Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Çanakkale.. Eskici Baba.. Çek'ci Mehmet..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    17 Mart 2014
           Çanakkale Savaşları'nda bazı kaynaklarda yüzelli, bazılarında üç yüz bin askerimiz şehit düşmüş.. Resmi kayıtlarda ise 48 bin.. Peki hangi vilayet ne kadar şehit vermiş bunun bir listesi filan var mı diye biraz kurcaladım.. Allah'tan bilgisayar var, yoksa bu bilgilere ulaşabilmek için bir sürü kitap gerekecekti.. Üç beş satırlık bir bilgi için kocaman bir kitabı hat'metmek zorunda kalacaktık.. Ama çok güzel de bir şey oldu, hem aradığım bilgilere ulaştım, hem de bir kitap en kısa sürede nasıl okunur onu öğrendim..
    ***
          Hızlı okuma tekniği.. Elinde kaç sayfalık kitap olursa olsun, en fazla bir saatte okuyup atıyorsun.. Kağıt para sayar gibi, sayfaları çeviri çeviriveriyorsun.. Bu teknikte en önemli kural; satırlarla fazla ilgilenmiyorsun, gözlerini yazıların üzerinde kaydırarak hızla ilerliyorsun.. Nasıl sinemada sadece perdeye bakarak konuyu takip ediyoruz; kurda, kuşa ağaca, börtü böceğe bakmıyoruz, onun gibi.. Bu konudaki dünya şampiyonluğu da dakikada 6000 kelime ile zaten bir Türk çocuğundaymış..
    ***
          Hiç umar mıydınız? Süleyman Demirel de dakikada 5700 kelime okuyormuş.. Yani adam kendini biraz daha sıksa 'hızlı okuma' dalında "dünya şampiyonu" olacak.. Parmağını ıslatıp sayfa çevirmeye yetişemiyor düşünün artık.. Eline bir kitap veriyorsun 'ben size bir kahve yapıp getireyim Sülüman abi' diyorsun, kahve tepsisiyle döndüğünde bir bakıyorsun ki, Demirel kitabı bitirip sehpanın üzerine koymuş bile, Kahveyi tepsiden alırken mırıldanıyor; "neler çektim ben be Erdoğan, altı kere gittim, yedi kere geldim be bilader.."
    ***
          Çanakkale'den bahsediyorduk.. Çanakkale'de şehit olan Türk askerlerinin nereli oldukları biliniyor mu diye de baktım.. Her bir şehidin, ana adı, baba adından tutun, köyüne kadar kim oldukları biliniyor.. Bu sayının illere göre dağılımında ise mesela Diyarbakır'dan 49, Van'dan 36, Siirt'ten 40, Mardin'den 7 kişi şehit olmuş.. Kars'ın (1) Ankara'nın (1772) İstanbul'un (1648) şehidi var..
    ***
           Durum böyleyken herkes vilayetinin başına bir unvan kapmış; Gazi Antep, Şanlı Urfa, Kahraman Maraş gibi.. Biz bir şey kapamamışız.. İtiraz edince 'Kör mü gözünüz! siz de isyan çıkartmasaydınız' demişler.. Tamam, iyi diyorsun güzel diyorsun da bir de rakamlar var ortada.. Mesela Çanakkale'de; Artvin'li (10) Asker şehit olmuş, Bayburt (21), Bingöl (8), Bitlis (59), Diyarbakır (49)
    Gümüşhane (39), Kars(1), Mardin (7), Muş (7), Ordu (56), Rize (71), Samsun (44), Siirt (40), Sivas(25), Tokat (47), Tunceli (30), Van (36) olmak üzere on sekiz ilin toplamında 561 Asker şehit olmuş..
    ***
           Burada beni en çok şaşırtan şey Adamlar ikide bir 'gasdamonu, safranbolu' diye bizimle kafa bulup laf çaktırıyorlar ya; Çanakkalede şehit olan Bolulu Asker sayısı ne kadar biliyor musunuz? Milli Savunma Bakanlığı tarafından 1998 yılında yapılan çalışmaya göre 1419 Bolulu asker bu savaşta şehit olmuş.. Kafam karıştı bir de 'Kirkor' isimli Asker var Bolulu şehitlerin arasında.. Cephede yaralanan Bolulu Kirkor getirildiği Çanakkale Devlet Hastanesi'nde 16 mayıs 1915 günü şehit olmuş.. Çanakkale'de şehit olan asker sayısında illere göre Bolu en üstlerde yer alıyor.. Yukarıdaki rakamlara yeniden bir göz atın isterseniz..
    ***
          Eskici Baba..
          Yeni okudum; 'Taşhan'daki mezarın hikayesi Temel fıkrası gibi.. Eskici Baba vefat edince Taşhan'ın iç bölümlerinde bir yerde şanına yakışır bir mezara koymuşlar.. Zamanla Taşhan'da yapılan bazı değişikliklerden sonra, Eskici Baba'nın mezarı 'labirent' gibi duvarların arasında kalınca, orada unutulmuş.. Yıllar geçmiş ne gelen var ne giden, eskici Baba 'Ulan geçmişi tenekeliler nerdesiniz?' diye fırlayıp kalkacak neredeyse.. Aslında var ya, bir kalkabilseydi nasıl müthiş bir şey olurdu.. Düşünsenize dede kalkmış, Skodacı Ömer Usta, Kaynakçı Kel Bekir, Yorgancı Mehmet Amca'yı katmış önüne kovalıyor, Köfteci Cahit 'caaarrtt! diye kepenkleri indiriyor korkudan.. Yorgancı Bahri camiye zor atıyor kendini.. Sonra geliyor Eskici Baba, Tavukçu Kamil de takılmış peşine belediye dükkanlarının üzerindeki teras gibi olan yerden korkuluklara abanıp, sesleniyorlar aşağıya.. "Haydiii Boluuuu ! Hazır mıyıııızz?" bütün eller havayaaaa..!
    ***
          Taşhan deyince; bir sürü han varmış eskiden Bolu'da, her taraf hanlarla doluymuş.. Küçücük bir şehirde on dokuz tane han.. Deve Han, Çelebi'nin Hanı, Kara Şükrü'nün Hanı, Kaptanın Hanı, Hakkı Dayı'nın Hanı, Nalbant Han, Çukur Han ve daha bir sürü.. Ben Hisar'a doğru çıkan yoldaki hanın faal olduğu zamanları hatırlıyorum.. Girişte geniş bir alan ve o alanı çevreleyen tahta bir yükseltinin üzerinde sıra sıra serilmiş yataklar vardı.. Yatakların başındaki çivilerde de müşterilerin astıkları giysiler.. Hayvanların bağlandığı bölmeden gelen eşek anırmalarını, at kişnemelerini duyardınız her taraftan....
    ***
           Ruh çağırma..
           Bir gün bilgisayarıma 'şak' diye bir mesaj düştü baktım; alt kattaki Komşum, merhaba, diye başlamış 'yüzüne söylemek isterdim ama yapamadım; mecburen mail atıyorum' diyor.. 'İçinde insana saygı diye en küçük bir kırıntı varsa lütfen akşam sekizden sonra gürültü yapma, hanım gitti, siz evi taverna'ya çevirdiniz, öyle kafana göre de çamasır makinesi falan çalıştıramazsın..' diyor, mesaj böyle.. En komik tarafı da mesajın sonu 'seni seven komşun emekli diş teknisyeni Abdülkadir..'
    ***
         Gürültü dediği de hanımı da Bolu'ya gönderdik ya, bir kaç arkadaş bir araya gelip bir şeyler çalıyoruz, Öyle zambur zumbur şeyler de değil yani.. Be adam! Bizim Ömer'in oğlu gibi klarnet çalsam n'apacan? Sen bizi dinlerken ceketinin düğmelerini iliklemen lazım aslında..
    ***
          Yılmaz abi 'boş ver aldırma sen ona' diyor.. onlara da terlikle yürüyorsunuz diye homur homur ediyormuş akşamları.. Ayaklarınız üşümesin numarasıyla patik vermeye kalkmışlar.. "Hayır sen 88 yaşında adamsın, o harfleri klavyede nasıl buldun da yazdın; bi tane de yanlış bir harfe bassan ya.. ! Alem adam; geçen gün de soruyor 'reiki' gönderdim aldın mı? diye.. İlk defa duydum ? böyle bir şeyi.. 'pardon, neyi kadir amca? diye sordum; 'reiki' diye bir şey varmış, ben o gün 'migrenim tuttu galiba' demişim, o da eve gider gitmez 'reiki' göndermiş bana.. 'nasıl fayda etti mi? diye soruyor..
    ***
         Ben pek anlamam ama bu Abdülkadir amca 'reiki' yi biliyor.. Bana da öğretmeye kalktı zor kurtuldum elinden.. Reiki birine 'enerji' göndermek gibi bir şey, sonradan ne olduğunu öğrendim.. Mesela çok hastasın ölü gibi yatıyorsun Abdülkadir amca konsantre olup sana bir reiki gönderiyor 'zınk' diye silkinip ayağa kalkıyorsun.. Ruh çağırma teknikleri filan da var adamın, dillere destan..
    ***
          Hani 9 Eylül'de İzmir'e girdikten sonra, Hükümet Konağı'nda Yunan Bayrağı'nı indirip Türk Bayrağı'nı çeken askerlerin arasında bir de Bolulu Asker vardı ya, 'Nalbant Ahmet Usta' daha önce yazmıştık.. Benim bu yazımdan sonra bu bizim komşu tutturdu 'Nalbant Ahmet Usta'nın ruhunu çağıralım' diye.. Önce 'olur' falan dedim, sonra 'abi yapma! bu ruhlar geliyormuş sonra da gitmeyecem diye tuttuyorlarmış ' diyenler olunca korktum vaz geçtim.. Aslında merak da etmiştim yani, hala daha aklım da orada.. Acaba çağırsaydık gelir miydi Nalbant Ahmet Usta diye..
    ***
          Anlatanların yalancısıyım; bu Abdülkadir amca evde bir ruh çağırma seansında ünlü bir şarkıcının ruhunu çağırmış; "eeey ruuuhhh!" diye seslenmiş, "efendim canııııım !" diyerek gelen ruh fincana üç kez 'tık tık tık' vurmuş.. Abdülkadir amca "kim ooo ?" diye sorunca, ünlü kişinin ruhu şarkıyla cevap vermiş;
         'Dertli gönüllere giren,
         'İşte benim Zeki Müren..!
         'İnandınız mı? Yalan yok, ben inanmadım..
    ***
          Gözüne baktın mı hiç adamın? Sokaklarda yaşamaktan kapkara olmuş parmaklarının arasındaki sigarasını yanakları çukurlaşıncaya kadar çekerken; eğilip baktın mı gözlerine? Kim bilir neler yaşamış, hangi sebeplerin hangi sonuçlarını yaşamış.. Şöyle bir bakıp, 'Ayvalık' delisi !' deyip çevirmeseydin keşke başını; gitmeseydin.. Ta derinlerine baksaydın gözlerinin, belki neden sana 'Edip Bey' i hatırlattığını anlayacaktın.. Kolunda kocaman pazar sepeti, ayağında kara lastikler ve üzerinde eski bir siyah pardesü ile Edip Bey'i hatırlattığını..
    ***
           Bolu'da çoğumuzun hatırlamadığı 'Çekci Mehmet' var bir de.. Hatta iki tane 'çekçi' var.. Adı Mehmet olan arasta içinde, Helvacı Tayyar Şanver, manifaturacı Tatar İbrahim, yine manifaturacı İzzet Özbostancı, Kuyumcu Ahmet Sarıkaya ile Ahmet Saygı'nın dükkanları arasında oradan oraya dolanıp duran civardaki esnafın yedirip içirdiği.. Çekci Mehmet 1960'lı yıllarda elli yaşlarında ve eski kağıtları para gibi katlayıp cebinde taşıyan biri.. Zaman zaman ihtiyacı olduğunu düşündüğü kişilere cebinden özenle çıkarttığı bu kağıtlardan veren ve onların güya hayır dualarını alan biri.. Ve ceketinin cebinde kağıt paralarının yanında bir şişe de mavi ispirtosu mutlaka olan biri..
    ***
           Karamanlı Mahallesi'nde oturan bir başka 'Çekci' daha var, bu ikinci 'Çekci' uzun zaman futbol da oynamış.. Bir zamanlar 'Bolu Gençlik' Kulübü'nde futbol oynayan uzun boylu zayıf biri.. Eskiden astsubay olduğu şeklinde, daha sonra Bolu'dan ayrıldıkları şeklinde rivayetler var..
              Burada bitirelim mi?.. Hoşça kalın arkadaşlar..
                                                                    

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak