Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Pısırık.. Akasya.. Şans.. Çocuk..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    16 Şubat 2015
          Pısırık.. Akasya.. Şans.. Çocuk..
         Pısırık olmayacaksın kardeşim! diyor 'kendini ezdirmeyecen..' Bak! ne yaptı Erol? 'Hangi Erol'du abi..'Erol Büyükburç.. Demiyor muydu; 'bana saksı muamelesi yapamazsınız! en çok bana söz vericeksiniz! en çok bana! " Ben Erol Büyükburcum! saksı değilim ben..! Bir yumruk attı masaya başındaki peruk bile yan döndü..
    ***
         Ne alakası var abi bennen? "çok alakası var.. Palavracı demediler mi sana? 'dediler abi' Ee niye çıkıp cevap veremedin? Haksızsan çıkıp özür dileyeceksin, yoo ben haklıyım diyorsan, çıkıp tak tak tak sayacaksın.. 'Hani Akpınar'ın hayratından bi su içip gelirsen cesaret geliyodu sana, ne oldu..? Yanlış anlama! Boyundurun Ahmet dayı ile Kambur yiğit'in kemiklerini sızlattın.. Bolu senden soruluyodu hani? Demek ki neymiş; senden sorulmuyomuş.. Senin iyiliğin için söylüyorum bunları..'İkimiz bir olursak yıkılmayuz şart olsun.' bunu da unutma.. Bak İbrahim Çelik bile gitti, kıymetimi bil.. 'Çay olmaz! neskafeleri söyle bakam..! ' hayır guşburnu da olmaz..! Allah'ım biri beni durdursun..Öldüm gülmekten!..
    ***
          Bazı bitkiler de tıpkı insanlar gibi gecelerden hoşlanırmış.. Öyle diyor bu abi.. 'Hanımeli' mesela diyor 'çiçeklerini gündüz açmış olsa bile, sadece geceleri kokar.. Çünkü çiçekler gündüzleri börtü böceği kendilerine çeker zaten.. Ama karanlıkta güzellikleri görünmez olunca cazibeleri kaybolur.. Hanımeli öyle değil.. Hanımeli acaip kurnaz bir çiçek, kendini geceye saklar, kokusunu da geceleri salar ki bütün böcekleri kendine çeksin.. Benim abim çok akıllı, her şeyi biliyor.. 'Akasya kurnazlıkta hanımelinden aşağı kalmaz Feridun'um' diyor bana.. 'Feridun değil abi' diyorum 'Erdoğan.. Feridun seni andı..'
    ***
         'Çoğu ağaç ilkbaharın başında çiçek açar ama akasyalar öyle değil Erdoğan'cım.. Onlar erkenden açıp, soğuk yiyen "avanak" ağaçlara benzemez.. Havaların iyice ısınmasını beklerler; havalar ısınınca da bembeyaz kesilir dalları.. Sen mor çiçekli akasya gördün mü Feridun'um? Var mıydı sizin oralarda? Şimdi sana bir soru; hiç düşündün mü, bahar aylarında çiçekler neden bu kadar güzel kokar? Cevabı bilmiyorsun, düşünsen de bulamazsın.. İşin gücün palavra.. Cevap şu? Çiçekler de aynı bizim gibidir.. Diğer canlıları etkilemek, onları kendilerine aşık etmek isterler, hiç bitmeyen bir rekabet vardır aralarında.. Kimi gündüz sürer parfümlerini, kimi de geceleri..'
    ***
         Abi gittikten sonra mor çiçekli akasya geldi aklıma; bizim oralarda yoktu galiba.. Yanlız akasyanın çiçeklerini emerdik, onu hatırladım.. Hatta çiçekleri de yerdik gibi sanki..
    ***
         ŞANS..
         Bir insanda şans olacak arkadaş, şansın yoksa kıçını yırtsan nafile.. Yok efendim insan kendi şansını kendisi yaratırmış da, çok çalışacakmışsın da, sebat edecekmişsin de, falan filan.. 'Geç bunları anam babam, geç bunları' demiş Orhan Veli.. Zengin bir ailenin evinde doğmakla, çöpten kağıt toplayan bir ailenin bilmem kaçıncı çocuğu olmak aynı şey mi..?
    ***
         Şansın yoksa 'talihin elinde oyuncak' olursun, akıl almaz işler gelir başına.. Bir kutup ayısıyla bile karşılaşabilirsin Arabistan çöllerinde.. Kutup ayısı tarafından öpülebilirsin hatta.. Ay! çok komik bir şey geldi aklıma; Konu bulmakta sıkıntı çekiyor musun diye soranlar oluyor; vallahi çekmiyorum.. Diyelim ki bir konu yazdık; ertesi gün o konuyla ilgili bir sürü bilgi geliyor.. Kamil Ağa'yı anlattık ya geçenlerde; Allahım ne çok arayan oldu.. İçlerinde 'yazmazsan ölümü öp' diyen arkadaşım bile var..
    ***
         'Sen Kamil Ağa'yı yaz' diyor arkadaşım.. 'Kamil Çavuş'un başına geleni yaz.. 'Duymadın mı yoksa? 'Yoo' dedim 'duymadım, ne olmuşkine? Ne olmuş dinle o zaman.. Hani Çanakkale'de, Yemen'de savaşmış bir Kamil Çavuş vardı.. Son zamanlarında 'Angaranın daşına bak...' diye marşlar söyler, arada bir de 'gahbe Yunan kendine gel...' diye bağırırdı.. Eveet? Kurtuluş Savaşı'nda Rusya'dan silah getiren gemilere yol açmak için öndeki geminin ucunda durup, denizdeki mayınları tek tek vuran..
    ***
          Kamil çavuş Akpınar'da oturuyor ya, 'Eveeet? Bir gün sabah namazına giderken tam çeşmenin orada karşısına bir ayı çıkıyor.. 'Hadi bee..! 'Vallahi böyle; Ayı, fıldır fıldır etrafında döndükçe Kamil Çavuş'un aklına kutup ayısı geliyor.. Çölde bahtsız bedevi ile karşılaşan kutup ayısı.. 'Eeee? Kamil Çavuş'ta şafak atıyor tabii.. Hemen sırtını çeşmeye vererek kendini emniyete alıyor.. Bir yandan da elindeki değneği uzatarak 'oğlum yapma, etme, bak çok ayıp oluyor falan diyor.. Senin karşında koskoca Muharip Gazi Kamil Çavuş var.. Sonra sen kara ayısısın kutup ayısı filan değilsin, aklını başına devşir..
    ***
         İster inan ister inanma, vallahi bırakmış ayı Kamil Çavuş'u.. Eeeee? Sonra gitmiş ayı, Lütfü Özakman'ların bahçesine girmiş.. Lütfü abi ile hanımı hırsız var zannedip bahçe kapısını açınca ayı ile göz göze gelmişler.. Lütfü abi içerden itiyor kapıyı, ayı da öbür taraftan.. 'Sonra? Sonrasını boş ver.. En son ılıca yolunda görülmüş zavallı ayıcık.. Ayının Bolu Dağı'nda mola veren bir kamyonun kasasına bindiği, kimse fark etmeyince de Akpınar Mahallesi'ne kadar geldiği anlaşılmış sonra.. (Erdoğan arkadaş'ın kulakları çınlasın)
    ***
          ÇOCUK..
          Bazen sen istemesen de hüzün gelir bulur seni.. Beni buluyor.. Acıklı filmler vardı eskiden; bugün gazetede bir yazı gördüm o filmler geldi aklıma, Ayşecik filmleri.. Zeynep Değirmencioğlu, Semra Sar ve Metin Serezli olurdu çoğunda.. 'Yavrum' filmi vardı hep onu hatırlarım.. Yanımda oturan teyze filmdeki kavuşma sahnesine, içini çeke çeke ağlamıştı Şehir Sineması'nda.. Saçma sapan filmlerde vardı tabii.. 'Bir bakıyordun Malkoçoğlu kolunda saat, trafik kazası geçiriyor.. Kartal Tibet'in 'Tarkan' filminde havada yolcu uçağı.. Olsun seviyoduk yine de..! Gazetenin birinde ilginç bir makaleye rastladım da ondan anlattım bunları..
    ***
          'Bu çocuk ne olacak? diye başlıyor o makale, ve 'dün matbaamıza 11 yaşında bir çocuk geldi' diye devam ediyor.. 'Titrek, ince ve acıklı sesi ile 'Ben Bolu'luyum' dedi 'annemi hiç tanımadım; ben çocukken ölmüş.. İstanbul Adliyesi'nde mübaşir olan babam İsmail Efendi de geçenlerde öldü.. Bu sene dörde geçtim.. Babam ölünce kimsesiz kaldım.. 85 yaşında imamlık yapan bir dayım var ama bana bakamıyor.. Şişli'de Hacı Mansur Sokağı'nda Zihni Bey Apartmanı'nda oturan Tahir Efendi aldı beni yanına.. Şimdi onunla kalıyorum.. Darüşşafakaya gittim almadılar.. Yatılı okul için maarife gittim, dilekçe verdim, almadılar.. Kapıyı aralık görünce buraya geldim.. Amcalarım, teyzelerim, ablalarım, ben ne yapacağım? ne olur beni bırakmayın..
    ***
         Çocuk ağladı, onunla birlikte biz de ağladık.. Bu uslu ve temız çocuk, kendini koruyacak bir yuva bulamazsa hali ne olur diye düşündük.. Bu zavallıya sahip çıkacak bir makam yok mu..? Bu çocuk sokakta kalmamalı, karanlık bir geleceğin kucağına düşmemeli bu minik Bolu'lu..'
    ***
          13 Ekim 1932 tarihli gazetedeki makale böyle bitiyor.. 85 yıl öncesinin İstanbul sokaklarını düşünün, bir gazete yazıhanesini.. Ve Bolu'dan İstanbul'a savrulmuş bir çocuğu.. 'Ayşecik' filmi gibi aynı.. İstanbul'un orta yeri hep mi sinema be bilader..
    ***
          İbrahim Çelik'i yolcu etti Bolu en son.. İstanbul Bankası'nda çalıştığı yıllar geldi aklıma, Bizim komşu kızı ile, iş arkadaşı ile evlenişi, düğünü.. Sırası gelen gidiyor be usta! Sırası gelen gidiyor.. Önüne kattığını alıp götürüyor zaman.. Paraya tapanlar, korku salanlar, hani neredeler? Gözü dönmüş katiller? Veya en iyiler, en kibarlar, en dürüstler, en yardımsever güzel insanlar.. Nerdeler.. 'Paşa Efendi'nin Havuzlu Kıraathanesi'nde nargile fokurdatan efendi'ler..? gız enisdüsü dağılacağı vakit cam kenarını kimselere kaptırmayan babam rahmetli? Rekor kundura ile ılca havuzunda abraş kurarak oturma iddiasına giren.. Nerdeler..?
    ***
          NİNE..
          Epey oldu, size bir nineden bahsetmiştim.. Yaşlı nine 'ay oğul ! demişti, 'o kapalı hal'in kokusu hiç gitmedi burnumdan.. 'Bolu pazarı günü herkes yorgun olur diye misafirliğe gidilmezdi, pazarcı ailelere de para sayarlar diye gidilmezdi.. Oradan oraya uçuşan, kirişlere, saçak altlarına konan güvercinler neredesiniz? demişti.. Seccadesini istemiş, uzatırken ağlamıştı.. 'Bi daha geldiğinde Yozgat'a götürsen beni demişti.. Türbenin bahçesinde yaşlı bir çınar var, sen gördün mü orayı? Altında 'Uzun İbrahim' amcanla oturup sohbet ettiğimiz çınar.. Altında oturup kuşlara buğday attığımız, fıydırı, fıydırıverdiğimiz..
    ***
          Geçen gün kapalı hal binasının fotoğrafı paylaşıldı ya, ilk işim o nineye gitmek oldu.. Bu yıl daha bir çökmüş, daha bir süzülmüş.. Bilgisayar çıktısı fotoğrafı uzattım ona..Bir tarafını lastikle tutturduğu kırık gözlüğünü düzeltti, baktı baktı; 'İsmail oğlan orda mı hala? diye sordu 'dükkan duruya mı? İğde satıya mı İsmail oğlan' Nasıl oldum, nasıl üzüldüm.. Kızına işaret ettim 'gidiyorum' diye.. kaçar gibi indim merdivenlerden... Cemal Süreya ile bitirelim bari bu gün de.. Hoşça kalın..
               
    *
        'Nasıl olsa yine bir gün
        Döneriz bu yollardan geri
        Senin bir elinde bir mendil
        Diğerinde kuş sesleri..'
                                                 

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye