Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Cahit Hoca.. Saip Hoca.. Zekai Hoca.. Tören yürüyüşü..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    30 Mayıs 2013


          "Kelebekler uçmak için mi kanat çırpıyorlar, yoksa sürekli kanat çırptıkları için mi uçmak zorunda kalıyorlar?.. 'Hadi buyrun şimdi!.. Bu akşam bu cümleye rastladım internette ve başıma iş açtım durduk yerde.. Aslında böyle şeyleri severim, bırakın sevmeyi bayılırım hatta.. Lakin şu an müsait değilim bunu düşünmek istemiyorum.. N'apacan, geldi takıldı kafama bir kere.. Hemen aklıma siz geldiniz "atayım onların önüne biraz da onlar uğraşsınlar" diye düşündüm; buraya taşıdım..
    ***
         Aslında başka bir şey okurken araya girdi 'Kelebekler' konusu.. Benim okuduğum yazıda törenlerden, tören yürüyüşlerinden, kaz adımı yürüyüşlerinden falan bahsediliyordu, çok da eğlenceli gidiyordu aslında.. Bana Bolu'daki bayramları, resmi geçitleri, öğrencileri, öğretmenleri hatırlatan bir yazıydı; Cahit Sinan Hoca'yı, Saip Garipoğlu'nu ve soyadını hatırlayamadığım Öğretmen okulunun beden hocası Zekai Bey'i film şeridi gibi gözümün önüne getiren bir yazı..
    ***
         Cahit Sinan Bolu Lisesi'nin, Saip Garipoğlu Erkek Sanat Okulu'nun, Zekai Bey de Öğretmen Okulu'nun beden hocalarıydılar.. Milli bayramlar dendiğinde onların okulları ile yaptıkları merasim yürüyüşleri gelirdi akla.. Özellikle de tam 'protokol' tribününün önündeki 'final yürüyüşü'.. Hatırladınız mı sizde?.. Temsil ettikleri okulun o bayramdaki performansına son noktayı 'koyan kaz adımı' yürüyüşü..
           Hele 19 mayıs bayramları; şehirdeki beden eğitimi hocalarının şovuna dönüşürdü.. Aklımda kalan ve şimdi de hatırladıkça bir anlam veremediğim bir sahne vardır.. Kendi okulunun başında yürüyen her hocanın, tam tribünün önüne, vali ve diğer üst düzey yöneticilerin önüne geldiğinde yürüyüş şekli birdenbire değişiverirdi.. 'Kaz adımı yürüyüşü' başlardı.. Kısa bir yürüyüştü ama akıllara zarar bir yürüyüş.. törenlerin 'en can alıcı yeri' de burasıydı zaten..
    ***
          İki dakikalık bir yürüyüştür ama bir haftada toparlanıp kendinize gelemezseniz.. 'tören adımııı marş !" komutu ile sol adım atılır, kalça ileride, omuzlar geride.. Dizler asla kırılmaz, yere önce ayak ucu değecek şekilde adım atılır.. Yani şöyle anlatırsak eğer; bacaklar kalçadan ve dizler kırılmadan havaya kalkarken, ayak tabanları ise karşıdan görülmeyecek şekilde yere 'rap, rap' vurur.. Bu karışıklıkta öğrencilerden bazıları hizasını kaybeder, kollar ayaklar karışır, iki kolunu da aynı anda kaldıranlar bile olur, yani güler misin ağlar mısın durumları..
          Cahit Hoca'yı düşünün mesela; tam tribünün önüne gelene kadar uygun adımda yürürken, birden tören adımına geçer, Valinin önüne geldiğinde başını 'Şakk' diye ona doğru çevirir, şeref tribününü geçtiğinde ise kafa tekrar 'şakk' diye hızla çevirerek ileri doğru bakar.. En sonunda ise yeniden tören adımından uygun adıma geçer.. Boluspor'dan önce Hacettepe ve Güneşspor takımlarında futbol oynarken de izlemek fırsatım olmuştu rahmetli Cahit Hoca'yı.. Allah rahmet eylesin..
    ***
          Cahit hoca, Saip Bey, Zekai Bey falan deyince aklıma bir arkadaşımdan dinlediğim hikaye geldi.. Birbirlerine eşek şakaları yapmaktan çok hoşlanan arkadaşlardan biri; teneffüste arkadaşına arkadan usulca yaklaşıp ayaklarının arasına doğru bir eşek şakası yapar, bir yerlerini sıkar ve onu acıdan bağırtır.. Arkadaşı ona parmağını sallayarak 'bekle !, sen görürsün gününü" der kızgınlıkla..
    ***
           Bizimki, arkadaşının ondan intikam alacağını bildiğinden sürekli kaçar ve ondan uzak durmaya çalışır, ama nereye kadar?.. Bir gün gri takım elbisesinden onu tanıyarak arkadan yanaşan arkadaşı; aynı eşek şakasını ona yapmaya kalkar ve 'kızılca kıyamet' de o zaman kopar.. Bu intikam acısı ona çok pahalıya mal olur.. Zira, o 'bel altı' şaka, liseye yeni tayin olan ve o gün aynı renk (gri) takım elbise giyen Türkçe Hocası'na yanlışlıkla yapılmıştır.. 'Hocanın ismini mi merak ettiniz ?..' Çok beklersiniz, söyler miyim hiç!.. Yalnız şakayı yapan kişinin, çok önemli bir Bakanlığımızın yine çok önemli daire Başkanlarından biri olduğu da anlatılmıştı.. (şayet emekli olmadıysa)..
    ***
         Benim mevsimim sonbahardır arkadaş.. "Bolu'nun üzerine sarı bir sonbahar havası çökmüşse eğer, 'Hızar' sesleri geliyorsa her taraftan, hızarla kesilen odun kokuları kaplamışsa ortalığı, ağaçların kurumuş yaprakları çıtırdamaya başlamışsa ayaklarımın altında, sessiz bir Bolu sokağında, şehrin tenhalaşmaya başladığı vakitlerde ahşap evlerin, apartmanların arasındaysam eğer..
    ***
          Gerçi nedense, tam da ben dışarı çıkar çıkmaz yağmur başlardı hep.. 'başlarsa başlasın ne önemi var!..' Buket Meyhanesi'ne giderim.. Orada iki tek 'ayran' içer, 'deryada bir salım yok' şarkısı dinlerim Ahmet Sezgin'den.. Nasıl ? Bak bak bak neler geliyor peş peşe aklıma; Buket'ten çıkıp 'Kör Aptullah'ın Çiçek Lokantası'na da uğrarım 'Pilav üstü kuru fasulye' isterim, peşinden bir de Aykut Abi'nin 'Hitit' yoğurdundan.. Ben orada otururken lokantanın önünden tanıdıklar geçerler tek tek.. Deli Hasan geçer, deli Ali geçer.. Melek abla bile geçer pencerenin önünden.. Resmi geçit yapar gibi.. 'Zahidanım geçmez mi peki ?..'Geçer tabi ki, o da geçer !.. Cahide Sonku bile geçer..
    ***
         Birden utangaç bir kız geçer, ürkek ve başını yerden kaldırmadan yürür 27 mayıs Caddesi'nde... Beni Çiçek Lokantası'nda otururken pencereden görür 'aa sen de mi buradaydın ?" der.. Fısıltıyla 'canım' da der ama, son sözünü kimse duymaz.. Heyecandan düşüp bayılır.. (heh heh heh !) Bizim yazı rotayı şaşırdı yine, şirazeden çıkıp romantizme doğru yelken açmaya başladı.. Buradan hemen çıkalım, arkadaşlar..
    ***
         Bakın 'Çiçek lokantası' deyince aklıma ne geldi; birde orada bir yerlerde bakkal dükkanı büyüklüğünde 'postahane' vardı.. Bobinajcı Mehmet Özdemir'in 'Çukurhan' daki dükkanı ile Çiçek Lokantası arasında bir yerdeydi orası, karşısı da Buket Meyhanesi'ydi, hatırlayan var mı buraları içinizde ? Hatırlamıyorsanız bile 'evet, evet hatırladık !" deyin, yoksa kendimi 'tarihi kalıntı' gibi hissetmeye başlıyorum inanın.. Hatta saçları biriyantinle arkaya taranmış gibi, palabıyıklı biriydi oradaki memur.. Yahu neler hatırlıyorum !..Vallahi benden korkulur..
    ***
        Yazıya 'Testere' sesleri ile, testere ile kesilen odun kokuları ile başlamıştık ya.. 1940'lı yıllarda Bolu' da bu işi, yani 'motorlu testere' ile odun kesme işini 'çıracıların Şahbaz Amca' icat etmiş.. Dört tekerlekli tezgahıyla mahallelerde gezer; köylülerin eşek sırtında getirip sattıkları odunları keserek para kazanırmış, evinin geçimini böyle sağlarmış.. Tabii o zamanlar baltadan başka bir şey bilinmediğinden Şahbaz amcanın bu aleti 'acaip' sükse yapmış.. 'uzay aracı' gibi ilgi görmüş o yıllarda.. Son cümleyi de iyi oturttuk buraya.. 'Uzay aracı gibi' sözü kimin aklına gelebilir.. (Bu Şahbaz amca bilgisi Şerafettin Şenyüz Abi'den)..
    ***
          Ahh ,Ahh neler hatırladım neler bu akşam.. Tatarlar Mahallesi'nde 'Kırıkçı, çıkıkçı' bir teyze vardı, nur yüzlü bir ihtiyar.. Kırık çıkık dışında ufak tefek rahatsızlıklarda bile ilgilenirdi karşılık beklemeden.. Hatta neden gittik hatırlamıyorum ama, sessizce, fısıltıyla dualar okuyup 'yüzüme yüzüme' üflemişti.. Yüzüme üfledikçe nedendir bilmem hep esneyip durmuştum uzun süre.. Unutamadığım bir başka olayda; oyunda bizden kazandığı gazoz kapaklarını ceplerine doldurmuş, sevinçle evine giden Ruhi'nın bahçe kapısında, annesinin öldüğünü duyduğu andaki halidir.. Ağlayarak cebindeki gazoz kapaklarını sokağa döktüğü andaki hali.. Akşam üstlerinde kız kardeşiyle evlerinin önündeki kaldırımda boynu bükük oturuşları..
    ***
    -Kalan kalır, kalan kalır,
    -Giden gider kalan kalır,
    -Ben giderim geri gelmem,
    -Benden sonra kalan kalır..
    -Duman kalır, duman kalır,
    -Ocak tüter duman kalır,
    -Ben yanarım hiç tükenmem,
    -Benden sonra duman kalır.. (A.Kaya' nın şiiri)
    Hoşça kalın..

                                                    

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak