Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Şölen.. Kuşlar.. Misafir.. İnşaat..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    29 Haziran 2015

         Şölen.. Kuşlar.. Misafir.. İnşaat..
          Ceketimizi giyip önümüzü de ilikledik, şarkıyı bekliyoruz.. Şarkı İsmail abiden gelecek; Benim çalıp video'ya kaydettiğim parçanın üzerine okuyacak İsmail abi.. 'Söylee banaa doktooooooorr..' diyecek.. Abdullah Yüce'den.. Başarırsak Erkan Gökçe'nin videolarına da uygulayacaz aynı tekniği.. Elinde tesbih, şık şık şık..! Senin mezar taşına "rahmetli oyuna doymadı!" diye yazacaklar diyor.. Valla yazsınlar..
    ***
           Hep iyilerin kazandığı, komik basit filmler lazım bize aslında.. Evde aynı filmi izleyip ertesi gün sokakta birbirimize anlattığımız günler lazım.. Sağcı solcu, şucu, bucu bilmediğimiz zamanlar.. Ayhan Işık'lı, Göksel Arsoy'lu, Ediz Hun'lu günler lazım.. Belgin Doruk'lu, Türkan Şoray'lı, Neriman Köksal'lı.. Rahmetli Sakıp Ağa Neriman Köksal hastasıydı.. 'Ne balkonlar vardı beee..! derdi rahmetli.. Benimkinin de gözleri güzeldi allah için.. Esen Püsküllü'nün..
    ***
          Ne geldi aklıma? Üner Can'ın lokalindeyiz.. Erol Günaydın, Ali Şen, Aydemir Akbaş, Hüseyin Peyda, Yıldırım Gencer.. Biri iniyor biri çıkıyor merdivenlerden.. Cahide Sonku bile hatta.. Ya bir şey sormaya ya da birini çağırmaya .. Yılmaz Güney'in üstü açık beyaz arabası turist Otel'in önünde, kendisi ise otelin Lobisinde Murat (Çiçek) abinin yanında.. İsimlerinden değil ama, yüzlerini görür görmez tanıyacağınız daha bir sürü figüran.. Yerli halkla çayına, kahvesine, pişti, poker, konken, hatta bilardo oynayan.. Bugün Üner Can benim sayfadaydı.. Sayfanın sağ üst köşesinde 'tanıyor olabileceğiniz kişiler' bölümünde.. Göz kırptı bana sanki.. Ya da bana öyle geldi..
    ***
          Hikayelerimiz hep aynıydı diyorduk.. Bizim mahallenin abileri de vardı, sizin mahallenin de.. Savaş çıktığında toprak doldurduğumuz kesekağıtlarıyla topa tutardık sizin mahalleyi.. Uzaktan bir misafir mi geldi? sizin evde de tavuk pişerdi, bizim evde de.. Tavuklar market dolaplarında değildi, sokaklardaydı, bahçelerdeydi, oyun oynadığımız arsalarda.. Şimdi buralar oralar değil be gacım..! vallaha değil..
    ***
          Şimdi komşunun cenazesine bile gitmiyoruz bee şapşik.. Gittik diyelim; Rahmetli daha omzumuzdayken, mezarlık yolunda başlıyoruz eski defterleri kurcalamaya.. Modası geçmiş bir laf belki ama bizim zamanımızda, koltuklar kanepeler de yoktu evlerde.. Divan vardı sedir vardı.. Somya vardı, karyola vardı, yüklük vardı.. Banyo? 'banyo da vardı tabii ki.. Çocuklar leğende, ebeveyn dolapta.. 'Ne teyemmüm'ü be.! tövbe estağfurullah.. mübarek günde..!
    ***

          KUŞLAR..
          Anıtpark civarında oturanlar belediyeye dilekçe ile baş vurup 'biz altında imzası bulunanlar diye bir dilekçe vermişler.. Sürekli öten ve üzerimize pisleyen, kuş hayvanından şikayetçiyiz' Devlet ne için var? Böylesi durumlarda lazım devlet.. Devletin şakası olur mu? Çözülmüş tabii sorun.. Çevrede toplanan meraklılara 'Bilmem ne yapduğumun guşları' demiş görevliler 'herkesin üstüne pisliyollardı zaten.. Sağlı sollu girişdük..' Vedük baltayı,vedük baltayı..!
    ***
          Kuşların ağaçlara konup ötmeleri, nasıl bir rahatsızlık verebilir ki mahalleye.. Kuşlar konmasın diye ağaçların dallarını keser mi adam, yapraklarını yolar mı? Ağaçlar telefon direğine dönmüş budandıktan sonra.. Dalsız, budaksız, yapraksız.. Hatırlayın; daha yeni o ağaçlardan kuşlardan ve o kuşların gökyüzündeki danslarından bahsetmiştik burada..
    ***

            MİSAFİR..
           Gece saat 02:00 civarı.. Uykunun en tatlı yerinde fırlıyorsun yataktan.. Ses bitişik daireden.. 'Lan yine mi misafir geldi bunlara! diyorsun içinden.. Her zaman böyle.. Misafirlikten sonra en az yarım saatleri daha var kapının önünde.. Tam çıkarken bir şey geliyor akıllarına. Ev sahibi de bekliyor defolup gitsinler diye, biz de.. Bir ayağı da asansör kapısında.. Kimse inemesin çıkamasın.. Boluspor Ümit Özat'la anlaşmış da bilmem neymiş.. İçerde konuşşaydınız ya bunları.. 'Bunu saymayız, yine bekleriz.. İkindi çayına da gelin.. hahhahahahahaha..! En sonunda 'getirin lan benim testereyi..! diyecem o olacak..
    ***
           Bunlar kim biliyor musunuz? Anıtpark'taki kuşların sesinden rahatsız olup 'susturun şunları' diye dilekçe verenler.. İroni yapıyorum tabiikine.. İroni'yi de yanlış yerde kullanmadık inşaallah.. Şimdi biri özelden mesaj falan atar da..
    ***

           CANIN GİTMİŞ..
           Senin canın gitmiş, parça parça olmuşsun hastanede.. Bir kolunda Gürkan Bey diğerinde Karslıoğlu.. Kolundan tutup 'kendine gel' diye sarsıyorlar.. Ama dünya senden ve senin yakınlarından ibaret değil ki.. 'Hastane Taksi'nin radyosundan Ali Esin; 'Bölge genelinde hava parçalı bulutlu' diyor 'Karadeniz'in batısı Bolu, Zonguldak, Kastamonu, Sinop dolayları aralıklarla yağmurlu.. Her şey o kadar sıradan ki Ali Esin'e göre.. Hayat böyle bir şey diye düşünüyorsun.. Ve yıllar sonra seni teselli etmeye çalışan doktora bir cami avlusunda rastlıyorsun bu defa.. Canı gitmiş.. Kolunda bir meslektaşı 'Kendine gel hocam' diye fısıldıyor kulağına.. Göz göze geliyorsunuz..
    ***
           Şimdi yok böyle şeyler, İstiklal Marşı da yok.. kimse "Televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız!" falan da demiyor.. Bitti.. Bir arkadaş; 'İtfaiye bahçesinde Tuna Huş'un, ya da Zafer Celasun'un sesinden Kıbrıs Savaşı, Can Akbel'den 'güne bakış'izlediğimiz yıllardı' diyor 'Haydaaaa Atilla Mayda ! lı yıllar.. Hava durumu sunan Ersin İmer'in, "Hepinize donsuz geceler dilerim sevgili seyirciler" deyip ertesi gün işten kovulduğu.. 'Şimdiki aklım olsa' diyor 'sabaha karşı kalkar İtfaiye bahçesindeki televizyondan Muhammet Ali'yi izlemeye gider miydim..
    ***

            İNŞAAT..
            'İnşaat izleyiciliği' diye bir hobi duydunuz mu? bir yerde inşaat mı başladı, anında o noktada birikmeye başlıyormuş insanlar.. Ben Tosun Amca'dan biliyorum.. Adam Tabaklar Camisi'nin karşısındaki arsaya bir kazma vurdu onlarca kişi toplanmaya başladı başına.. En önde de ben.. inşaatın başına portatif bir tribün koysalar biletler anında karaborsaya düşer.. Bir de bu tür toplanmalarda öne çıkan karakterler oluyor.. Mütehahhitle konuşmaya çalışan, yanındakilere bilgi aktaran, inşaatın gidişatını beğenmeyen.. 'bu kafayla ortak pazara bizi nah ! alırlar falan diyen.. Yani Tosun Amca'nın inşaatını Avrupa Birliği normlarına bağlayan.. Hahahaha..
    ***
           Ellerini arkaya kavuşturmuş öne doğru eğilerek konuşan fötr şapkalı biri daha vardı onu hatırladım.. Müezzin Mustafendi'nin arka bahçesindeki evlerden birinde oturan ve yanılmıyorsam vilayet matbaasında çalışan.. Büyük oğlu kaza ile kardeşini vurmuştu evde, tüfekle.. Aylar sonra bu inşaat bitecek, Naci Özkaya, Aladdin Eratalar ve Hakim Sadis Bey oturacaktı bu binada.. Rahmetli Sadis Bey.. Yalan dünya; eşi Necibe Hanım da gitmiş.. Gül'ün annesi..
    ***
            Ben bu şair milletini hiç anlamıyorum arkadaş.. Eskiden bu kadar kolay değildi bu işler.. 'Bu şiiri ezberledin ezberledin, ezberleyemedin git kendini Büyük Camiden at' diyen hocayı hatırlıyorum.. Öyle bir şiir ki teybe çeksen teyp kabul etmez.. Hem çok uzun hem de çok zor.. Bugün bir şiir gördüm tam benlik.. Onu verselerdi ya ezberle diye.. Arif Dino'nun (Abidin değil) 'Beddua' şiiri.. 'Döner kebap dönmez olsun..! sonra? Sonrası yok.. Tek satır bu şiir.. 'Bak! çalışınca oluyormuş demek ki.. Otur yerine; yıldızlı 10..! 'Hocam bi tane daha okuyayım mı? 'Oku bakiiimm! 'Hey gidi telli pullu gelinler' hahahaha bu da tek satır.. Tam bana göre; tembel işi.. "Çok güldük yaw, başımıza bir iş gelmese bari.."
     Hoşça kalın..
                                                                  

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak