Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Kütüphane.. Hasan Çakmak.. Yaşar Abla..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    23 Şubat 2018

          Kütüphane.. Hasan Çakmak.. Yaşar Abla..
           Sonradan diyorum; Sonradan yaşamaya başladığın yerin hikayesi olmuyor Can Tertip.. Sadece çocukluğunun geçtiği şehir geliyor insanın peşinden.. Hafızana kazınmış mekanlar, kişiler geliyor.. 
    * * *
           Hani Edip Cansever 'Manastırlı Hilmi Bey'e ikinci mektup' şiirinde; 'Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor' diyor ya; öyle.. 
    *
         Ben pencereden bakarken 
         kimseler ölmemişti.. 
         Ölüm diye bir şey yoktu ki Hilmi bey !
         Var mıydı?' 
    * * *
          Ahşap bir binanın ikinci katında, gıcırdayan merdivenlerle çıkılan bir yerdi Şehir Kütüphanesi.. Odalarında ocağı, bacası hatta yüklüğü olan tipik bir Bolu Evi..
    * * *
         İlk gittiğimde; 'Aa sen mi geldin ortanca? diyerek karşılamıştı Ayşe Erzincanlı.. Biraz sonra da elinde naylon ayakkabılarımla gelip 'Bunları kapının önünde çıkarmana gerek yoktu ki 'ortanca' demişti; 'Bak, biz de çıkarmadık..! Çocukken konu komşunun kolayına geldiği için taktığı lakaptı 'Ortanca'.. 'Sabahat'in ortanca oğlu..!” 
    * * *
           Ortanca'nın en büyük özelliği herkesi şaşırtması, ters köşe yapmasıymış.. Bu yıl mavi olan ortanca, ertesi yıl bakıyormuşsun başka bir renk açıvermiş.. Buraya dikiyorsun mavi, iki adım öteye taşıyorsun kırmızı..
    * * *
           Semerkant Mahallesi'nde komşumuz vardı Ulviye hanım.. Ve onun kedi yavrusu gibi oradan oraya taşıdığı ortancaları.. Babası Bolu Milletvekili Nuri Efendiymiş Ulviye teyzenin.. Mustafa Kemal Paşa'nın yaşından dolayı 'Beybaba' diye hitap ettiği kişi.. 
    * * *
           Dibine paslı demir, çivit gibi şeyler koyar 'Bakalım bu yıl nasıl açacak? derdi 'Kemal'imin ortancaları..! Kemal'im dediği de oğlu.. Anıt Kabir'in mimarı.. Zamanın bayındırlık bakanı Sırrı Day'ın sık sık makamına çağırıp; 'Nasıl gidiyor' diye sorduğu kişi.. Boluspor'lu Vadi'nin kayınpederi.. 
    * * *
           Onun; çocukken evin ortancalarla dolu bahçesinde ağaçlara tırmanıp şiirler okuduğu anlatılırdı mahallede.. Şimdi ne o bahçeler kaldı ne de o renk renk açan ortancalar.. Şairin dediği gibi; 'Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş / Son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmuş..'
    * * *
           Hayat işte.. Tiyatro gibi, film gibi, hatta rüya gibi her şey.. Belediye Bandosunu ve onun Gazcı Şükrü'den önceki şefini hatırladım endi gün.. Turgut Bey'i, eşi Perihan Hanım'ı, oğlu Aslan'ı, kızı Yurdanur'u.. Turgut Bey'in Erkek Sanat Okulu'ndaki meslektaşı Edip Beyin Alman Barış Gönüllüsüyle olan gönül ilişkisini.. Arkadan kelepçelenmiş elleriyle polislerin arasında önce adliyeye sonra da cezaevine götürülüşünü..
    * * * 
          Yazılarımı paylaşmadan önce 'nasıl olmuş? diye okuduğum bir arkadaşım var.. Dün bu konuları onunla konuştuk biraz.. Ben Ziraat Bankası evlerinde oturdular diye biliyordum ama değilmiş, Borazanlar'da oturmuşlar, cezaevinin arkasında.. O yıllarda 50.Yıl Orta Okulu yokmuş daha.. Cezaevindeki askerlerin talim yaptığı, gençlerin top oynadığı geniş bir araziymiş orası.. Firar eden mahkumlar olurmuş, peşlerinden silah atan askerler.. 'Komşu bahçelere atlayıp saklananlar olurdu' diyor, 'elbiselerini değiştirip gözden kaybolanlar.. Korkardık, sabah olmak bilmezdi..'
    * * * 
           'Terziler, Ayakkabıcılar, Berberler.. Mithat Üstündağ'ın 'Neşe' berberi, Süleyman Akçar'ın 'Sevim' berberi, Abdullah Karabine'nin 'Bizim Traş' salonu, Kazım ve Besim İkizünal'ın 'Süslen' berberi.. Düzceli Berber Hasan Çakmak..
    * * *
           Kazım ve Besim İkizünal'ın 'Süslen' Berberine 'İkizler' Berberiydi' diye itiraz ediyorum.. 'Yok ! diyor, Süslen Berberiydi orası.. Muharip gaziydi ikisi de.. Bolu'nun en meşhur sünnetçileri.. Geçenlerde sen de yazdın, bizim kuşaktaki erkek çocukların ya saçını kesti onlar, ya da çükünü..'
    * * *
          HASAN ÇAKMAK
          Berber Hasan Çakmak dendi mi, onun Esentepe Oteli'nin altındaki dükkanı gelir benim aklıma, akıl hastası oğlu ve korkusunu hala üzerimden atamadığım evi gelir.. Krizi tuttuğunda, elinde balta ile herkese saldıran, mahalle sakinlerini önüne katıp çığlık çığlığa kovalayan..
    * * *
           Onun İstanbul'da akıl hastanesinde öldüğü cenazesinin mahalleye getirildiği gün var hafızalarımıza kazınan.. Bir kadın bağırıyordu o gün bahçede.. Yanında Hasan Çakmak usta ile İlhami Berberoğlu.. Bahçede teneşir tahtası, kazan ve bir de tabut.. İlk defa bir evin aralık kalmış kapısından teneşir tahtasında yatan cenaze görüyorduk.. Ve üzerinde su kabağından bir tas..
    * * *
           Konu çok olunca ne yazacağını da şaşırıyor insan.. Editörüm; 'Bolu Lisesi'nin Çanakkale savaşlarına katılan ve bir daha geri dönemeyen öğrencilerini yazsana! diyor.. 'Bolu'ya Çanakkale türküsündeki gibi 'gençliğim eyvah” dedirten Liselileri.. Hocaları Mehmet Kemal Efendinin esir düşmesiyle başsız kalan, kolunda sarı kurdeleler bağlı..'
    * * *
           'Konudan çok ne var ciğerim..! Atlı Karınca'cı Talet'i yaz Akpınar'dan.. Nezihi Başçavuş'u yaz.. Boynunda bir sefer bağlanmış bir daha hiç açılmamış kravat, üzerinde en az 2 beden büyük ceket, koltuğunun altında Turgut Çulha'nın çıkarttığı 'Abant' Gazeteleri.. İspirto içmekten kalınlaşmış sesiyle; 'Abaaannt' diye dolaştığı kıraathaneler.. Durmuş İyigün'ün kıraathanesi, Kerim Keske'nin Yeşil Abad, Kadir Turan'ın Safa kıraathanesi, Amigo Tevfik'in Kardeşler, Mehmet Akhoca'nın Şehir kulübü.. Cambazlar kahvesi, Toraman'ın meyhanesi.. Yaz dostum yaz..!
    * * *
           'Sonra Aktarlar sokağı ne güne duruyor.. Çocukluğumuzun Disneylandı orası.. Maytap, mantar, çatapat dumanından göz gözü görmezdi bayram sabahları.. Sorsan babaları iki dönem Bolu milletvekili olan Altan Öymen'le, Örsan Öymen bile anlatır sana orayı.. Örsan Öymen anlatamaz da, Altan Öymen sağ, anlatır..
    * * *
           Altan Öymen'in babası deyince; Vala Nurettin'in anılarındaydı galiba.. 1940'lı yıllardaki Bolu'yu anlatırken; 'Pek çok kişi yeniliklere ayak uydurmakta güçlük çekiyordu' diyordu.. 'Halkevi'nde Balo'nun yapılacağı salonun kapısında ayaklarındaki mestleri çıkarıp bellerine sokup gizleyenler vardı.. İçerde ayakkabılar sıkınca da çaktırmadan çıkarıp tekrar mestlerini giyenler..
    * * *.
          Eczacı Hilmi Bey'le Muzaffer Hanım'ın Halkevi'nde yapılan düğününü anlatmıştık hatırladınız mı? Gece saat 11'e kadar devam eden, Şehre elektrik veren jeneratörün şalteri Makinist Arif Efendi tarafından indirilince sona eren.. Şehrin ileri gelenleri vardı o gece, üst düzey bürokratlar, eşleri.. Semerkant'tan Kamber onbaşı da gelmiş; Zorba filminin Anthony Quinn'i gibi dönü dönüvermişti Halkevi'nin ortasında.. Ayağında sarı yemeniler.. 
    * * *
           Daha sonra Mustafa Emil Tekin'in çalıştırdığı 'Aile Sineması' oldu orası.. Ne filmler izledik orada ne filmler.. Göksel Arsoy'lu, Belgin Doruk'lu, Muhterem Nur'lu.. Yanımızda Sinemacının oğlanları, Uğur ve Mustafa.. 'Vee arka sokakta güzeller güzeli Ayda abla.. Memur kızı Ayda abla.. 17, bilemedin 18'inde o zamanlar.. Güler yüzlü, güzel bakışlı.. 'Sıralardaki Heyecanlar' filminin Aliki Vuyuklaki'si.. 
    * * *
           YAŞAR ABLA..
           Şimdi dönüp bakınca keşke yeniden o günlere geri dönebilsek diye düşünüyor insan.. Teyzelerin 'İnersem aşağıya..! tehditleri altında top oynasak Çavuşlar Tarlası'nda.. Çayır Pınarı'nda Bolu Gençlik'in antrenmanını izlesek mesela.. Takımın başında Aktar Arif Efendi'nin oğlu olsa, Gadak Kamil Amca'nın çiğ böreklerinden ısmarlasa bize.. Saçlarına dağılmasın diye file takan İsmet abi ayranları söylese.. 
    * * *
           Panayıra gitsek.. Zincirlilere binsek, halka atsak, tüfek atsak.. Sonca dence deyip Yaşar Abla'ya, Büyük Ünal Tiyatora'sına uğrasak.. Biz Yaşar Abla'ya 'Aç.. Aç.. Aç !” diye bağırırken o Hüzzam bir şarkıya başlasa, Nasibin Mehmet Yürü'den.. 

          Açmam açamam söyleyemem çünki derinde..
          Bir yaresi var ki kanıyor kalb üzerinde..
    *
          Hoşça kalın.. Zülfü yare dokunduksa affola..!

                                    Erdoğan Mühürcüoğlu (23.02.2018)

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Koltukları Cafe Sandalyeleri Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak