Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Adnan Menderes.. Polyesterci.. Kahvehane..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    29 Eylül 2014

         'Saray Sineması'nın olduğu meydanda, bir büst ' diye başladığım bir yazı vardı hatırladınız mı? Turan Emeksiz'in, ya da Ali İhsan Kalmaz'ın büstü.. Necmettin Erbakan merhum, o büstün yanında tahta bir masanın üzerinde sakin sakin bir şeyler anlatıyordu.. Kah sahibi olduğu 'Pancar motor'u, kah Osmanlı'nın Viyana'yı nasıl kuşattığını.. Bir ara coşup parmağını havaya kaldırarak 'Bir milyoooon ! diye bağırınca kendisini izleyen gençlerden biri; 'Yarın çekiliyooor ! diye karşılık vermişti.. Milli piyango satıcılarının sloganıydı bu.. Rahmetli Erbakan, duymuş konsantrasyonu bozulmuştu.. Ne diyeceğini şaşırmış yutkunmuş 'Ne diyordum ben ! diye çevresine bakınırken, gülüşmeler arasında biraz önceki sesin sahibinden gelmişti cevap 'Bir milyon diyordun abi !.. 'Papaz Oktay' ın sesiydi ve o tarihte birinci sayfadan vermişti bunu gazeteler..' Böyle anlatmıştık o günü hatırladınız mı..?
    ***
          Bugün buna benzer bir olayı okuyunca o günü hatırladım.. Selahattin Duman anlatıyor 'Tansu Çiller Erzurum'da konuşurken, sarhoşun biri meydandan bağırıyor, "Bıdığını yerim senin" diyor.. Bıdık nedir bilmiyor Çiller, yanındakilere soruyor.. onlar da utanıyorlar, bıdık o yörede kadının bilmem neresi.. "Efendim' diyorlar 'ciğerini yerim senin demek istedi vatandaş' Yaa, diyor çiller ve kalabalığa dönerek "bacınızın bıdığı size kurban olsun!" Çıt çıkmıyor meydandan.. Lafı nereye getirecem..?
    ***
           ADNAN MENDERES..
           1936 yılı Ekim ayının yirmi dördü.. Ankara'dan gelen bir kamyondan elinde çantası ile bir genç iner.. Ağır adımlarla Fırka'ya, Halkevi'ne doğru yürür.. 2.nci kattaki toplantı salonuna çıkar.. Görevli; 'Bugün CHP'nin kongresi var burada' der ve içeri almak istemez onu.. Adam 'CHP kongresini izleyecek olan gözlemciyim zaten' der 'Ankaradan geliyorum..! Gözlemci'nin geldiği haberini alan Salim Gündoğan (vali), delegelerden İhsan Yalçın ve Posta müteahhidi Mehmet İnan kapıya kadar gelerek 'ağır misafiri' karşılarlar.. Biraz hoş beş edip 'evet efendim, sepet efendim' den sonra salonda kendisine ayrılan yere götürürler.. Kongre başlar..
    ***
         İlk konuşmayı yapmak üzere kürsüye gelen vali Salim Gündoğan önce mikrofona üfler, parmağıyla 'tık tık tık vurarak 'bir ki üç dört alooo, deneme, ses kontrol, bir ki üç dört ! dedikten sonra.. Hahahaha ! burası şaka tabii.. O zaman mikrofon filan yok..
    ***
           Atılan nutuklarla birlikte ortam gerilir, suçlamalar, ceketi çıkarıp 'gel lan buraya! demeler, birbirlerinin üzerine yürümeler.. Hırsızlar ! uğursuzlar ! yuuuuuhh! sesleri yükselir.. Gözlemcinin yanına kadar gelen bir delege onu kolundan çekerek 'yaz ağanın bunları lapor'una ! der 'Bunna iyice azdılar, kendini Cezayir tüfeği sanıya bunna.. Bu zağar'ların yüzünden Kızık'lılar bile gelmediler toplantıya, yaz bunları lapor'a'
    ***
           O gün toplantıda bulunan gözlemci, kimsenin onu tanımayacağı kadar genç biri, CHP Aydın Milletvekili Adnan Menderes'tir.. Toplantı sona erdiğinde Herkesle tek tek tokalaşıp vedalaşır Menderes.. Dönüş yolunda otobüste yazacaklarını aklından geçirmeye başlar 'Kongreyi dikkatle takip ettim' diye başlayacaktır.. Toplantıda parti tüzüğün 56'ncı maddesi açıkça ihlal edildi diyecektir, Baytar Reşat ve Halkevi Başkanı Lütfi ile Emin Yerlikaya ve arkadaşları arasında müthiş bir kıskançlık var, Baytar Reşat aslında iyi adam, ama biraz geçimsiz galiba diyecektir.. Biraz Hilmi Tekmen'den biraz Ali Rıza Gökçesu'dan biraz Eczacı Morova'dan bahsedecektir.. Çok ilginç, 1936 yılı, Bolu, Fırka, Menderes.. İlk defa duyuyorum..
    ***
           POLYESTERCİ..
           Ağır adımlarla Turist Otel'in lobisine girdi, biraz düşündü, bir süre otursam mı oturmasam mı diye tereddüt etti.. Sonra oturdu bir köşeye isteksiz.. O zamanlar yasak değildi daha, bir sigara yaktı.. O kadar dalmıştı ki, masasına Murat Abi'nin (Çiçek) koyduğu çay bardağını bile fark etmedi.. Şansı hiç yaver gitmemiş, hiç bir işte dikiş tutturamamış birinin hikayesiydi onunki.. Tam bilmiyorum.. Otel köşelerinde, yabancı muhit ve mekanlarda omzunda kumaş gezdirerek para kazanmaya çalışmak.. Onunla sohbetlerimiz de oldu ama ismini hala bilmiyorum..
    **
           Kumaş da aldım ondan.. Terzi 'Kılıçarslan'a elbise diktirdim.. Ahmet Tarık Tekçe ile Cilalı İbo'nun şehre geldiği, şehrin yarısının peşlerinden koştuğu günler.. Öğretmenler lokalini geçince, kahve, şekerleme satan bir yer vardı, Elbise yakıştı mı diye oraya koşmuştum.. O vitrinden caddeyi çeşitli açılardan ayna gibi görebiliyordun; hem caddeyi hem de caddede yürüyenlerin arasında kendini.. Sinemaskop çekilmiş bir filmde gibiydin..
    ***
           KAHVEHANE..
           Ehli keyfe keyif verir kahvenin kaynaması - Eşeği baştan çıkarır sıpanın oynaması.. İlk kahve Tahta-ül Kale'de yani bugünkü Tahtakale'de açılmış.. Halep'ten gelen iki kişi açmış ilk kahvehaneyi.. Bolu'da da kahvehane işletmeciliğine Gavurlar Mahallesi'nde oturan Ermenilerce başlanılmış..1613 yılında Bolu'ya gelen Polonyalı Simeon şehirde kahvehanesi olan Ermenilerden bahsediyor, 1808 yılında gelen Fransız seyyah Adrien Dupre'de buna benzer şeyler söylüyor..
    ***
    10 Nisan 1840 tarihinde -artık hangi güne denk geliyor siz bulun- Tabaklar Mahallesi (Debbağurlar) sakinlerinden Bakkal Çalıkoğlu'ların Arif hem bir çay içerim hem de iki laklak ederim diye Ermeni komşusu Karaçor'un kahvehanesine gidiyor.. Gidiyor ama kahveye girmesiyle içerden bağrışmaların yükselmesi camın çerçevenin inmesi de bir oluyor.. Ne yaşandıysa içerde Karaçor'la Arif Abi'yi komşuları zor ayırıyorlar.. Polisler molisler geliyor iş mahkemeye intikal ediyor.. Buna benzer o kadar çok kahvehane hikayesi var ki Bolu'da, oku oku bitmez..
    ***
           İki toplum birbirinden çok etkilenmişler aslında.. 22 Mart 1819 tarihinde Bolu Müftüsü'ne gönderilen bir dilekçe var.. Dilekçe veya mektup, artık ne derseniz.. Adam soruyor 'sayın müftüm! diyor 'bizim komşular Paskalya Bayramı'nda yumurtaları boyuyorlar ya hani.. Eveet? Bizde şaşırıp bizim yumurtaları boyamaya başlıyoruz.. 'Neeee? Onlar bayramda ateş yakıp üzerinden şarkılar söyleyerek atlıyorlar ya hani' Eeee? Biz de gaza gelip takılıyoruz peşlerine.. Sayın Müftüm, ne olacak bu iş böyle..?
    ***
           Müftü ne desin.. Düşünmüş taşınmış 'vallaha! demiş 'siz var ya; yeminlen, hepiniz kafadan çatlaksınız.. Korkuyorum bana da sebep olacaksınız.. Ne deyim ben şimdi size; atlayın anasını satayım, yumurtaları da boyayın rengarenk..
    ***
           Sen misin öyle diyen, Akpınar, Semerkant, Gölyüzü, Tabaklar, Karaçayır yangın yerine dönüyor bayram günlerinde.. Teyt teyt teeeeyt..! Her yer 'Tombalacık Halimem.. Baktım da; Hristiyanların bizimkilerden etkilenmeleri daha bi başka.. Onlardan Müslüman olmaya kadar vardıranlar bile var bu işi..
    ***
           Bu yazıyı burada bitirmem lazım.. Akşama hayırlı bir işimiz var.. Dördüncü kez kız istemeye gidiyorum.. Hem de hiç bir kızı alamadığım halde 'abi senin ağzın laf yapar' diye götürülüyorum.. Bakalım bu defa ne olacak? Oğlumuz Kütahyalı, Kızımız Afyon.. Oğlanın sağlam bir işi yok ama, baba tutturmuş 'şu oğlanı hayırlısıyla bir evereydik, soyumuz kuruyacak'.. Abisi de evlenemediği için korkuyor.. Yahu kurursa kurusun be Kütahyalı.. Sanki soyunuzdan devlet adamları çıktı, müzik adamları çıktı, futbolcular çıktı, kurursa kurusun.." Ona böyle demedik tabii .. Akşama gidecez..

                                                               

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye