Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Acıklı film.. Şenel Sokak.. Deprem..

Erdoğan Mühürcüoğlu

Acıklı film.. Şenel Sokak.. Deprem..
    28 Ocak 2020

           ACIKLI FİLM.. ŞENEL SOKAK.. DEPREM..
           Uzun zamandır izlemek istediğim filmdi P.S. I Love You.. İzlemez olaydım.. Komedi zannettim, değilmiş.. Dağıldım resmen.. Hastalanan, öleceğini bilen bir koca var filmde.. Eşini ölümünden sonra yaşayacağı olumsuzluklardan uzak tutmaya çalışan bir koca..
    * * *
          Daha film başlar başlamaz 'eyvah! dedim, 'gözyaşları geliyor..! Hele öldüğü gece eşinin ev telefonunu arayıp onun telesekreterde kayıtlı sesini dinlediği sahneler vardı ki, koparttı bizi.. Bir ara göz göze geldik arkadaşımla.. Baktım; tavana bakarak aşmaya çalışıyor sahneyi.. ''Çok adisin'' diyor, sümüğünü çekerken.. ''Bari karanlıkta izleseydik..!
    * * *
          Bu kadar büyük bir aşk, bu kadar büyük bir sevgi ve bu kadar büyük bir acı.. İnsan kendisini sorguluyor filmi izlerken.. Başıma gelseydi ne yapardım'ı düşünüyor.. Paranın da pulun işe yaramadığı zamanlar olduğunu, hayatta hiçbir şeyi dert etmemek lazım geldiğini.. Aslında güzel film, izleyin derim..
    * * *
          Sanki izlerken Nazan anlatılıyor gibi geldi bana.. Eczacı Nazan anlatılıyor gibi geldi.. Eşi Saim hastalanmış, filmdeki gibi bir süreç yaşanmıştı ailede.. Bir süre sonra da Nazan yakalanmıştı aynı hastalığa.. En güzel yılları hem eşinin, hem de kendi hastalığının mücalesiyle geçmişti kızcağızın.. Bi süre sonra da onu kaybettik maalesef..
    * * *
          Ne zaman Bolu'ya gitsem; ne zaman Tuser Apartmanı'nın önünden geçsem, Nazan'la Samim'i görür gibi olurum.. Sanki Bulvar Eczanesi'nin önünde oturmuşlar da, karı-koca koyu bir sohbete dalmışlar gibi..
    * * *
           ŞENEL SOKAK..
          Sağ olsun yine geçmişe dair bir sürü fotoğrafla geldi arkadaşım.. Dar sokakları, eski evleri, bahçeleri, bahçelerde ekmek fırınları, ve su kuyuları olan bir sürü fotoğrafla.. Ve fotoğraflarda bir görünüp bir kaybolan binalar.. Bir fotoğrafta eski belediye binası var örneğin, sayfayı çeviriyorsun yok..! Yerinde trafik lambaları..
    * * *
           Arkadaşım; ''Burası Şenel Sokak'' diyor fotoğrafı gösterirken.. ''Sakarya Okulu'nun arkası burası.. Şu gördüğün Tapucuların evi, şu ev Mete Onsekiz'in.. Solda Orhan Çiğdem abinin evi var.. Biraz ilerde de Camcılar'ın damadının evi.. Bir ara kaleci Talip oturmuştu o evde.. Şalvar Talip.. Boluspor'un efsane kalecisi.. Ne günlerdi ama.. Bir dönem yazlık sinema bile vardı bu mahalle'de.. Kısa bir dönem de olsa vardı.. O değil de; Deli Hamide nasıl girmiş bu fotoğrafa, onu anlamadım.. Herhalde sokakta o var diye çekildi bu fotoğraf..''
    * * *
          ''Sanki bir masalın içinde gibiydik bu mahallede.. Akşama kadar koşan, bir karınca yuvasının önünde saatlerce bekleyen, tebeşirle çizdiğimiz kutucukların içinde zıplaya zıplaya akşamı eden.. Herşeye inanan, herşeyin mümkün olabileceğini zanneden.. Şeref abi İstanbul'dan ''çıplak gösteren gözlük" getirecek diye bekleyen hatta.. Her ıslık çalındığında "gözlük" geldi zannedip pencereye koşan..''
    * * *
           ''Bu sokağın arkası da Çavuşlar Tarlası.. Tarhanaların serildiği, yünlerin dövüldüğü.. Bakma mendil kadar yer olduğuna, çok güzel topcular yetişti burda.. Cöp cöp Turan'lar, Kopter Mehmet'ler, Satır Ayhan'lar.. Evden kaçıp onları izlemeye gittiğimiz zamanlar olurdu Orman Okuluna.. Kayboluruz diye korka korka gittiğimiz zamanlar..''
    * * *
           ''Sahada Bahattin Sipahi'ler, İsmet Taşkın'lar, Sedat'lar, Cumhur'lar, Köse İsmail'ler.. Ve Mehmet abi tabii.. Mehmet Başaygün.. Evde Mehmet abi'nin Galatasaray'a gittigi yıllara ait gazete küpürleri vardı.. Bilseydim getirirdim sana..''
    * * *
           İnternetin gözünü seveyim.. Ona gerek kalmadı.. Bir tıkladım 'şak' diye geldi Mehmet abi'nin fotoğrafları.. İnanamadım.. İsim benzerliği mi acaba dedim, bi daha tıkladım; vallaha o.. Yanında Turgay Şeren ile dönemin ünlü futbol yıldızları.. Ve aynı sayfada Antrenör Remondini ile Mehmet abinin fotoğrafları.. Neyse.. Araya deprem haberleri girdi.. Bu konuya sonra devam ederiz belki..
    * * *
           DEPREM..
            Ve yine 6.8'lik bir deprem haberiyle sarsıldık.. İçimiz yandı, eski dertler depreşti yine.. Şerbetliydik güya..1944 yılında dört bin kişinin öldüğü depremi yaşamıştık.. 59 kişinin öldüğü 1957 depremi vardı başımızdan geçen.. 1999 daki felaket de daha dün gibi.. Şerbetliydik güya.. Değilmişiz.. Yine kulaklarımızda o tanıdık çığlık sesleri; ''Sesimi duyan var mı..!
    * * *
            1944 depremini o yıllarda görev icabı Bolu'da bulunan birinden dinlemiştim.. Korkut bey'den.. Aslında benim doğumumdan beş sene öncesinden bahsettiği için, çoğuna ''Fransız''dım anlattıklarının.. Şehre elektrik veren jeneratörün her gece saat onbirde indirilen şalterini anlatıyordu Korkut bey.. Şehirde peş peşe yanmaya başlayan gaz lambalarını.. Ağır kış şartlarında altına kızak taktıkları öküz arabalarıyla dağdan odun getiren köylüleri.. Mahfel'i, Mahfel'de oyun oynadığı arkadaşlarını.. Mustafa'yı, Bülent'i, Sermet'i, Gönül'ü, Suna'yı, Sabahattin'i..
    * * *
           Sabah saatlerinde müthiş bir gürültüyle sallanmaya başlamış şehir.. Ardından da evlerin çatırtıları ile yıkılma sesleri.. Zifiri karanlıkta kimse kimseyi görmüyor, birbirinin üzerine çöken evlerden yardım çığlıkları yükseliyormuş.. ''Binlerce ölü defnediliyordu şehirde'' diyordu Özcan Bey.. ''Eskiden mezarlık olduğu bilinen tepeye çadırlar kurulmuştu..''
    * * *
           1957 DEPREMİ..
           Bir de, bizzat şahidi olduğum,1957 depremi var.. 87 kişinin öldüğü, 342 kişinin yaralandığı deprem.. Akut'ların Afat'ların olmadığı, herkesin kendi başının çaresine bakmak zorunda olduğu zamanlardan.. Bir yerde rastlamıştım; Devlet acil olarak 5000 ekmek, 1000 çadır ve 2000 battaniye göndermiş Bolu'ya.. Ve sıkı durun ! 5 ton da çivi.. Bolu Valisinin şehri dolaşırken enkaz altından sesini duyup kurtardığı 8 aylık hamile kadın da vardı aynı haberin içinde..
    * * *
           Celal Bayar ile İçişleri bakanı Namık Gedik'in adliye binası önünde yaptığı konuşma, Memleket hastanesindeki yaralılardan Ayşe Aktaş ile Ercan Koncu'nun anlattıkları.. Deprem sırasında gökyüzünü kuşların kapladığı, şehirdeki tüm hayvanların var gücüyle bağırmaya başladıkları şeklindeki çok tartışılan sözleri..
    * * *
           Hele o günlerde icat edilen bir sismograf cihazı haberi vardı ki akıllara zarar.. Bu sismograf cihazını santimetreli camdan bir sürahiden yapmış bizimkiler.. Deprem sırasında sürahiden dökülerek eksilen su miktarını, depremin derecesi olarak ilan etmişler..
    * * *
           ''Vallahi bu sismografın mucidi Şemsi abidir! dedik arkadaşla.. Kim olacak başka.. Porof. Zihni Sinir proceleri onunkinin yanında halt etmiş.. Bahçesindeki kuyuya kendi kendine su çeken tulumba bağladığını biliyoruz.. İlk davul fırının onun icadı olduğunu, arabasının üzerine bağladığı pervaneyle kendine yetecek kadar elektrik ürettiğini..
    * * *
           Sadece bir denemesinde başarısız olmuştu Şemsi abi.. O denemesinde de bayır aşağı giden arabasını durduramayınca bir evin bahçesine atlayarak kurtulmuştu.. Selam olsun ona ve tüm ölmüşlerimize, Nur içinde yatsınlar..
    *
           Hoşça kalın arkadaşlar.. Kendinize iyi bakın..

                                                                    Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak