Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Mahalle.. Bolu Karması.. Makbule Hoca'nım..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    11 Ağustos 2014

          Elin adamı "kazaları önlemek" için kural üzerine kural koymuş.. Sokak aralarında, sürat yapmayacaksın hızın belirlenen limitlerin üzerinde olmayacak.. Çoluk çocuğu düşüneceksin.. Bahar Sineması'nın sol köşesinde yarım göz bir bakkal dükkanı vardı eskiden.. Büyük Cami hocalarından biri var, Efraim galiba adı, tam hatırlayamadım. Onun babasının, hafız amcanın bakkal dükkanı.. İşte o bakkal'ın gözü hep yukarda, polis karakolu olan yokuşun başında olurdu..
    ***
          Farzet kapının önünde sohbet edip okey oynuyorlar.. Recep İvedik kılıklı bir kamyon şoförü, yukardan kaptırmış geliyor.. Bakkal "dikkaaat !" der demez, Kimi sigarayı, kimi çakmağı kapardı, kimi de çay bardaklarını.. Bir kere tomruk yüklü kamyon bile girdi o dükkana.. Önlem olsun diye dükkanın önüne mezar taşı gibi taşlar dikti hafız abi.. Ne yapsın adam!.. Yokuşun başından baktığın zaman üç tane mezar var zannediyordun aşağıda.. Gece karanlığında okuyup üfleyip 'destuuurr' bile çekersin oradan geçerken.
    ***
          'Hafız efendi! kulağını aç! derdi komşusu 'İmamdurak', 'ikiye alıp üçe satmakla bakkallık olmaz.. Bir kiloyu birbuçuk diye satıyor musun? Para kazanırsın.. Eksik tartacan, şekeri rutubetlendirecen ki, bir kiloluk şeker, bir buçuk kilo çeksin.. Bunları yap, kısa zamanda Vehbi Koç'la tavla atmazsan ben de adam değilim.. Bak! Akpınarlı Fuat nasıl dikti Bahar Sineması'nı senin böğrüne.. Aktaş'taki tamirhaneyle mi oldu sanıyorsun..?
    ***
           Baktım da; mahallede apartmanlar yükselmiş. O yorgun ahşap evlerde yaşayanlar, önce kendileri sonra da evleri bir bir gözden kaybolup gitmişler.. Karamanlı'da birlikte yaşadığımız, her şeylerinden haberdar olduğumuz evlerden geriye hiçbir şey kalmamış.. Zeynep abla var bir tek.. Gitmeye pek de niyetli değil.. Geçen yıl bir hayırseverin yardımıyla Umre'ye bile gitmiş.. Her zamanki gibi ağzında sigara, elinde kahve fincanı, bir o pencerede bir bu pencerede..
    ***
           Erciyes Apartmanı'nın girişinde oturan bir nine vardı, o uğruyormuş ara sıra.. Emekli hemşire Aynur ablanın vefatından sonra yıkılmışlar.. Eşi Yavuz Abi'nin vefatından sonra bir de deprem yaşayıp Bolu'yu terk eden Aynur abla.. Van'lı eşi Yavuz abiyi kurtarabilmek için Doktor Ziya Özel'in peşini bırakmayan 'bir ümit' onun 'zakkum' tedavisini Bolu'da ilk uygulayan..
    ***
            Erciyes apartmanında oturan nine ile eşi ikisi de hastalanmış, düzenleri bozulmuş.. Oysa gayet güzel yaşayıp gidiyorlardı biz Bolu'dayken.. Hatta duyardık; dede haftalığını alınca nine süslenir, stadyum'un karşısındaki lokantaya bile giderlermiş.. Çorba morba..! Olsun ne fark eder? Bir gün; dedeyi Kadı Camisi'nin önünde, bir kaç tabak mantar satarken görmüşler "Hayırdır dede?" diye sormuşlar. "ninenin tedavisi için para lazım oldu' demiş 'bu yüzden tezgah açtım" Duymuş çok üzülmüştük.. Sabah erkenden kalkıp, toz kalkmasın diye kapısının önünü ibrikle sulayan temiz insanlardı..
    ***
          Nerden aklıma geldiyse, belki de rahmet istedi.. 'Gıcıkların Zehra teyze' vardı bir de.. Ahşap evlerin tavan tahtalarını, taban tahtalarını silen ufacık tefecik, pire gibi, çalışkan bir kadın.. Yolda rastladığı ve ismini hatırlayamadığı herkese "kıızz siydüklüüü !" diye seslenen.. Allah rahmet eylesin..

          BOLU KARMASI..
          Geçenlerde 'Düzce- Bolu' karmasından bahsetmiş' ve iki takımın bazı maçlarda birbirlerine takviye olsun diye ödünç futbolcu verdiklerini yazmıştık.. Suç oldu bu.. Her kafadan bir ses çıktı.. Yok efendim öyle bir şey hiç olmamış, aslı faslı olmayan bir şeyi duyup yazıyormuşuz.. O yıllarda böyle bir şey kimsenin aklının ucundan bile geçmezmiş..
    ***
          Adam hiç üşenmiyor açıyor telefonu 'yok öyleydi, yok böyleydi! sayıp duruyor.. Bir arkadaş da 'yazıyı yazdın bitti diyelim, bittikten sonra bir daha gözden geçirir misin, ekleme, çıkarma yaptığın olur mu? diye soruyor. "Ooo, hem de kaç defa.. Yakınlarından bahsedildiğini düşünüp alınanlar olabilir diye bazı satırları on kere değiştirdiğimiz oluyor.."
    ***
          'Düzce karmasında oynayan Bolu'lu futbolcuları buldun mu? Sen ondan haber ver diyor İsmail abi.. 'Buldum' dedim 'inatsa inat! aradım buldum.. İsmail abi'ye de tek tek gösterdim.. Mehmet Başaygün, Ayhan Çelen, İbrahim Çelik.. Bir de Vadi Kesimal var gibi geldi ama, tam emin olamadım.. 'Ben de de biliyan' dedi İsmail abi; 'Mehmet Başaygün'ün annesi 'Yandım Ayşe' abla pek Düzce taraflarına gitmesini istemezdi oğlunun.. Bizde gidiyoduk peşlerinden, Biraz da bahaneydi futbol, maksat Düzce köftesi yemek..'
    ***
           'Çarşı içinde iki köfteci vardı; biri Arnavut Galip öbürü Boşnak Osman.. Köfte, piyaz isterdik.. Köftenin yanında biber, domates, ekmek sepetinde ise Hamidiye fırını ekmeği.. Bir de dana ciğerini kızgın yağda çeviriyorlardı ki, öff ! 'Sor bakam bi Memet abin, Necip; yandaki sokakta, çardaklı Kahve'nin önünde oturmuşlar mı? kaldırıma dizili alçak hasır iskemlelerde oturup bardağı 25 kuruştan demli çaylardan içmişler mi?' Bir de elinde sıhhiye çantasıyla sahanın ortasına koşan sağlıkçı Ayhan Yangınoğlu vardı.. Suni Tahta'da sağlıkçı.. Onu da yaz Erdoğan, babası da sünnetçi Hamdi Ağa'ydı rahmet olsun..'
    ***

           MAKBULE HOCANIM..
           Ha, bir de ne oldu? Hem futbolcular ile ilgili yazıyı destekleriz hem de muhaliflere bir iki laf sokarız diye internette fotoğraflar arıyorum; ilginç bir şeye daha rastladım.. 'Bolu'lu öğretmenimiz Makbule Hanım' diye altına not düşülmüş bir fotoğrafa.. Fotoğrafın arkasında da '1940 yılında bir milli bayramda çekilmiştir, öğretmenimiz o zamanlar abi'sinin Bolu'da eczanesi olan Makbule Tekmen'dir' yazıyor.. Baktım, o fotoğraf gibi daha onlarcası var.. Hem velilerin hem de öğrencilerin sevgi dolu sözcükleri ile dolu fotoğraflar.. Bazılarını buraya taşıdım zaten, bakarsınız..
    ***
           Eczacı Hilmi Tekmen ve eşi Muzaffer Hanım.. İkisi de eczacı.. Bu günkü Belediye binasının bulunduğu yerdeydi eczane.. Ambar'dan mal geldiğinde her sandık dükkanın önünde keserle açılır rengarenk ilaç kutuları çıkardı ortaya tek tek...Şişeler, damlalıklar, kapaklar.. Bir sürü iç içe geçmiş karton kutular, binlerce ilaç.. Teker teker dikkatle sayılıp fatura ile karşılaştırılan binlercesi.. Ve arka tarafta Hilmi Bey'in yemekten sonra, iki kadeh atıp kıvrılıp yattığı portatif karyola, battaniye, 'Zeki Tulça' markalı sandalye.. (Bunları sevgili Bülent Yalçın bey'den dinlemiştim)
    ***
           Bitişiğinde Şakiroğlu'nun elektrik malzemeleri sattığı dükkan.. Ve sırasıyla; otobüs işletmeciliği de yapan Haydar Ağa'nın kahvesi, Zahitler Gıda Pazarı, Tümsübank ve Şapkacı Fehmi Bey.. Dükkanların üzerinde dar ve dik bir merdivenle çıkılan şehir kulübü.. Şehir Kulübü'nün ser verip sır vermeyen 'Falanca bey orada mı ? şeklindeki her soruya 'baktıralım efendim" yanıtı veren beyaz ceketli garsonları.. Ve Taşhan.. Üzeri saç kaplı, kocaman kanatlı kapıları ile Taşhan.. O zamanlar benim gözümde yüzbaşı Tommiks ve arkadaşlarının Kulver Kalesi.. İçerde Tommiks, sevgilisi Rudi, Konyakçı ve Doktor.. Dışarda Apaçiler.. Hahahaha ! Mehmet Kain, İbrahim Sağlık, Mehmet Nur Karamanlıoğlu, Uzunöz, Yorgancı Bahri ve Hoca İsmail.. Yüzleri boyalı, burunlarında 'Fatmagül' çiçekleri.. ellerinde mızraklar.. Hahahaha ! Cevap hakkı doğdu ama maalesef öyle bir uygulamamız yok.. (Nazımız geçenleri saydık)

          KAHVEHANELER..
          Var ya, bu bizim Bolulular şaşırtıyor adamı.. O kadar durgun kendi halinde, etliye sütlüye karışmaz diye bildiğin adamlar bir bakıyorsun dünyanın en deli işlerini yapıyor.. İngilizlerin Lordlar ve avam kamaraları kurduğunu duyunca anında bizimkiler de kurmuşlar aynısından.. İngilizleri taklit ederek Bolu'da iki kamara kurulmuş; Kahveci Arslan işlettiği aşağı çarşıda buğday pazarı eteğinde 'Lortlar Kamarası' ve Büyük Cami'nin büyük kapısı karşısında 'Avam Kamarası.. İsimler biraz fiyakalı falan ama bildiğimiz kıraathane bunlar.. Bir de Neyzen Tevfik'in Bolu'da yaşarken sürekli çıktığı bir kahvehane var; koca şekercilerin arka sokağındaki yer.. Bolu Tarihi için önemli yerler, önemli mekanlar buralar..
    ***
          Atilla Önal Abi'yi tanımayan yoktur herhalde.. Ondan dinlemiştim Akpınar'da oturan sayacı Tahir ve Tümsübank'ta odacı Mahir abiler Neyzen Tevfik'in akrabalarıymış.. Neyzen Tevfik de o sıra Akpınar Mahallesi'nde evindeymiş.. Demirciler çarşısından Akpınar'a inilen yokuşun başındaki evde.. Ayrıca keman ve saz çalan 'Gama Talat'ın da Neyzen'in akrabası olduğu bilinirmiş.. Bolu'da en sevdiği arkadaşları 'İnce Bey'in İlyas ağa' ile Şoför 'Tatar Cavit (Buğdaylı)..
    ***
          Şoför 'İncebey Mustafa' ve yine şoför olan 'ovabaşlı sadettin' her İstanbul'a gittiğinde Beşiktaş'da izbe bir evde yaşayan Neyzen Tevfik'e de mutlaka uğrarlarmış.. Atilla abi o sıralar Emniyetçiler'in oto parça dükkanında çalıştığı için İstanbul dönüşlerinde dükkana uğrayan İncebey Mustafa ile 'Ovabaşlı Saadettin'den Neyzen Tevfik'in İstanbul maceralarını dinlermiş..
    ***
           Aydın Tekindor da kahvehaneler konusunda 'Bir de benim anım var diyor.. ' İlk bestem olan "Eski Bir Şarkıyı Söyler Denizler" isimli şarkıyı yıllar sonra Samime Sanay okumuştu.. Bir gün memleketim Bolu'ya gidiyorum.. Bolu Dağı'nda bir kahvede çay içeyim dedim.. Girdim kahveye; baktım herkes oturmuş, oyun oynuyor.. Radyoda da bir güzel şarkı çalmakta.. 'Ulan! diyorum 'ben bu şarkıyı bir yerden hatırlıyorum ama nerden? Sonradan onun daha Bolu Lisesi'nde öğrenciyken bestelediğim ilk şarkım olduğunu farkettim.. Dağın başında bir kahve ve o kahvede tavla zarı, okey taşı şakırtıları arasında kendine ait bir şarkıyı dinliyorsun.. Çıkıp ortaya "bu benim şarkım bee" demek geldi içimden..
    Hoşça kalın..

                                                        


     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak