Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Bayram.. Çıkınlar Mezarlığı.. Kenan..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    15 Ekim 2013


          Çıkınlar mezarlığını biliyormusunuz ?.. Hiç yolunuz düştü mü o taraflara?.. Tatarlar Bayırı'nın oradan, yani 'Uğur Mumcu' Parkı'nın oradan kestirme olarak Akpınar istikametine doğru yokuş aşağı inerseniz, yolun sonunda bir mezarlıkla karşılaşırsınız, 'Çıkınlar Mezarlığı' orası.. Bolu' da çok kimse o mezarlığı bilmez. Yolu o taraflara düşmediği için bilmez.. O mezarlığın hüzünlü kasvetli bir havası vardır. Gerçi hepsinde öyledir de, orası daha bir başkadır.. Bir hoş olursunuz, boğazınıza bir şeyler düğümlenir, biri bir şey diyecek olsa ağlayıverecek gibi olursunuz.. Hüzünlü mısraların kazındığı mezar taşlarını okursunuz, Tanıdık mezarlarda hapsolan hayatları düşünürsünüz. Gözünüzün önünden film şeridi gibi akıp giden hayatları.. Bugün de duygusallık damarımız tuttu..Tutar böyle bazen. Bayram diye mi dersiniz? Kimbilir? belki de..
    ***
          İki mezarın arasında 'çıtırdılar' duyunca irkildim, merakla, biraz da korkuyla eğilip baktım "aaa!" bir çocuk, bir kız çocuğu.. Bir bayram arefesinde 'taze bir mezar' ve onun başında 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu. Ters çevirdiği bir kavanozun altında bir mumu yakmaya çalışan, ağzına yaklaşan sümüğünü çekerek, üşümüş parmaklarının ucunu, "hoh!" layarak, nefesiyle ısıtmaya çalışan. Onlarca kibrit harcayan ama getirdiği mumu bir türlü yakamayan bir küçük kız çocuğu..Ters çevirdiği kavanozun içinde bir mumun asla yanmaya devam edemeyeceğini bilmeyen, uğraşıp duran.. Bugün Bayram ya, o görüntü şimşek gibi çakıp duruyor gözümüm önünde; ana'sı ve başucundaki kızı'nın çıkınlar mezarlığındaki fotoğrafı.. Şimşek gibi çakıyor sabahtan beri..
    ***
          "Eveet ne demiştik?" Çıkınlar Mezarlığı'nı sormuştuk, hiç yolunuz düştü mü o taraflara diye. Bize biraz yakın olduğu için belki, ben çok sık giderdim oraya. Çocuktum; gider, yolun kenarındaki sokak çeşmesinin yanında oturur mezarlığı seyreder, mezar taşlarının üzerindeki yazıları okumaya çalışırdım. Çeşmenin hemen arkasında dedemin; şimdi artık olmayan, yerinde yeller esen mezarı vardı. Arada bir, sazcı, ispirtocu Sadık'a da rastlardım orada; Ondan, Sadık'tan korkardım, yanaşmazdım..
    ***
         Bakın bu mezarlıkta hiç unutmadığım bir de komik olay vardır benim. Bir kış günü cenaze ile birlikte mezarlığa girerken, tabuta omuz verenlerden biri; orta yerdeki direğe toslayınca birkaç kişi birden yere yuvarlanmışlardı. İstem dışı bir gülme krizine girmiştik topluca.. Hoca efendi de güldüğü anlaşılmasın diye bir eliyle ağzını kapatarak "ayıp oluyoorr beyler!" deyince; kestik.. (Hoca efendi berber Avni abi' miydi dersiniz?)
    ***
          "Yaptığım her işte bir sorun çıkıyor. Ne zaman bir şeyi çok istesem hep hüsranla sonuçlanıyor, bütün şanssızlıklar nedense hep gelip beni buluyor !" diyordu hep. Bizim Kenan'ı tanımazsınız, ama tanısaydınız çok severdiniz onu. Dünya yansa umurunda olmayacak kadar geniş; bir çocuğun kalbini kırmayacak kadar da iyi niyetli bir adam.. Akpınarlı Şükrü Dönmez, Turist Muzaffer ve Kenan'la Isparta'da asker arkadaşlarıydık. 1970 de oradaydık, beraberdik.."Kendine şansız deme oğlum, çevrene bir bak..! Sen daha şanssız adam görmemişsin" diyordum ona. Ben ona böyle dedim medim ama, bölüklerimiz ayrıldıktan sonra gittiği yerde ne tür şanssızlıklar yaşadıysa, adı "Cenabet Kenan'a" çıkmış..
    ***
         Valla ben bu şans işine, şanssızlık işine akıl sır erdiremedim arkadaş, mantıkla izah edemediğimiz her şeyi hep bu şans, şansızlık işlerine bağlamamıza.. Şimdi birileri diyecek ki; "ya bırak kardeşim bu şans, kader kısmet edebiyatını, bak! batı da, Avrupa'da varmı böyle şeyler? gittim gördüm diyorsun oraları, varmı? gördün mü böyle şeyler adamlarda?.." Ne deyim şimdi? Gördüm tabii, bal gibi de gördüm, hem de en alasını. (burada a harfi şapkalı okunacak) Karısı bir subayla kaçan Alman'a bizim Mudurnu'lu Sefer abi'nin 'Nas' ve 'Felak' surelerini ezberlettiğine şahit oldum, hem de sular seller gibi.. 'Alman'ın karısı evine dönsün' diye muska yazıp adamın boynuna taktığını gözlerimle gördüm.. Bu hikayeyi bir gün özene bezene yazmış, bilgisayar ortamında kazaya kurban giden yazımı tekrar yazmayı göze alamamıştım..
    ***
          Doktor'dan rapor almışız,'talim'e çıkamayacak askerlerin oturdukları kantinden dışarıyı seyrediyoruz. Sabah vakti, taadat alanında (toplanma alanı) yüzlerce asker bandonun önünde 'rap rap rap' yürüyorlar. İçlerinden birini Kenan'ı arıyor gözlerim. Kırmızı ! postallarından kolayca buluyorum onu. Manzara o kadar acaip ki, 'eşek pipi'sine kelebek konmuş' gibi.. Ve o zaman anlıyorum ki, hakkaten şanssızlık adamın üstüne bir kere yapışmaya görsün, kurtulamıyor, kurtulunmuyor..
    ***
           Sabah askeri kıyafetlerin verildiği ambarda görevliler 'içinde askeri kıyafetler olan' torbayı Kenan'ın eline tutuşturup; boynuna da bağcıklarından birbirine bağlanmış postalları asıvermişler.. Asıvermişler ama önce görevliler, sonra da Kenan şaşırmış kırmızı postalları görünce.. Önce almak istememiş "Al lan! Allahın Bolu'lusu !" falan demişler gülerek.. "Sonra hallederiz, bi çaresine falan bakarız!.." Değiştirmediler dört ay boyunca kırmızı postalları ile meşhur oldu Kenan. Çarşı izinine de onlarla çıktığı için her yerde, Isparta'da bile meşhur oldu. "Ulan ben bu şansımı öpeyim!" dedi durdu bir süre.. "Sen şanssızlık görmemişsin be Kenan!" dedik teselli olsun diye; "Çinde yaşayan adamı düşün! adamın kafasına bir kaç dakika ara iki defa yıldırım düşmüş.."
    ***
         Bu Kenan'ı ben şundan dolayı anlattım bugün; aşağıya koyduğum fotoğrafa dikkatlice bakarsanız fotoğraftakilerin hepsinin Bolu'lu olduklarını fark edeceksiniz. İstanbul'da 1966 yılında oynanan Boluspor-Beylerbeyi maçında çekilmiştir o fotoğraf. O maçtan sonra Metin Oktay'ın da oynadığı Galatasaray-Kasımpaşa maçını izlemiş ama tribünlerde çıkan bazı olaylar nedeniyle epey hırpalanmıştık polisler tarafından.. İşte o hırpalanan Bolulular'ın arasında bizi o gün terminalde karşılayıp evinde misafir eden Kenan'da vardı.. Fakat o gün gördük ve anladık ki, bi adam şanssızsa şanssızdır arkadaş, hiç 'laga, luga' etmeye gerek yok..
    ***
          O gün Ali Sami Yen Stadı'nda bizim Kenan'ın sebep olduğu büyük bir talihsizlik yaşandı.. Kenan'ın çok sinirlenip yan hakeme diye fırlattığı kocaman bir portakal saha kenarında görevli o zamanlar 'Fruko' diye anılan toplum polislerinden birinin kafasında patlayınca yanımıza gelen polisler aramızdan söküp aldılar Kenan'ı.. Stad'ın altında elektrik malzemelerinin konduğu bir odaya götürmüşler, misafir etmişler, hatırını sormuşlar! Maçın bitimine doğru çıktı geldi.. Maçtan sonra biz Bolu'ya dönmek üzere vedalaşıp kendisinden ayrılıncaya kadar 'Şansımı öpeyim !" dedi durdu belki yüz kere..
    ***
           Kibarların Fatmanım Teyze'yi anlatayım mı bugün ben size? O'nu tanıyorsanız bile şimdi anlatacaklarımı muhtemelen ilk defa duyuyor olacaksınız. Bir tarihte Bolu'ya tayin olan Susurluk'lu genç bir polis memurunun hikayesi bu. Daha önce de anlattığım bu hikayeyi şimdi kısaltarak anlatacağım için 'senkron'da bazı sorunlar yaşanabilir.. 'idare edersiniz' artık..
    ***
    ...........;
          Genç polis memuru ilk görev yerini, Bolu'yu, Bolu'nun insanlarını sevmiştir.. Artık evini de tutmuş, yerleşmiş ilk günlerdeki tutukluğunu şaşkınlığını da üzerinden atmıştır.. Bir süre sonra işe gidiş gelişlerinde, bir evin penceresinde gördüğü genç bir kız dikkatini çeker, o genç kıza, genç kız da ona ilgi duyar bakışırlar.. Bir süre sonrada severler birbirilerini, aşık olurlar. Günler haftaları, haftalar ayları kovalar. Bir gün bütün cesaretini toplayan delikanlı 'tam vaktidir!" diyerek karakoldaki amiri Faruk amcanın kapısını çalar. Utana, sıkıla durumu anlatır 'durum; böyle böyle böyle !" der. Bolu'da yalnız olduğunu hiç kimsesinin olmadığını da ekler konuşmasının sonuna. Genç memurunu dikkatle dinleyen Faruk amca; "yahu, biz öldük mü evladım !" der ' biz neciyiz? merak etme sen, hallederiz biz bu işi..!" Faruk amca deyince de akan sular durur o zamanlar..
    ***
          Her şey o kadar hızlı gelişir ki, Bolu'nun kargacık, burgacık sokaklarından birinde davullar vurup, gırnatalar (klarnet) çalmaya, köçekler oynamaya başlarlar. Rengarenk abajur kağıtlarıyla, balonlarla süslenmiş at arabaları, yaylı arabalar "Çukur mahalle"de 'fink' atarlar. Susurluk'lu genç polis memuru ile Bolu'lu 'Kibarlar'ın kızı'nın sevgileri ailelerinin de rızası ile mutlu sona ulaşmıştır.. Evlenir, dünya evine girerler..Yıllar yılları kovalar, gençlerin dünya tatlısı birde oğulları olur. Sonra ! Sonrası kötü. Kötü şeyler yaşanır, kara bulutlar dolaşmaya başlar ailenin üzerinde. Nazar değmiş, göze gelmişlerdir..
    ***
          Fatma'nım teyze bunları bana, kendini tutarak anlatmış, sonunda gözünden iki damla yaşın düşmesine engel olamayarak 'Ahh Erdoğan ahh !" demişti 'anana bi sorsan, ya da teyzene, onlar anlatsalar sana." Teyzem onun hem komşusu, hemde çocukluk arkadaşıydı, hikayenin devamını ondan dinledim.. Fatma'nım Teyze'nin eşi; kibar, aşırı derecede gururlu, çok da hassas birisiymiş. Onu Bolu Valisi'nin koruması olarak görevlendirmişler..
    ***
          Bu huysuz vali, genç polisin her yanlışını bulduğunda, her eksiğini gördüğünde çok aşırı tepki veriyor, fırça atıp, azarlıyormuş.. Bir gün, bir uğursuz gün, yine aynı şeyler yaşanmış. Bu seferki artık azar falan gibi değil, apaçık hakaret gibiymiş anlayana.. Sinirinden tir tir titremiş, beti benzi atmış, yutkunmuş mutkunmuş.. Karşısında koskoca Bolu Valisi.. Hiç birşey yapamamış, her zamanki gibi yine içine atmış, efkarlanmış.. Arkadaşlarından bazıları, onu bir köşede, gizlice ağlarken görmüşler..
    ***
           Gecenin köründe patlayan bir el silah sesi 'çukur mahalle'yi ayağa kaldırmış. Konu komşu,çoluk çocuk yataklarından fırlayıp, pencerelere kapılara koşuşmuşlar.. Sokakta çığlıklar, feryatlar birbirine karışmış. Sabaha kadar yatağında kan, ter içersinde bir o yana, bir bu yana dönen, işin içinden bir türlü çıkamayan delikanlı, akşamdan hazırladığı veda mektubunu görünür bir yere bıraktıktan sonra kafasına sıkmakta bulmuş çareyi..
    ***
         Fatma'nım teyze benim Bolu'da aparman komşumdu. Bir gün apartman aidatı için çıktığımda; ısrarla içeri buyur etmişti beni.. Biriyle konuşma ihtiyacı içinde olduğunu hemen anlamış, davetine icabet ederek bir fincan kahvesini içmiştim. Yukarıda aktarmaya çalıştığım hikayenin bir kısmını da o zaman anlatmıştı..Yıllar sonra Fethi Bey'le evlenip mutluluğu geç de olsa yeniden yakalayabilen Fatma'nım teyze yakınlarda vefat etti, kendisiyle gerçekten mutlu bir evlilik sürdürdüğü Fethi Bey'in vefatından birkaç yıl sonra yani.. "Yalan dünya..!"
    ***
          Bu sabah Bayram namazına hemşerim'le; Şinasi ile beraber gittik. Yolda elleri cebinde yürürken omzuyla dürtüyor beni "Abi" diyor! ne iş? 'terliklerle çıkmışsın!.." Neden? diyorum, bütün yaz böyle değil miydik? Abi diyor, bu sıra bir laf dolaşıyor ortalarda 'camiye terlikle gidip Adidas' la dönenler' varmış diyor.. O gelmiş Şinasi'nin aklına! 'acaba?" demiş beni terliklerle görünce.. "Ulan Allah senin belanı vermesin Şinasi !" diyorum.. Ama böyle bir şey gerçekten aklından geçmiyorsa, 'Adidas'larla dönmek' gibi, vallahi ben de adam değilim..
          İyi bayramlar herkese..

                                                            

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak