Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Lokanta.. Terzi.. Sinemacı.. Piyango..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    12 Kasım 2015

           Lokanta.. Terzi.. Sinemacı.. Piyango..

             Yerde ince bir yatak, başucunda gaz lambası.. Mısır saplarıyla kapatılmış tavan, çamurla sıvanmış zemin.. Odanın ortasında, içinde ay çekirdeği yakılan bir soba ile kapının arkasında da bir gaz ocağı var.. Ev eşyası pek yok genç öğretmenin.. Gurbete alışkın, dolaşmadığı yer kalmamış Anadolu'da..
    * * *
            Bir de Ziya bey var yakınlarda.. Matematikçi.. Burada tanışmışlar.. Ziya bey mi kim? Hani Bolu lisesinde kopya çeken bir öğrenciye usulca yaklaşıp '”Eller yukarı!” diyen hoca vardı.. Öğrencinin, arkadaşı sanıp 'yaktın beni Mayk..!” diye ellerini kaldırdığı.. Ziya bey, Ziya Alpaslan.. Yakınlarda derin bir evlat acısıyla sarsılan Selami beyin anılarından bir kaç satır.. İleride döneriz belki..
    ***

          DABANIYARIK..
          Emin Akman'ın başının altından çıkmış meğer.. Şehirde gerçek bir 'Tabanıyarık' varken Emin Akman tutmuş bir de Hulki Avlacıoğlu'nu 'Tabanı yarık' ilan etmiş.. Haliyle bir kafa karışıklığı meydana gelmiş şehirde.. Üstüne üstlük, Hulki Abi'nin babası şakayı seven mukallit bir adam; Oğlunun odasına Akpınarlı Abdullah efendinin büyük boy bir tablosunu asıverince işler büsbütün karışmış..
    * * *
          Abdullah efendi herkesin tanıdığı biri.. Tellal.. Bir adam tellal olur da tanınmaz mı? Günümüzün radyo Televizyon yıldızı gibi.. Bugün her şeyi nasıl radyo'dan Televizyondan duyup öğreniyorsak, o devir de de onlar var.. Mahalle mahalle, sokak sokak her yerde onlar.. Baya Medyatikler yani.. Tellal'lık dönemi sona erince o işi belediye apolyası'ndan Ayhan Altunç abi yapmış.. Şehir sinemasının eski makinisti.. Ama Tellal'ın yaptığı gibi değil tabii onunkisi.. Ceyran kesilip apolyalar hışdamayınca kalıyorsun öyle..
    * * *

           LOKANTA..
           Etlik'te eski garajların olduğu yerde Bolu Akın Lokantası vardı.. Bolulu hemşeriler bilir orayı.. Yıllardır duyarım ama, bi türlü gitmek nasip olmadı.. Benim böyle bir hemşeri lokantasına gidememiş olmam ilginç ama, hayatında sadece bir defa Ankara'ya gitmiş olan birinden dinlemem daha da ilginç.. Nasıl becerdiyse ilk kez gittiği Ankara'da yolunu Bolu lokantasına düşürmüş Bahri.. Anlattığına göre buranın en önemli özelliği yemeklerin soba üstünde ve bakır tencerelerde, bazı yemeklerin ise fırın yerine kuzinede pişirilmesi.. Helal olsun.. Bu devirde odunla modunla kimse uğraşmıyor..
    * * *
           Soba ateşinde, bakır tencere ve toprak kaplarda pişen lezzetli yemekleri Panayır'dan da biliyoruz.. Üstü kapaklı; içi çingene tuğlası döşeli, piran kuyularından.. Bazı şeylerin değerini bilemedik biz.. Kaybettik.. Allahtan Gölcük yetişti de imdadımıza, kendimizi dağlara vurduk.. Şimdi mangalda patlıcan, biber, domates közlüyoz artık.. Yımırta altı yapıyoz.. ıspanaklı..
    * * *
           İsmail abi 'istersen bi gidelim şu Ankara'ya diyor.. 'görelim bakalım şu lokantayı..' Hayatta onunla gitmem.. Bir öyle yemeği ısmarlayacak diye sokak sokak gezdirmişliği var beni.. O kadar dolaşmanın sonunda yoğurtlu ıspanak yedirmişliği var.. Hem de Bolu gibi bir yerde..
    * * *
           'Belediye Meydanında sadece Haşim ile Lezzet lokantaları yoktu' diye itirazlar geldi geçen seferki yazıya.. 'İtimat Oteli'nin altında Uğur Lokantası vardı' diyenler oldu.. Dönercisinin Atatürk'ün aşçısı olduğunu söyleyenler.. Ben rahmetli Şükrü Arcak'ın babasının diye biliyordum orayı..
    * * *
           Mekanlar o kadar önemli değil bence.. Müşteriye ne yedirdiğin ne içirdiğin önemli.. Servis önemli lezzet önemli.. Aradığı lezzeti Çataklı Mehmet Abi'nin (Acar) 5 metrekarelik dükkanında bulan bir sürü insan tanırım.. Köfte, piyaz, yanında biber, domates.. Ekmek sepetinde 'Şükrü Özakman' ekmeği..

           TERZİ..
            'Tuxedo cat' bir kedi cinsi.. Kulaklar göz ve yanaklar siyah, burun ve çeneden itibaren göğsü, ve ayakları beyaz.. 'smokin kedi' de deniyormuş bunlara.. Bir kedi Mozart dinler mi? Sheakspeare, Beethoven hayranı olur mu? oluyormuş bunlar.. Bilimsel olarak kanıtlanmış..
    * * *
            Tuxedo aslında çok özel bir kumaşın ismi.. Sigara ve yağ kokusunu içine çeken bir kumaşın.. Temiz havayla temas ettiği anda tüm kokuyu dışarı atıyor bu kumaş.. Smokin, bonjour, frak gibi giysiler sadece bu kumaştan yapılabiliyor.. Bu konuda dünyanın en ünlü kişisi ise İstanbul'da Levon Usta..
    * * *
            Çok özel bir teknikle smokin kumaşını üretmeyi başaran Amerikalı aniden ölüverince, kumaşın formülü bizimkilerin eline geçmiş nasılsa.. Simokin diktirmek isteyenlerin akın akın gelmesiyle de formülün bizim elimize geçtiğini anlamış Avrupalılar..
    * * *
           Brad Pitt'in smokinini, 'Baba' filminde Marlon Brando'nun smokinlerini, James Bond filminde Sean Connery'nin giydiği smokini, Bruce Willis'in 'Mavi Ay' dizisinde giydiği beyaz smokini hep biz dikmişiz, terzi Levon usta dikmiş.. 'Obama'nın başkan olduğunda giydiği Frak'da benim elimden çıkmadır' diyor Levon usta..
    * * *

            SİNEMACI..
            'Sen de bizi bişeye benzetemedin be abi! dedim 'tanımaz olur muyum rahmetliyi? Cici berber Şeref amca'nın kayınbiraderiydi İhsan Yapgü.. Kadın terzisiydi, ailece görüşürdük.. 'Yok ! dedi 'atlama hemen, o değil benim bahsettiğim..'
    * * *
            Bahsettiği kişi İhsan Pulatlı'ymış.. O da terziymiş ama, bizim bildiğimiz terzilerden değil.. Smokin, redingot, bonjour, frak, jaketatay gibi çok özel giysiler dikermiş o da.. Yalan yok, ben bu saydıklarından Simokinle frak'ı anladım sadece.. Bir de İhsan Pulatlı'yı sinemacı zannediyordum.. Yeni Sinema'da seyrettiğimiz Zorro, Godzilla, Baytekin, Benhur, Spartaküs gibi filmleri getiren adam diye biliyordum..
    * * *
           Yeni sinema.. İlhan Çelen'den aldığım bileti kapıda Salih abiye (Çetin) kestirip içeriye daldığım yer..Yürürken "gıcıır gıcıır" sesler çıkaran tahta döşemeli sinema.. Bir de kömür sobası vardı galiba içerde.. Film başlamadan önce çevresinde kümelendiğimiz, ısınmaya çalıştığımız.. Arada bir balkona, localara falan baktığımız yer.. Gelen giden var mı diye göz attığımız..
    * * *
            Yeni Sinema'ya gelen bir konseri anlattılar bugün.. Mediha Ertüra, Nimet Balkan varmış o konserde.. 'Paşam Allah seni inandırsın' diyor Bahri Abi; 'bir dansöz vardı sahnede; görmen lazımdı..! Kafamız da güzeldi o gün.. Ben, İsmail ve Memedali.. Üçümüz de dansöz biraz yaklaşsın diye bekliyoruz.. Yaklaşır yaklaşmaz atacaz şapkaları sahneye..! Attık netekim.. Frizbi gibi süzüldü bizim şapkalar havada.. Aydın vardı sinemada çalışan.. Konserden sonra yalvar yakar zor aldık şapkaları..
    * * *
          Tam karşıdaki büfe gibi olan yer benzin istasyonuydu İhsan beylerin.. Arkasında da, ortasında havuz olan bir park.. İçinde meyve eşeleklerini, gagalayan tavuklar, ördekler.. Topbaşların Ahmet Amca'nın ördekleri.. Hatta bir tanesi de tepeliymiş o ördeklerin.. Geçenlerde bir arkadaş hatırlatmıştı tepeli olanı.. Havuzun İçine düşmeyen kalmayınca 'bir de ben düşeyim anasını satayım' deyip dalmıştım içine.. Nam olsun kar olmasın..
    * * *
           Ases amca, Hüseyin Yaşar da terziymiş meğer.. İlk defa duydum bunu.. Ziraat Banka sokağında manifaturacı Ahmet Kocabıyık'ın dükkanından sonraki dükkanmış onunki.. Terzi İhsan Yapgü ile de çalışmışlar bir dönem.. Etrafını gülmekten kırıp geçiren çok espirili bir adamdı Allah rahmet eylesin..

           PİYANGO..
           Spor-Toto'nun ilk bayilerindendi o.. Sonuçların telefonla öğrenilip dükkanın önündeki panoya tebeşirle yazıldığı ilk yer.. Jet turizm otobüslerinin de hareket noktası olduğundan belki; ana-baba günü gibi olurdu orası.. Muavinlerin; 'sağ yap gel!, 'topla geel ! komutlarıyla otobüslere manevra yaptırdığı, hareket halindeki otobüse 'devam eeet! diyerek son anda atlayan muavin seslerinin yankılandığı yer..
    * * *
            Çok eski yıllara dayanan dostluklar arkadaşlıklar, rahmetli Akil Turgay, annesi Safiye Hanım.. Emekli olduğu Müessesede birlikte çalıştığı iş arkadaşları.. Suni Tahta Fabrikasında muhasebeden başlayıp Daha üst görevlere geldiği güzel yıllar.. Hepsi yürekli, samimi,esprili arkadaşlarımız.. Ziraat Bankası'ndan Fadıl Bey'in kardeşi, rahmetli Sedat Turgay'ın da amcası..
    * * *
           Tedavi için yurt dışına giderken uğurladığımız, döndüğünde evinde ziyaretine gittiğimiz adam' diyor bir arkadaşı.. 'şakalaşmalarımızı, sohbetlerimizi unutmam imkansız.. Servet Şamlıoğlu Aktaş Mahallesi'nden.. Kızı Devlet Tiyatrosu Sanatçısı.. Her Bolu'ya gelişinde Nazmi Karakoç Paşa'nın meyhaneci Çavuş'u araması gibi, çocukluk arkadaşı Ahmet Kuğum'u arayan, bulan..
    * * *
           Çok başarılı sporcular, çok güçlü politikacılar, çok tanınmış artistler ya da bilim adamları, para babaları.. Hiç birimizin yarın ne olacağı belli değil.. Yıllarca gittiğin ve her seferinde 'Ooooo zımba gibisin' diyen doktor bir başka gün "n'apmışsın sen bu karaciğere" deyiveriyor.. "Sebebi stres mi hocam? diyorsun 'sigara mı, içki mi? her şeyi kendime dert ettim o mu? "alakası yok hocam! diyor 'bildiğin piyango bu..!
            Çok uzattık.. Hoşça kalın..

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak