Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

EVLER.. MUZAFFER HANIM.. BOLU EKMEĞİ.. DAVULCU..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    8 Nisan 2017

           EVLER.. MUZAFFER HANIM.. BOLU EKMEĞİ.. DAVULCU..
           İki fotoğraf çek deseler bana; İnsanları ve yaşamı anlatan iki fotoğraf; gider Mürtezaoğlu sokağın sonundaki üç katlı ahşap evi çekerdim.. Boyacı Fatma Nine'nin evini.. Sonra biraz daha gerideki Raşit Çavuşlar'ınkini.. Karaçayır'daki Tüccarların Leylekli evini de.. İsmail Kemal Caddesi'nin başındaki taş evi de çekerdim şüphesiz.. İçinde Sırrı Bey'in 'Dertleri zevk edindim' şarkısını yazdığı ve evin altındaki tünelden Muallim Rıfat Efendi'nin bahçesine çıkıldığı söylenen..
    * * *
          Evler; çok şey anlatır aslında.. Kim bilir kimler yaşadı, kimler bekledi pencerelerin ardında? Hangi hayallere dalındı? Kavgalar, mutluluklar, ölümler, doğumlar.. Bazı film kareleri silinmez ya hafızalardan; 1963'te Tabaklar Mahallesi'nde çıkan büyük bir yangın var.. 7-8 kadar evin yanıp kül olduğu büyük yangın.. Ve bu yangından bir çok kişiyi sırtlayıp çıkartan cesur yürek bir adam; Abaza Kudret.. İtfaiyecilerin bile girmekten çekindiği evlere dalan, komşularından bazılarını sırtlayıp çıkaran.. 
    * * *
           Geçtiğimiz günlerde o yangın gecesini yeniden anlattı bir arkadaş.. Kudretin ellerindeki yanıklara komşularının zeytin yağı sürerek tedavi etmeye çalıştığını,her sabah uğrayıp beylik tabancasını arayan polis memurunu.. Yangını söndürmek bir yana, kendine bile hayrı olmayan 1944 model İtfaiye aracını..
    * * *
          İlk defa akıl hastası Şevket Baba'yı çatıdan indirmeye geldiğinde görmüştük o İtfaiye aracını.. Aracın merdiveni kısa gelince, polisler taşa tutarak indirebilmişti Şevket Baba'yı.. Yıllar sonra Babaannem hasta oğlunu ziyarete gittiğinde 'Bakırköy' de rastlamış ona.. Bahçede, yağmur altında ve bir kaç hastabakıcının refakatinde..
    * * *
          'Merhaba Şevket' demek gelmiş içinden.. Nöbet geçirdiğini anlayınca vazgeçmiş.. Şevket'in yağmur altındaki halini kolunun tersiyle sildiği gözyaşlarıyla anlatırdı rahmetli.. 'Hayat hiç bir yanlışı düzeltmiyor' derdi.. 'En dipteysen düşmezsin..' En dipteymiş onlar.. Öyle derdi..
    * * *
          MUZAFFER HANIM..
          'Nasıl da sıcak bir gündü' diye başladı anlatmaya..'Muzaffer Hanım'ın rüzgarda uçuşan dağınık saçları kalmış aklımda.. Ve mezarlıkta ayaklarını sürüye sürüye yürüyüşü.. Eşinin tabutuna sarılıp içini çeke çeke ağlayışı..'
    * * *
          'Saraçhane Camisi'nin karşısı, Kanaat Mağazası civarı, kütüphaneci Fadıl beyin oralar insan kaynıyordu o gün.. Hani Bakırcılar Çarşısından ana caddeye doğru inen bir fotoğraf vardı geçenlerde paylaşılan.. Büyük bir ihtimalle o güne aittir, Nejat bey'in cenazesine..'Hiç unutamadım' diyor, 'mezarlığa da geldi eşi Muzaffer Hanım.. Eşinin tabutuna sarılarak dakikalarca ağladı.. Keşke! dedim 'Bolu'da olsaydım da Nejat Bey'in mezarını ziyaret edip 27 ağustos 1957 gününe ait sesleri duymaya çalışsaydım.. 'Bin hüzün çöktü yine' şarkısını mırıldanarak dolaşsaydım şehirde.. Belki Mehmet Ağar'a bile rastlardım sokağın birinde; Kimbilir? Bacaklarının arasında çomaktan at, elinde çene kemiğinden kovboy tabancası..
    *
         Bin hüzün çöktü yine gönlüme akşamla benim..
         Ülfetim var nice yıldan beridir gamla benim..
         'Dönerim bekle beni sen' deyiver dönme yine,
         Bir ümit sun ne olur kalbime bir damla benim..
    *
          Bolu'dan gelen misafirlerine; 'Kızıltoprak benim için ne idi ise Bolu da oydu' diyormuş Muzaffer Hanım.. 'Genç kızdım.. Eşimle tanıştığım, sokaklarında dolaşıp parklarında oturduğum yerdi Bolu.. Yağmurlarında ıslandığım.. Orman Okulu'nda 19 mayıs, Anıtpark'ta 23 nisan, Karaçayır'da panayırlı akşamlar.. 
    * * *
          Olayın mahkeme safhasında ise çok tuhaf şeyler yaşanmış.. Başkan Muzaffer Alpugan ve üyelerden hakim Salih Sarpkaya'nın ağız dalaşıyla başlamış duruşmalar.. Sonra da cübbeler çıkartılıp, kollar sıvanmış.. 'Ayıptır günahtır, yapmayın etmeyin' derken Ağır ceza reisi Muzaffer Alpugan, Hakim Salih Sarpkaya, Katip, Mübaşir, tekme tokat birbirine girmişler.. Bir ısırık da emniyet müdürünün katili almış kolundan.. 
    * * *
          BOLU EKMEĞİ.. 
          Dün ekmekçi gelmiş.. Bol bol ekmek almışlar.. Aynı ekmeklerden eve de sipariş vermişler.. 'Şahane ekmekler' diyor..' Taa Bolu'dan geliyorlar.. Hamuru ekşi maya ile karılmış.. Organik sayılır.. Hele patateslisi.. Her sabah üzerine mascarpone ve ricotta sürüp televizyonun başında kahvaltı ediyorum.. Tekdüze bir yaşam yani.. Bilmem anlatabildim mi Erdoğan bey'cim? 'Anladım' dedim 'çok afedersiniz; bir tek mascarpone ile ricotta' yı anlayamadım.. 'Ay vallahi çok şakacısınız Erdoğan bey' diyor.. Vallahi billahi şaka yapıyorsunuz..
    * * *
          Hiç ses etmedim.. Ne şakası.. Buraya yazmak için bile internete baktım yanlış olmasın diye.. Mahallenin köpeklerine de zaman zaman makarna haşlıyormuş bu abla.. Helal olsun.. Depremde bir kaç aile birleşip Bolu'ya yardım malzemesi götürmüşler.. Üst- baş, çamaşır falan.. Kendi çaplarında tabii.. Olsun ! farenin sidiği denize katık demişler..
    * * *
          Herkes yapamaz.. Yaratıcılık ister marifet ister.. Hemşerim Bolu'daki depremi öyle bir anlattı ki.. Anıtpark'ta kurulan çadırlar, E5'te yolu gözlenen ekmek arabaları.. Kızılay'ın bulgur pilavlı ve bol sulu patates yemeği, üzüm hoşafı.. O kadar başka yerlere gitti ki konu, iki defa da bize 'Hasoşaf' dedirtti.. 
    * * *
           Deli Hasan ile Melek abla bile girdi işin içine.. Kimse Melek Abla'yı da, Deli Hasan'ı da, 'Çekci Memet'i de tanımıyor.. Deli Ömer ve onun köpek ordusunu da.. Ama Edremitlileri kırdı geçirdi adam.. Marifet burada zaten.. Baştan aşağı yalanmış da bilmem neymiş.. Olsun, maksat hasıl oldu ya sen ona bak..
    * * *
           Üner Can, lokali Yalçın Abiyle beraber çalıştırmış, öyle diyor.. 'İkisi de iyi bilardocuydu.. Yalçın masa tenisinde Üner de bilardoda usta.. Sonra 'pideci Veysel' çıktı sahneye.. Akbank'ta memur.. Bastı istifayı; Emin Palazoğlu ve Üner Can'dan 'Şölen'i devraldı' Yüzüme özellikle bakarak; 'Bir şeyi yazacaksan o konu hakkında bilgin olacak.. 'Nüfren'i 1960'lı yıllarda Ahmet Sucu açtı Hükümet Meydanı'nda .. Bir kaç mermer masa ile, bir kaç iskemlesi vardı sadece.. 
    * * *
           Buzdolabı mı? Ne gezer.. Kimsede yok buz dolabı.. Bahçede 'kuyu' var onun yerine.. Bolu, Gerede, Düzce panayırları falan derken bir de pide fırını ekledi dükkana.. 'Mercan' ikinci lokantası oluyor Ahmet Abinin.. Kolay değil bu işler!.. Sirkeci'de bulaşıkçılık, ardından 'Abdullah Lokantası', Nişantaşı'nda 'Yekta” ve 'Büyükada'da ismini unuttuğum mekan..'
    .* * *
           DAVULCU
           Hatırlatmasa hakkaten aklıma gelmez.. Üfledikçe çatlayan nefeslilerle 'cart, cart, cart! sesler çıkartan Bolu belediye bandosunu anlatıyor.. Bir ayağı aksayarak en arkada yürüyen yaşlı davulcuyu.. Dudağında sigara, dumandan yanmasın diye tek gözü kapalı, güm güm güm vurarak geçiyor protokol tribününün önünden.. İsmini o da hatırlayamadı ben de.. Geçen sefer de aynı konu açılmış Süleyman Ertan bey hatırlatmıştı.. Yine unuttuk.. 
    * * *
           Bandoya musallat olan sineğin önce klarnetçinin burnuna, oradan kalkıp saksafoncunun ağzının kenarına konuşunu anlatıyor.. Oradan hooop trampetçinin göz kapağında karar kılışını.. 'Gazcı Şükrü' abinin ayakkabılarını pantolon paçalarında parlatırken, dönüp elamanlarına ters,ters bakışlar attığını.. Ve son olarak kendi ağzının kenarına konunca sineğin anasına avradına dümdüz gidişini.. Bir de tavla oynarken heyecandan zarları çayın içine atarak şıkır şıkır karıştırdığı rivayeti var.. 'Ona pek kulak asma diyor arkadaş; 'onu Şükrü amcayı kızdırmak için uydurmuşlardı..' 
    * * *
           Hepsine de selam olsun, rahmet olsun..
           Hoşça kalın..

                                ERDOĞAN MÜHÜRCÜOĞLU (07.07.2015 )

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak