Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Gangster.. Vasili Dedi.. Ahmet Abi..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    14 Temmuz 2015

           Gangster.. Vasili Dedi.. Ahmet Abi..
            Yıl 1960, ya da 61, acaip sıcak bi yaz günü.. İstanbul'da bir bankanın önünde 59 model şevrole impala.. geniş kanatlı, yeşil.. Esmer, uzun boylu, 'Ayhan Işık' bıyıklı, siyah gözlüklü, takım elbiseli aynı benim gibi yakışıklı bi adam.. Arabadan inip, bankaya giriyor, pardesü'nün altına gizlediği sten'i çıkarıp, "kıpırdayanı yakarım' diye bağırıyor..!
    ***
           Necdet Elmas..Nam-ı diğer 'gang buster of istanbul' Türkiye'nin ilk gangsteri.. Ayhan Işık'ın 'kanun namına' filminden fırlamış gibi.. Yeni sinemada izlediklerimiz gibi yani.. Elindeki torbayı veznedar'a fırlatıp, 'doldur! diyor.. Veznedar korkuyla, paraları torbaya doldurarak uzatıyor.. Müşteriler, memurlar herkes şokta, çıt çıkmıyor.. Necdet abi elinde torba, bankadan çıkar çıkmaz havaya bir el ateş edip, 'yaklaşmayın vallaha yakarım' diye bağırıyor, Sonra? sonra şavrole'sine atlıyor, vınn turizm..! Ertesi gün, tüm Türkiye gibi Bolu'da da bu banka soygunu konuşuluyor.. En çok da bizim sokakta.. Tebeşirle hayratın kapısına krokiler falan çiziyoruz.. Necdet abiye kaçış yolları ayarlıyoruz kroki üzerinden..
    ***
          Bir ay sonra, yine öğle saatleri... Bu defa Kazlıçeşme'deki İş Bankası'nın önünde 59 model şavrole.. Yine siyah gözlüklü, ve yine takım elbiseli Necdet Elmas.. Bu sefer kafasına kadın çorabı geçirmiş.. Bankaya girip, sten'i memurlara çeviriyor ve yine "kıpırdayanı yakarım' diye bağırıyor..! Janti adam.. Darıca'da kıstırıldığında saklandığı evin etrafını saran askeri birliğin komutanına 'müsaade edin de tıraş olayım' diyor 'bu şekilde çıkmayım halkın karşısına'.. Tıraş oluyor, takım elbisesini giyiyor, siyah güneş gözlüklerini de takıp teslim oluyor.. Eskiler ; 'akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini, akrabanın akrabadan kimse çekmez çektiğini' demişler.. Başına 100 bin lira ödül konduğunu duyan akrabası Muzaffer'in, ispiyonlamasıyla enseleniyor Necdet abi..
    ***
          Hem komik, hem trajik bir yaşam.. Hukuk fakültesi ikinci sınıftan terk.. Yoksulluk yüzünden tedavi ettiremediği 7 yaşındaki oğlunun ölümü.. Bu yüzden yoldan çıkıp para için gayrimeşru işlere girme.. Fotoğraflarına bakarken rastladım; meğer Nadide Sultan'ın da dayısı oluyormuş Necdet Elmas.. Abisi de Kasımpaşa'lı eski pehlivanlardan Nihat elmas..
    * * *
          Ve koltuğunun altındaki mukavva'nın arasındaki gazetelerle 'Gangaster (gangster) Necdet elmas'ın hapisten kaçtığını yazıyorrr ! 'Cinayeti yazıyorrr ! 'Salacak canavarını yazıyor ! diye bağırarak bizim sokaktan geçen rahmetli Gazeteler baş bayii Hüseyin Akgüngör.. Hüseyin Abi geçmezse karla kaplı sokakları yara yara gazete almaya gittiğimiz Ziya Şenocak'ın büfesi.. İsmetpaşa Caddesi'nde Ağda Camisi'nin yanında evleri olan.. Arkadaşım 'cak cak lardan diye yaz diyor 'Cak-cak'lardan Hacer teyze'nin oğlu diye yazarsan herkes tanır..'
    * * *
           YORGİ DEDE..
           70'lik yorgi dede' geldi aklıma..Tahtakale'den ayarladığı uyduruk tabancayı esnafın burnuna dayayıp "Eller yukarı cepler dışarı" diyen meşhur soyguncu.. Öyle soygunlara imza atıyor ki, Türk hırsızlık tarihine geçecek nerdeyse.. (geçemez.. ben geçsin diye yazıyorum) Aftan yararlanıp tahliye olan bu ihtiyar soyguncu ne yapacak? kimsenin kapısını çalıp bu yaştan sonra iş isteyecek hali yok.. Kolları sıvayıp, eski işine dönüyor.. 'Eller yukarı.. sökül paraları..!
    * * *
           AHMET ABİ..
           11 temmuz 1962.. Büyük Camii çevresindeki esnaf yeni bir güne başlayacak.. Kimi kepenklerini açıyor, kimi kapı önlerini süpürüyor.. Kuyumcu Ahmet Abi işleri bitirmiş, hazırlıkları tamam.. Vitrini de yerleştirdikten sonra oturmuş gazetesini okuyor.. Kaşla göz arası Tommiks'deki 'konyakçı' gibi bir tip dalıyor dükkana 'Eller yukarı cepler dışarı..! Şıp diye tanıyor adamı Ahmet Abi.. Tüm Türkiye'nin de tanıdığı Yorgi Vasilyadis bu.. Sonuç malum..
    ***
           BU YAZ..
           1980'li yıllar.. Karamanlı Mahallesi'nde Erciyes apartmanındaki evin balkonundayım.. Tam karşımızdaki tek katlı evin bahçesinde, yarısı kırmızı, yarısı beyaz çiçek açan akasyanın altında gençler.. 70'lerin aranjmanlarını çalıyorlar gitarla.. 'pencereler kapandı, kapılar sürmelendi..' İnsanın işi gücü bırakıp sadece onları dinleyesi geliyor.. Cesaret edebilsem seslenip 'gelin! biraz da bu tarafta çalın' diyecem.. Tüm şehir aynı gecenin içindeyiz balkonlarda..
    * * *
          Bir düşünür yaşamı tarif ederken ömür için "iki nefes arasına sıkıştırılmış.." benzetmesini yapmış.. 'İlk nefes bir doğum çığlığından sonra başlar ve hemen herkes için aynıdır; son nefes ise herkes için farklı; kişiden, kişiye değişir'
           Balkonda oturmuş onun yeşil Mercedes'iyle işten dönüşünü izliyorum.. Yeşil Mercedes'inin küçük manevralarla iki araç arasına park etme çabasını.. Birazdan bana elini kaldırıp, "gördüm seni" selamı verecek apartmana girerken..
    * * *
          Önce çığlıkları duyduk onun dairesinden gelen.. Sonra caddeye bakan pencerelerden birini yumruklayarak kıran birinin 'ambulans' diyen feryadını.. En fazla 1 kaç saat evvel 'gördüm seni' selamı veren Kuyumcu Ahmet Abi'nin evi.. Sonrası malum.. Önce yeğeni İhsan koşarak geliyor, sonra bir doktor ve daha sonra komşular; Şakiroğlu, Mehmet Cop, Hulki Avlacıoğlu, Şükrü Abi, İlter bey.. Yani dostlar, fedakar komşular ve onların birer ikişer koşup gelmeleriyle verdikleri destek.. Bilen bilir acılı evlere ilaç olur, derman olur bu toplanmalar.. O acıyla herkes bir şeyler söyler teselli etmek adına.. Saçma sapan olanları da dahil hepsi de ilaç gibidir ölü evinde.. 'ölü evinde kusur aranmaz' demiş eskiler..
    * * *
           ELLER YUKARI DONLAR AŞAĞI..
            Bir de ilkokul çağlarında 'eller yukarı, donlar aşşaaa..! vardı değil mi?
           çocuk saflığıyla ve içinde bi fesatlık olmadan söylenen.. Köşe başında saklanıp tam Hoca İsmail geçerken önüne atlıyorsun, elinde mantar tabancan; 'eller yukarı, donlar aşşaaa..! defol zevzek..! günümüzde hiç duymadım.. şimdiki çocuklar daha çok soğuk Amerikan esprilerinden hoşlanıyorlar.. 'En hızlı sayı hangisi? '10 tabii ki' Nedeeen? 'Onun arabası var da ondaaann' Hahahaha.. Don mon yok yani.. esprisi yok anlamında.. kendisi var..

             KASIM GÜLEK..
            Yer Bolu, Belediye meydanı.. Vatandaş o gün şehre gelecek olan Kasım Gülek'in karşılama hazırlıkları yapıyor, afişler asılıyor kağıttan bayraklar dağıtılıyor.. Birden hiç beklenmedik bir şey oluyor.. Teyakkuza geçen polis bizim hemşerileri kuşatmaya başlıyor.. Esnaf şaşkın, yoldan geçenler şaşkın..! Deli Hasan, Deli Ömer, Deli Ali bile şaşkın..
    * * *
           Dağılın' diyor polis 'burada toplanamazsınız! "Neden toplanamıyoruz?' Bir anda kalabalıklaşıyor meydan.. Polis ısrarla 'dağılacaksınız! derken, bizimkiler; 'sizin böyle bir yetkiniz yok" diyorlar.. Arkalardan 'hakkaten yetkin yok yaren' diyor bir kaç destekçi.. 'Şart olsun yok..! "memlekette kanun var bilmem ne var..!" Polis şefinin niyeti bozuk; 'sen şimdi bana 'godumun' mu dedin? 'Hayır sana demedim" kime dedin? Kimseye demedim, kendi kendime dedim..' Hahahaha.. Bir anda coplar şakur şukur inmeye başlıyor.. Bir de fotoğraf var o günden kalan.. Buraya koydum, bakarsınız.. Muhtemelen o fotoğraftakilerden hiç biri hayatta değil artık.. Ne kadar komik değil mi? Düşün düşün boktur işin..
    * * *
            Yavaşça yatırdık seni sağ omzunun üzerine.. alttan toprakla tümsek yaptık.. Tahtaları dizdik.. Her tahtanın üzerine kuvvetlice vurduk, vurduk ki sağlam olsun, kaymasın, aralık kalmasın.. El uzattılar çıktık mezardan.. Toprak atmak için kürek sırasına girdik.. Kimimiz acemice, kimimiz ustaca hareketlerle toprak attık üzerine.. İbrikle bir de su döktük çizgi şeklinde.. Hadi bay bay hacı cavcav.. Cop'u napacan onu koymadık yanına.. Ne olur ne olmaz..
    * * *
          Babama da yakın bir yerdesin zaten.. Ases'te orada.. Rahat durmazsın.. Biraz ötede de 'Ne istedin hayvandan? Ağzı yok dili yok' diyen teyzenin mezarı var.. İşin zor yani.. Kimseye de güvenme.. Geçenlerde de anlattıydım.. Yağmur aniden bastırınca deli gibi arabalara koşuşmuştuk mezarlıktan.. Arabalara atlayıp, radyoları, teypleri açtık.. Biraz önce mezar taşlarını okşayanlar, eğilip rahmetliye fısır fısır bir şeyler anlatanlar.. Kimse kalmadı.. Bir şiiri var Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın;
    *
         Hangi mahallede imam yok,
         Ben orada öleceğim..
         Müslüman değil miyim, haşa,
         Fakat istemiyorum, kalabalık..
         Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım
          ki bütün azalarım hülyada..
    *
           Kandiliniz mübarek olsun, Hoşça kalın.. 
                                                                 

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak