Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

 Langırt.. Albay.. Kasım Gülek..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    21 Ekim 2016

           Langırt.. Albay.. Kasım Gülek..
          Tebessüm ettiren bir fotoğrafa rastladım.. 1972 yılına ait bir fotoğrafa.. Nikah kıyılırken çekilmiş bu fotoğraf.. Nikah memurunun eli bana doğru uzanınca, çok ilginç, izaha muhtaç bir görüntü çıkmış ortaya.. Hatırladım tabii o anı.. 'Dik otur' diye uyarıyordu Raif Abi 'Gamburunu çıkartma, bak adam fotoğraf çekiyor..!” 
    * * *
           Tam bir mücadele adamı Raif Abi.. Zatı Sungur'la şehir şehir dolaşıp çadır gösterileri yapan.. Şapkadan tavşan çıkartıp, ağzından alevler püskürten.. Tiyatrocu, Lokantacı.. Bir yerde okumuştum; Muzaffer Işın döneminde çekmecesinde 5 tane mühür varmış Raif Abi'nin.. Belediye Başkanı'nın, Belediye Meclisi'nin, Yazı İşleri'nin, Encümen'in, Evlendirme Dairesi'nin.. 5 tane mühür.. Tak tak tak, her tarafa bas anasını satayım..! Ecevit yurt dışına gittiğinde Erbakan Hoca'nın yaptığı gibi 'Tak tak tak..!” 
    * * *
          Panayır çadırlarında gösteriler yapmak, şapkadan tavşan çıkarıp, ağızdan alevler püskürtmek.. Bir idealin varsa, hırsın varsa, azmin varsa oluyor bunlar.. Bolulu Alaaddin amca 70 yaşında eşek sırtında Hicaza gitmiş.. Halep'te polislere yakalanıp, bir kaç gün hapis yatmış ama, gitmiş.. İnatsa inat.. Bizim eski Kamyon şoförleri de çıkamadıkları rampaları geri geri çıkarlarmış..
    * * *
          'Hattat Mehmet Efendi'nin inadına, azmine ne buyrulur..? Ne elleri var adamın ne de ayakları.. Yabancı ansiklopedilere de 'Bolulu elsiz ayaksız hattat ' olarak geçmiş zaten.. İki bileği arasında tuttuğu kamışını, kuşağındaki mürekkep hokkasına batırarak yazıyormuş yazılarını.. 
    * * *
         'Kamışını, mürekkep hokkasına batırarak yazıyormuş' dedik ya; Hemen atladı.. 'Kamışı elinde geziyor gibi oldu' diyor.. 'O cümleyi değiştirsen iyi olur.. 'Valla bunun başka adı yok ki' dedim, 'adı kamış bunun..!” Tövbe estağfurullah.. Adam hoca geçiniyor ya; aklı sıra bize akıl verecek.. Senin her yerin hoca olsa ne yazar.. Pis sahtekar..
    * * *
          Bizim sokakta da vardı böyle biri.. Başı ağrıyanı, dişi ağrıyanı, okuyup üfler.. Ama tavlaya oturunca taş çalar, zar tutar.. Oyun seyrederken kaş göz edip 'kimin elinde ne var' sinyali verir.. Faizle para bile verir hatta..
    * * *
          Bu olaydan dolayı söylemiyorum ama; birinin açığını yakalamak için can atıyoruz nedense.. Fesatlıkta 'Bolu zirve'si düzenlense Kapalı spor salonundan aşağısı kurtarmaz.. "Büyüksu plajını ne zaman açıyorsunuz?” "Elinin köründe açıyoruz..! Sana ne? Aklı sıra kafa buluyor..” 'Hani Karacasu'dan gelip Karadeniz'e bir kısrak başı gibi uzanacaktı bizim plaj' diyor, 'Hani Takalar geçecekti allı yeşilli..? 'Ben öyle bişey mi dedim oğlum' dedim.. 'Plaj konusunda belki ben de kandırıldım.. Neden o yönüyle bakmıyorsun ki olaya..' 
    * * *
           Benim gibi anasının gözü birini nasıl kandıracakmış Alaaddin.. Lafa bak..! 'Bana bak bana !” dedim; 'Git başımdan, beni günaha sokma..! Sen beni Başkanla papaz edip evin etrafına hendek mi kazdırtacaksın..! Bugün gözümden düştün zaten.. Vallahi.. Bugün notunu verdim..” 
    * * *
           LANGIRT.. 
           'Yenilen pehlivan oyuna doymazmış.. Adam Langırtta 2 sefer üst üste yenilince hadi 'Kös oynayalım' a getirdi işi.. Şaka gibi ya.. Kös mü kaldı oğlum bu devirde.. Aslında langırt oynadığımız kahveciden duyduklarımda şaşırttı beni.. 1968'de çıkarılan bir kanun'a göre umuma açık yerlerde langırt oynatmanın beş yıla kadar hapis cezası varmış.. Dahası; 50 yıl öncesinin bu kanunu bugün de geçerliymiş iyi mi? 
    * * *
           'Demek ki' dedim 'Biz kanun manun takmamışız gençliğimizde.. Okulu kıran langırt masasının başında alıyordu soluğu.. Erol Yücelen vardı, iyi oynardı Allah için.. Ben 'fır fır' cıydım.. 'Fır fır'cı ne demek? diye internete baktım; 'Ağzına kürekle vurulması gereken tip' diye yazmışlar.. Hahahaa.. Mustafa Reşit duy bunları..!
    * * *
          ALBAY..
          Albay Emin Sargut bey Yemen'den dönünce; 'Sen çok çektin be Emin' demişler; 'Seni Bolu'ya verelim de, biraz rahat et..' Albay'ın eşi ve kızı ile Bolu'ya gelmesi, kızı Fatma Nazlı'nın resim öğretmeni olarak Lise'ye atanması Bolu'da resim sanatına olan ilgiye tavan yaptırmış.. Artık günahları boynuna; kıza mı bu ilgi, yoksa resim sanatına mı; pek bilinmiyor.. Bilinen, çok güzel komşulukların yapıldığı, güçlü dostlukların kurulduğu, yemekler, sohbetler ve gece gezmeleri.. Sonra? Sonra; hüzün.. Albay Emin bey İzmit'e atanınca Aile "Arrivederci Bolu !' (Hadi eyvallah Bolu) deyip ayrılmış şehirden.. 
    * * *
           Bir fotoğraf var o zamandan.. Feraceli kadınlar, cumbalı evlerin kafesli pencerelerinde Bolu kızları ve aralarında Fatma Nazlı.. Tek bir araba yok fotoğrafta.. Arabadan geçtim yaya bile yok.. Dar sokaklar, tek katlı kerpiç duvarlı evler ve Gazipaşa Okulu'nun önünde toplanmış bir kaç kişi.. Bir de elinde çalı süpürgesiyle okulun hademesi Arnavut Halim.. 
    * * *
           Fatma Nazlı'nın Bolu'dan ayrıldıktan sonra İzmit Hükümet Tabibi ile evlendiği; ve bu evlilikten bir oğlu olduğu haberi gelmiş Bolu'ya.. Ve bir de fotoğraf.. İzmit Hükümet Tabibi Fahri Ecevit, yanında Fatma Nazlı, Fatma Nazlı'nın kucağında Bülent Ecevit..
    * * *
          Gazipaşa okulu dedik ya yukarıda; Ben hiç görmedim ama, Bir de kuyu varmış bu okulun bahçesinde.. Deli Arslan'ın taşlarına tutunup hergün belki on kez inip çıktığı kuyu.. Arslan, anlatılanlara göre üstü başı perişan, ama çok yakışıklı biri.. Üstelik Arapça, Farsça hatta birazda Fransızca biliyor.. Bahçede bir duvara yaslanmış türkü söylerken görürlermiş onu.. İçini çeke çeke ağlarken.. Alpay'ın Eylülde gel şarkısından sonra yazdığı bir şarkı var ya, 'Orda kal' dediği şarkı 'artık çok geç sevgilim, orda kal' dediği.. Çok genç yaşta vefat etmiş deli Arslan.. En çok 3 dil biliyor olması şaşırttı beni.. Bir de Kınık'lı sevgilisini merak ettim..
    * * *
           Albay Emin Bey ile kızı Fatma Nazlı'nın hikayesini rahmetli Mehmet Yücetürk Hoca'dan dinlemiştim.. Elimde gazete boş bir bank arıyorum Fırka'da.. Baktım, Mehmet Yücetürk Hoca ile Kuyumcu Ahmet Abi bir bankta oturmuş sohbet ediyorlar.. Niyetim rahatsızlık vermeden sohbetlerine kulak misafiri olmak.. İzin istedim.. Kibar adamdı Mehmet Amca.. 'Estağfurullah, ne demek, buyrun tabi' falan dedi.. O bankta dinlediğim bir başka anı da Ahmet Abi'nin dükkanının soyulmasıyla ilgili..
    * * *
          'Vitrini yerleştirdim, oturdum gazete okuyorum' diyordu Ahmet abi.. 'Birden Tommiks'deki 'Konyakçı' gibi bir tip 'Eller yukarı! diyerek girdi içeri.. Baktım, Yorgi Vasilyadis.. Tüm Türkiye tanıyor herifi.. Ahmet abin kaçın kurası? Polisle birlikte peşine düşüp İstanbul'da enseledik dürzü'yü.. Sene 1962..'
    * * *
           KASIM GÜLEK..
          Adam sırf çene.. Vır vır vır vır.. İki satır bir şey yazacaz, bi halden anla yaw, bi sus.. Lise yokuşunda, Recep Okur'un dükkanının önündeki kestaneciyi anlatıyor.. 'Önünde küçük kesekağıtları, terazi, gramlar, maşa.. Ağzında sigara, avucunda çay bardağı..' Çıkınlar'lı Mustafa'ya çizme yaptırmış gıcırdaklı.. 'Ayy.. Ölecem gülmekten.. Her cümlenin sonunda da 'godumun..! 
    * * *
           Kasım Gülek'in bir Bolu ziyareti var onu hatırlattım kendisine; O gün sırf bu cümle yüzünden bir ton sopa yemişiz polisten, onu.. Tam Kasım Gülek şehre girecek, Polisin; 'Dağılın!” uyarısına 'Dağılmıyoz lan !” itirazı gelmiş bizimkilerden.. 'Memlekette kanun var bilmem ne var, dağılmıyoz..!”
    * * *
          Cümle aralarında da bol bol 'godumun' kullanılınca, kızılca kıyamet kopmuş.. Yakasından tuttuğu birine 'sen şimdi bana 'kodumun' mu dedin? diye sormuş polis şefi.. 'Hayır' demiş bizimki, 'sana demedim!” 'Kime dedin?” 'Kimseye demedim, kendi kendime dedim' 'Kendi kendine dedin öyle mi? Al sana o zaman, al sana..!” Bir anda coplar şakur şukur inmeye başlamış.. Deli Hasan bile nasibini almış coplardan.. Eski belediyenin havuzuna düşenler olmuş.. Bir de resim var o günden kalan.. Onu da gösterdim kendisine.. Ama 'nato kafa nato mermer..'
           Hoşça kalın..
                                                           Erdoğan Mühürcüoğlu 

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak