Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Tombul Yarim.. Telli Dayı.. Kitabe- i Seng-i Mezar..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    21 Nisan 2017

    Tombul Yarim.. Telli Dayı.. Kitabe- i Seng-i Mezar..
          Neyleyim neyleyim dünya malini,
          Tabutlar almayor tombul yarimi..
    *
           Hahahaha, Böyle bir Bolu Türküsü olduğunu hiç duymadıydım.. Bakar mısınız! 'Tabutlar almıyor tombul yarimi' demiş bizim eski başkan.. Peki 'Tombalacık Halimem' diyen Emin Barın'a ne buyrulur?
    * * *
          Reşat Aker Bey; 'Neyleyim neyleyim dünya malini /Tabutlar almayor tombul yarimi' derken 'kadın kısmı dediğin biraz etine dolgun olacak' demek istemiş.. Ne o öyle tahta gibi.. Ali Murat Karageyik abi durur mu? O da ; 'Olmuşken beyaz tenli de olmalı' diye eklemiş.. Ak topuk beyaz gerdan..!
    * * *
           'Eskiden öyleydi' diyor arkadaşım.. Hikmet Özçağlar Hocamın yaptığı 'etine dolgun' bir heykel vardı mesela, karanlıkta görsen sarılasın gelir.. Meserret Teyze eve kabul etmeyince Üniversiteye hediye etti rahmetli hocam.. Çadır Tiyatrosunun Yaşar Abla'sına boşuna mı vurulduk biz.. Yaşar Abla bir 'Azize' oynasın; sahne göçecek gibi olurdu, o derece.. Neriman Köksal'a "afet-i devran" lakabını durup dururken takmadı bu aziz millet..
    * * *
          Benim arkadaş; 'Bu hafta çok güzel girdik yazıya' diyor 'vallahi çok beğendim.. Bir de 'pantolonu gösteren ütüdür' yazsan var ya..! Ya git başımdan dedim, deli misin nesin.. Zaten bir sürü laf işittik senin yüzünden..
    * * *
           TELLİ DAYI..
           Geçen gün de işittik nitekim.. Bir arkadaş bizim şehitler listesine takmış kafaya; 'Ya bırak Allah'ını seversen' diyor 'konuşuyon ama haybeye.. O devirde yaptığımız bir sürü yanlış vardı, onları niye sölemiyon? Asteğmen Abdülkadir olayını niye anlatmıyon..!
    * * *
          'Güzel kardeşim' dedim 'Bak! olmuyor böyle.. Her yazıdan sonra arıyorsun.. Tamam ara, ama bir başlıyosun bir daha susmak bilmiyosun yaw.. Ne demişiz biz? Dediklerimizin neresi yanlış? 'Taa işin başında bile varız' demişiz, M. Kemal Paşa'yı Samsun'a çıkaran 'Bandırma' Vapuru'nda bile varız.. Neresi yanlış bunun?
    * * *
          Hatta yazmadıklarımız bile var.. 9 Eylül'de İzmir'de Türk Bayrağı çekilirken bile varız ! Bayrağı göndere çeken Yüzbaşının üç askeri de Bolu'lu.. Yüzbaşının bizimkileri çok sevmesi, evine yemeğe götürmesi var.. Annesinin; 'Ben bu çocukları çok sevdim Şerafettin' demesi, 'Bunlara sahip çık, gözünün önünden ayırma..! Mustafa Kemal Paşa'nın hastalanan atını tedavi edip ayağa kaldıran da bu çocuklardan biri; Telli dayı.. (Mustafa Sönmez)..
    * * *
          Komutan; 'İçinizde 'Bıcılgan' hastalığından anlayan var mı?” deyince Telli dayı atlamış ortaya; 'Ben varım!” demiş.. Sivil hayatında da zaten hep at tepesindeymiş Telli dayı, hep atlarla haşır neşir.. Nalbantlığı var, Baytarlığı var.. Hasta atı şipirt diye ayağa kaldırınca Telli Dayı'ya bir takım elbise hediye etmiş Mustafa Kemal Paşa.. Mudurnu'da kime sorsan anlatır.. 
    * * * 
          BUKET..
          Telefonu kapattıktan sonra baktım da; Sanki bir kovboy havası da var Rahmetli'de.. Kızılderili reisimiz olduğuna göre; kovboy tarafımız var galiba dedim.. At Yaylası'nda kement atıp yakalanmayı bekleyen 'Yılkı' atlarımız var, sokak aralarındaki evlerin önünde binek taşlarımız.. Geçenlerde Refik Firaki'nin bir fotoğrafına rastladım; adam Billy the Kid filminin Robert Taylor'u gibiydi resmen.. 
    * * *
           'Bu şehir sanki film platosu' diyen bir arkadaş vardı, 'Tırpan Altan' o geldi aklıma.. Taşhan'ı, Buket Meyhanesi'ni ve karşısındaki Çukur Han'ı anlatıyordu.. Çukur Han'ın avlusundaki atları, eşekleri.. 'Glenn Ford'u atını bağlarken görsen şaşırmazsın' diyordu.. 'Ayhan Işık'ı Taşhan'ın avlusunda gördük, şaşırdık mı?..
    * * * 
          'Yılmaz Güney'i de atını Turist Otel'in önüne bağlarken görünce şaşırmadık.. Yakasında şerif rozeti, başında Stetson şapka, boynunda kırmızı fular.. Ben bile oynadım o filmde yaw.. Kemal Şişman, İlhan Çelen, ben.. Ayıptır söylemesi Müjgan Ağralı'ya bile aşık olduk..'
    * * *
           'Sen Kıbrıscıklı eşkiya Tıygır'ı, Seben'li Yüzbaşı'yı, Arnavut Bahtiyar'la Hakkı Çavuş'u yazdın ama' diyor; 'En azılı olanları atladın be kardeşim.. Bolu dağındaki Abaza Şerif ile Abaza Mehmet yazılmaz mı hiç.. Onlar gibisine en kral kovboy filmlerinde bile rastlayamazsın.. Bolu Lisesi (Sultani) Müdürü Şeref Bey ile Mal Müdürü Reşat Bey'i, pusuya düşürmeleri ve bir ağaca bağlayarak ateşe vermeleri var ki; yürekler dayanmaz.. Sonunda bu iki azılı haydut'u Tuz Pazarı'nda ipe çekmiş Bolulular..' 
    * * *
          'İdam cezalarının çoğu da hep Tuz Pazarı denilen yerde infaz edilmiş nedense.. Eski sanat okulunun bahçesinde de var bir kaç tane.. Akmescit Mahallesi'nden Kalaycı Yunus, Kasap Mehmet, Hafız Hakkı..
    * * * 
           Bir de Hacı Bey'imiz var ki, o tarihte, vahşi Batının en Ölümcül silahşörü Clay Allison gibi.. Tam bir ölüm makinesi. 'Yürümesi hoşuma gitmedi' diye adam öldürüyor, 'rüyama girdi' diye infaz ettikleri var.. Ve öldürdüğü adam sayısı kadar Hisar'dan top attırıyor.. Düşün..! O gün 3 adam öldürdü misal, 3 pare, 5 adam öldürdü, 5 pare.. 
    * * *
          'Aman neyse ne.. Glenn Ford diyordum ben.. Düşünsene; bir yanında 'atlı postacı' Kadir amca, diğer yanında atlı postacı Kıbrıscık'lı Satılmış dayı.. Posta arabası niyetine de siyah körüklü paytonuyla Bedri abi.. Koca Kamil'in Kahvesinin önü.. Çaylar 'şıkır şıkır', kahveler höpür höpür.. Bakkal Recai'den yumurta pazarına, oradan da Mustafa Başaran Hoca'nın evine uzanan sokaklar.. Köşe başındaki evin ikinci katında Terzi Sadık abi.. Boynunda mezura, elinde makas.. Ve penceresinde hiç kapanmayan radyosu.. Şarkıların en divanesi, en şahanesi..' 
    * * *
          KİTABE- İ SENG -İ MEZAR..
          Canı sıkılan, bir derdi olan komşunun kapısında bulurdu dermanını.. Öyle biliyorduk.. Değilmiş.. Kafayı yiyen, cinnet geçiren olmazdı diye biliyorduk.. İçine atmakmış, bunalıma girmekmiş falan yoktu, tek tük varsa da konu komşu sarıp sarmalardı.. Öyle biliyorduk..
    * * *
           Yanlış biliyormuşuz.. Bülent Ecevit'in 26. 03.1960 tarihli köşe yazısına rastladım.. 1960 yılında Bolu'da yaşanan bir cinnet haberini yazmış Ecevit.. Hem yazmış hem yorumlamış.. Yazının başlığı, "Kitabe-i Seng-i Mezar"..
    * * *
           Okurken kanım dondu.. Ecevit de öyle diyor, Okurken kanım dondu diyor, '28 yaşında Bolu'lu bir Türk anası!.. Aklını oynatmış' diyor.. '4 aylık Orhan'la 4 yaşında Safiye'nin kanına girmiş kendi elleriyle.. Yatır, hayalet, mezar hikayeleri dinleye, dinleye aklını oynatmış kızcağız..'
    * * *
           Yazıyı okurken çocukluğumuzu hatırladım.. Çevremizde Sürekli anlatılan cin, peri, hikayelerini.. Aktaş'ta Nazile hanımların evi, Küpeli Ayşanım'ın karşısındaki ev.. Bizim evin bahçesindeki yatır.. Kafasına estikçe çıkıp ortalığı birbirine katan.. 
    * * *
           Elimizde mandolinler, Mürvet Hocanım'a giderdik Çıkınlar'a.. Aklımızın bir köşesinde hayaletli, hortlaklı uçuk kaçık hikayeler.. Yol üzerinde keşfettiğimiz kanallar vardı, sarnıçlar.. Ve derinliği yer yer 2,5 metreyi bulan dehliz.. İçine girip oynadığımız, ama korkup ilerilere gidemediğimiz.. Bir ucunun taa Tabaklar Mahallesi'ne çıktığı rivayet edilen..' 
    * * *
           'Tabaklar'da iki katlı bir evde oturuyorduk' diyor Selim abi de.. 'Üst sokakta Özcan Özboyacı abilerin evi, eczacı Orhan Beyler, Nakkaşların samanlığı.. Ve akşamları tüm mahallenin başında toplandığı Kökez çeşmesi.. Yosun tutmuş kiremit çatılı evler.. Kimi kerpiç, kimi ahşap, kimi tuğlalı.. Ve her mevsimde ayrı bir renk cümbüşü sokaklar.. 
    * * *
           İlk yıkamada düdük gibi çeken giysilerle mahalle aralarında top oynayan çocuklardık.. Saat görünsün diye ikide bir ceketin kolunu yukarı sıyıran.. Bunca yıldan sonra ne öğrendim biliyor musun hemşo? Gülersen, herkes seninle gülüyor, ağlarsan tek başınasın.. 'Yapma abi' dedim 'gene ağlatacan beni.. 
    * * *
          Annemin öldüğü günü hatırlarım.. Cenazeye gelen öğretmenimi, beni elimden tutup kendi evine götürüşünü.. İmaret Camisi'ne dönen sokağın başındaki o ev; o yeşil boyalı ev, hala rüyalarıma girer benim.. Annem, öğretmenim ve ablası Rabia hanım.. Akşamları bir araya gelip kös oynadıkları, dokurcun oynadıkları ev.. O günlerden geriye, panayırda çekilmiş bir kaç sepya fotoğraf kaldı sadece..
    * * *
          Kaderin cilvesi belki de.. Bugün bir mezarlıkta yine eskisi gibi bir aradalar.. Annem, Fethiye hocanım ve ablası Rabia Hanım.. Paşaköy Mezarlığı'nın girişindeler.. Girişte sağda..
    * * *
           Uzun lafın kısası hemşo, şöyle bir kurcalayınca görüyorsun ki, hayat dediğin; Behçet Necatigil'in 'Bir gün gelir yalan olur/ Bu yerlerden geçtiğimiz” dediği gibi..'
    * * *
           Yapma be abi' dedim.. Buruşuklar'ın Fatma Teyze'nin evi diye başladın, Tabaklar camii, Ünal Topçamlar'ın evi, Gözlükcü Çigdem, Kenan'ın eczanesi, Gümüşçü Haluk derken nereye geldik.. Efkar bastı yaw, kapatıyorum
             Hoşça kalın..
                                                       Erdoğan Mühürcüoğlu 
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak