoş' müzikleriymiş de, çalsın dursunlarmış kendi kendilerine.. Biz ortaokulda, lisede Mürvet Merdan Hocanım'dan müzik dersi almış adamlarmışız da, hiç işimiz olmazmış da!.. Falan fıstık..
    ***
          'Sen gel bu işleri benim külahıma anlat !..Öyle değil mi ama? Mürvet Merdan Hocanım'ın ne alakası var bu işlerle şimdi.. Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin; burada gitmez mi bir 'Kara vicdanlım' ?.. Mine Koşan gümbür, gümbür okusa..
    -Yastığının üstüne,
    -Habersiz bıraktığım,
    -Ne yaptım ki sana ben ?
    -Bana düşman mı çıktın?
    ***
         Gece panayırdan çıkmışsınız.. Karaçayır hayratının önünden binmişsiniz bir paytona 'şakkıdı şukkudu' gidiyorsunuz, atların nal sesleri de şarkının temposuna uymuş, Kamuran Akkor başlasa söylemeye;
    -Bana sabret diyorsun, ben sabır taşımıyım?
    -Döndürüp duruyorsun, değirmen taşımıyım?.
    Hangisi güzel ? Tut-i mucize mi dediniz? Yapmayın artık! sizle uğraşılmaz.. 'maksuz' mu yapıyosunuz yoksa ? sabahtan beri ne anlatıyoruz biz !.. Adamı hasta etmeyin Allah aşkına !
    ***
          Bir zamanlar bir yazımızın sonunu şöyle bitirmiştik ' Eskiden olduğu gibi yine gazoz şişesini çalkalayıp birilerine fışkırtmak; veya bir köşeye gizlenip su tabancasıyla su püskürtmek yoldan geçenlere.. İstemez misiniz ?'
    İstemez olur muyuz hiç ! Ama nerdeee..
    Burada artık bitirelim mi ? devam edersek, sizin yüzünüzden açlıktan ölecüz herhalde..

                                                     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye