Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Palyaço.. Cevat Atikel.. Hoparlör.. Tesbih..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    17 Haziran 2017


        Palyaço.. Cevat Atikel.. Hoparlör.. Tesbih.. 
         'Seneye 'Sığır Kuyruğu'na 'Ayıfos mantarı' toplamaya gidiyoruz' deyince; 'amanın' dedim, 'Sığır Kuyruğu' gene çıktı karşıma.. Hatırlarsınız, bir tarihte epey konuşmuştuk Sığır Kuyruğu'nu.. Yahu kim koymuş bu ismi? demiştik, böyle köy ismi mi olur.. 'Valla gelemem' dedim 'Hiç kusura bakma.. Bir Ayıfos mantarı için taa oralara gelemem..'
    * * *
          Ne yalan söyleyeyim 'Palyaço Korkusu' diye bir hastalık olduğunu ilk defa duyuyorum.. Gerçi Stephan King'in bir romanında vardı ama, o zaman 'roman icabıdır' diye düşünmüştüm.. Değilmiş..'Koulrofobi' diye de bir adı varmış hastalığın.. AVM'lerin önüne çocukları eğlendirsin diye getirilmiş bir palyaço; ve ondan çığlık çığlığa kaçan bir çocuk görüntüsü.. İlginç değil mi sizce de?.. Bolu'da karşılaştığım palyaçolar vardı, zaman zaman oturup sohbet ettiğimiz.. Bu işi küçük paralar karşılığında yapan üniversite öğrencileriydi hepsi de, sevimli, kibar, efendi çocuklar, eğitimli gençler..
    * * *
         Hayat dediğin bir acayip oyun, rengarenk, gizemlerle dolu panayır.. Ve bir dayanıklılık testi tabiri caizse.. Zincirli sandalyelerin 'tahta merdivenlerinden koşarak çıkmak gibi boşalan bir sandalye kapmak için.. Her koştuğun sandalyeyi bir başkasına kaptırmak gibi.. Peşine takıldığın bir palyaço ile dolaşmak panayırı.. Ya da bir panayır çadırının önünde bekletilen palyaçoya (bulaşsın diye) laf atmak, sataşmak.. Bir dönme dolabın en tepesinde asılı kalmak, ve sallanıp durmak korkuyla.. Üç buçuk üzerinden dört atarak..
    *
        işte o an bir fırtına kopar 
        sanki o an yer yerinden oynar
        hoyrat bir rüzgar eserken, 
        sallanan gemi misali
        sallanır durur içinde dünya..

         CEVAT ATİKEL..
         Geçen gün BolununSesi'nde bir fotoğraf vardı Kamuran Alagözoğlu'nun paylaştığı.. 'Vay anasını' dedim bakarken, 'Ne günlerdi ama.. Akçakocaya giderdik yazları.. Akşamları, Orman Kampı'ndan karşıya, 'Kamelya Aile Çay Bahçesi'ne geçerdik.. Haydar'ı, Erhan'ı, Cengiz'i dinlerdik.. Fırtına gibi eserlerdi.. Maksim'e, Çakıl'a gitmiş kadar olurduk.. Berkant'ı, Ertan Anapa'yı dinlemiş kadar.. Turgay, Haydar, Bülent, Tevfik.. Sonra Seyhan Kömürlü.. Davulda Altan'ın kardeşi Erhan, Org'da rahmetli Cengiz Eroğlu.. Ve Haydar Reis'in yaşadığı -akıllara zarar-talihsizlik.. Seyircinin; 'gitarcı düştü' uyarısıyla fark edilen iş kazası.. 
    * * *
         Nazar dediydik o zamanlar.. 'İnsanı mezara, deveyi kazana sokarmış' dediydik.. Ama ilginçtir; aynı şey Keklik Fahrettin'in de başına geldi Mudurnu'da.. Her vuruşta bir kaç santim ileri giden davul.. Her gidişte taburesini davulun yanına çeken Fahrettin.. Ve bir 'kendinden geçme' anı.. Önce davulu sonra da kendisi kayboldu sahneden.. Düşmez kalkmaz bir Allah.. Madonna bile düştü yaw, Lady Gaga bile..
    * * *
         Boşuna 'Gençlik başımda duman' dememişler.. Yağlı Direk Yarışmaları'na katılmışlığımız, ve sırf seyircilerin arasında o da var diye, ve sırf 'Erdoğan gider” dedi diye yağlı direğin tepesine çıkmışlığımız var.. Uca kadar gidemedik yalan yok, bayrağı da alamadık ama, biraz yaklaştık elhamdülillah.. Yüzmeyi Ilıca'da öğrenmiş biri için az şey mi bu?.. Bir de Yeni Sinemanın karşısındaki havuza girmişliğimiz.. Hepsi o.. 
    * * *
         İtfaiye amirinin oğlu Cevat Atikel'in cenazesi için dönüyoruz Akçakoca'dan.. Radyoda eski bir şarkı.. Dümdüz uzanan karayolu, beyaz yol çizgileri. Ağaçların hızla geride kalışı ve tek tük cılız ışıkların yandığı köyler.. Kaynaşlı, Bakacak, Yumrukaya, Paşaköyü.. Hepimizde karmakarışık duygular.. Mezarlıkta Mehmet Orhanalp, Ahmet Can Kanlıcalı -şimdi o da yok- Göçmen Sadettin, Muharrem Alıcı, Nizamettin Karabacak, Bıdık Mustafa, Hamdi Erman.. 
    * * *
          HOPARLÖR..
          Düşünüyorum da; bizim kuşak çok keskin virajlar almak zorunda kaldı şu hayatta.. Çok kısa sürelerde ani değişimlere alışmak zorunda kaldık.. "Bu devrin adamı değiliz" deyişimiz ondan.. Bazı şeylerin çok batıyor olması da.. Belediye hoparlöründen, radyo'ya, radyo'dan televizyona, televizyondan bilgisayara çok zor şartlarda geçtik..
    * * *
         Haberleri dinlemek için çay bahçelerine gidilen zamanlar var.. Belediye hoparlörü anonslarının sabırsızlıkla beklendiği saatler.. 'Burası Bolu belediyesi ilan neşriyat bürosu' diye başlayan, 'Ereğli'den Balıkçı Çakır'a çok taze uskumru gelmiştir' tadında devam eden zamanlar..
    * * *
         Mahvel'de abojur kağıdıyla boyanmış dudaklarıyla bayanlar, kravatlı ve boyalı ayakkabılarıyla beyler.. Hem oturup çay kahve içmek, hem de 'memlekette 'ahval ve şerait' ne durumda onu öğrenmek radyodan.. Peşinden de Rikkat hanım bir şarkı patlatır belki.. 'Sarahaten acaba söylesem darılmaz mı? Ardından; 'Tek tek basaraktan bade süzerekten'.. Rikkat hanım da Rikkat hanım o zamanlar.. Barış Manço'nun annesi.. 
    * * *
          Aklıma geldikçe gülerim.. Ne hikmetse 'Hoparlör'e bir türlü dilimiz dönmedi bizim.. Tabaklar'da 'Hoparlör', Karaçayır'da 'oparlö' Akpınar'da 'Apolya' dedik.. Apolya arızalanıp 'hışdamayınca; muhtara haber verdik.. Muhtar belediye reisine, Belediye reisi de Fen Memuru Ali Rıza Bey'e.. 
    ***
          TESBİH..
          Balığı 'Balıkçı Çakır' dan, Şarküteri'yi Yahudi Salih'den alacaktın o zamanlar.. Bakkaliye için Zahidler Gıda Pazarı'na gidecektin.. Zemheri ayında Kiraz, yaz sıcaklarında greyfurt mu istedi canın? Tropikal sebzeler, meyveler filan? Kuşkonmaz, Brüksel Lahanası? O zaman doğru manav Rasim'e.. Kıvanç'ın kayınçosuna.. Sedat Abi'nin yani.. Ehliyet için bile hatta..
    * * *
         Biz bizeydik yaw.. Herkes birbirine uzaktan akraba gibiydi.. Gecenin bir vaktinde pijamaların üzerine paltosunu alıp lokale gelen Hüseyin Avlacıoğlu'nu anlatırlar.. Ayağında şipidik terlikler.. Sabaha kadar al kızı ver papazı.. Kahvenin kapısından, avuçlarını üfleyerek içeriye girenler olurdu hatırlarım.. Kışın üstünü başını süpürüp sobanın başında ısınanlar.. Bir kaç dakikalığına uğrayan gece bekçileri.. Gecenin bir vakti kapıya yüklenen Nezihi Başçavuş.. Kör kütük sarhoş..
    * * *
         Teravih namazı, malum, gece kahveye çıkmak için en güzel bahane.. Allah'ın gücüne gitmesin de kıl kıl bitmezdi o mübarek de.. Tabaklar Hamamı'nın arkasındaki camiye, Jet İmam'a giderdi herkes.. Jet imam da Jet imamdı ama.. Ritm'i bi kaçırdın mı, bir daha asla yakalayamazsın.. Resmen tur bindirir herkese.. İstanbul'da daha hızlı olanları da varmış gerçi.. Adı 'Ferrari' ye çıkan Hüseyin Hoca, Aksaray'da 12 dakikada teravih kıldırıp, cemaati maça yetiştiren Jet Osman..
    * * *
         Ve camide yakalandığımız gülme krizleri.. Abdest gitmiş, namaz gitmiş.. 'Ayıp ayıp eşek kadar adamsın' diyen amca'ya bakıyorsun 'Boduç Arif', yanındaki? 'Kuru Büzükler' den falanca.. Yanında Hikmet Özçağlar hoca.. Her selam verişte aklına onun yaptığı 'nü' heykel geliyor.. Heykelin keserle memesini kırmışlar; o geliyor..
    * * *
         Ben onu bunu bilmem arkadaş lakap dediğin güzel bişey olacak.. 'Maviler' gibi olacak mesela.. Bakar mısın şu lakaba; Mavilerin Maviş Nine.. Söylenişi bile ne kadar güzel.. Biz böyle bir lakap bulamadık kendimize.. Mavilerin Maviş Nine.. Aslahattin Camii'inin oralardaydı evi.. Oğlu da nur içinde yatsın Dömbek Şükrü.. Bir de Yılmaz olacaktı sanırım..
    * * *
          Bir açıklaması vardır belki ama, bu gülme krizlerinin bulaşıcı da bi yanı var galiba.. İmam dahil tüm cemaatin gülme krizine girdiği anlar varmış literatürde.. Tespih çekme zamanı, arkalardan atılan bir tespihin hoca efendi'nin kafasına gelmesiyle tetiklenen.. 
    * * *
         Tespih askısının yanında, duvara yaslanmış oturan bir amca vardı Büyük Cami'de.. Babamın çocukluk arkadaşı.. Tespih zamanı, tespihi olmayanlara acayip isabetli atışlar yapardı rahmetli.. Arka saflara, yan saflara, her yöne.. İsabet yüzdesi acayip yüksek atışlar.. Yani parmağını kaldır; tespihi parmağına geçirir.. O derece.. Ona özenip her tarafa tespih atasın gelir..
    * * *
         Babamla Paşa'nın rakı farikasında çalışmışlar.. Kasa kasa rakı üretip komşu illere sevk etmişler.. Hafif bir rüzgarda Köroğlu Sokaktan tüm şehre anason kokusu yayılırmış.. Öyle anlatırdı.. Onun son günlerinde babamla ziyarete gittiğimiz bir günü hatırlarım.. Çarşafın ucundan çıkmış sararmış bacaklarını, uzamış tırnaklarına korkuyla baktığımı.. Kimseyi tanımıyordu..
    * * *
         Bahar Sineması'nı da yazacaktık ama olmadı maalesef.. Arkadaşım: 'Bahar Sineması'nı en iyi ben bilirim' deyince.. 'Tamam' dedim, 'Haftaya yazalım o zaman..' Tamam dedim ama 'Yeni sinemada kömür kovasını İlhan Çelen değiştiriyordu' deyince biraz şüphelendim yalan yok.. O devirde ben hiç kovalı soba görmedim Bolu'da.. Kömür de yoktu galiba.. Talaş dese tamam..
    * * *
         Bahar Sineması'nda sobaya en yakın oturan iki kişiden biriymiş kendisi.. Sobaya odun atarak ateşi tazeliyormuş protestolar arasında.. Bir de Şişko Yıldırım varmış, arkadaşı.. Babası polis.. Neyse; bi dinleyelim bakalım..
          Hoşça kalın..
                                                           Erdoğan Mühürcüoğlu 
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak