Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Hafız Amca.. Şekerim Ali ve Zimmetli Beygir..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    2 Haziran 2013

          İnsanları dış görünüşlerine göre değerlendirmemek lazım arkadaş; hakkında olumsuz şeyler düşündüğün kişiyi zaman içersinde tanımaya başladıkça, kanaatının değiştiğini apayrı bir kişiliğin ortaya çıkabildiğini görüyor, şaşırıyorsun.. Yani kimse hakkında önyargılı olmamak lazım onu demek istiyorum..
    ***
          Hafız Hasan Amca mesela.. Aşağı yukarı hepimizin tanıdığı, dükkanına girip çıktığımız, mevlitlerden falan hatırladığımız.. Siz de tanıyorsunuz onu değil mi? Nur yüzlü bir ihtiyar, güzel sesli bir hafız.. Espri, gırgır desen istemediğin kadar.. Tam bir sohbet muhabbet ustası, laf cambazı, hayırsever.. 'Yokarçarşı' sakini, arasta esnafı.. Onun hep kibirli, tepeden bakan, hoşgörüsüz biri olduğunu filan sanırdım.. Ne kadar da yanılmışım.. Dükkana ilk geldiğinde bayan müşterilerin arasında kendi kendine söyleniyordu 'Gafayı yicin yahu!" diyordu, 'İki saattir uğraşıyan iki ile ikiyi her çarptığımda dört çıkıya !.." Müşterilerin şaşkın bakışları arasında 'Şu senin makinayla bide sen çarpıve bakambi !.."
    ***
          Ona yolda rastlamış ama bir kağıtlı şekerini yememiş çocuk olduğunu düşünmüyorum.. Öyle, kağıtlı şeker falan deyip de dudak bükmeyin ha.. Allı güllü, renkli menkli, tam çocukların bayıldığı cinsden, en pahalı olanlardan yani.. Atatürk Bulvarı'nda uzun yıllar komşuluk ettik, severdi beni.. Dükkanda işim gücüm olmadığını gördüğünde gelir, kapıyı aralayarak 'Sen çayları söyle, hemen geliyan!" derdi usulca.. Geldiğinde de içerde kimsenin olmadığından emin olduktan sonra 'çalammı Erdovan !" derdi.. Beş dakkalığına kapıyı içerden kilitler ve bu özel kişinin bu çok özel isteğini yerine getirirdim..
    Söğüdün yaprağı nârindir nârin
    İçerim yanıyor dışarım serin
    Zeynebi bu hafta ettiler gelin
    Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim
    Beş köyün içinde şanlı Zeynebim
    Aynı mevlitlerde olduğu gibi gözlerini kapatır, başını hafifce yukarı diker büyük bir huşu içinde bu türküyü okurdu.. Ben hem çalar hem de bir yandan pür dikkat onu izlerdim.. Onun burada mevlitlerde gördüğümüzden tek farkı, bir elini kulağına atarak okumasıydı ki gerçekten de yakışıyordu Hafız amcaya.. Sonradan öğrendim bu türkü onun türküsüymüş, onun yakın arkadaşlarından işittiğime göre gençliğinde de arkadaşlar arasında toplanırlar, şarkılar türküler çalar, söylerlermiş..
    ***
           Hafız Hasan amcanın bu konuda hatırı sayılır bir şöhreti de varmış.. Çok güzel Türk Sanat Müziği şarkıları da okurmuş ama, o kadar ısrar etmeme rağmen şarkı söylemeye ikna edememiştim.. Varsa yoksa 'Zeynebim' türküsüydü, denk getirip beni yakaladığında 'çal bakam benim türküyü !" derdi.. Küçük notalarla yazıldığı ve farklı bir usul kullanıldığı için, dinleyen pek hissetmez ama biraz zor bir parçadır, hem çalan hem de söyleyen için..
    ***
         Bakın şimdi aklıma ne geldi? Hafız Hasan amcanın yakın arkadaşlarından biri daha vardı, onun da aynı Hasan amca gibi çok güzel sesi olduğunu duyardım ama, onu dinlemek hiç nasip olmadı.. Oğlu sevgili arkadaşım İbrahim'e çok söylediysem de olmadı, yanaşmadı.. Onu kesin siz de tanıyorsunuzdur, yanlış hatırlamıyorsam 'Arap Abdullah' lardandı..
    ***
         İlk duyduğumda inanmamıştım 'Hadi canım sende !" demiştim ama, daha sonra biraz dikkat ettiğimde dinlediklerimin doğru olduğunu görmüştüm.. Mehmet amca araba kullanırken, dere tepe düz gidiyor ve hiç bir durumda vites değiştirmiyordu.. Yokuş aşağı, yokuş yukarı neresi olursa olsun umurunda bile değildi.. Trafik lambasında 'Zınk' diye duruyor, kalkarken de araba zangır zangır titreyip acayip sesler çıkararak harekete geçiyordu.. Arabalar ona çarpmamak için keskin frenler yaparak ancak durabiliyorlardı..
    ***
           Zaten artık istese de vitesi değiştiremezmiş.. Arabada hiç bir zaman vites kullanılmadığı için, artık işlevini yerine getiremeyecek hale gelmiş.. Kilitlenmiş, paslanmış.. Ben pek bu işlerden anlamam da anlayanlar öyle anlatırlardı.. Allah her ikisine de gani gani rahmet eylesin.. Hem Hafız Hasan amcaya, hem de Mehmet amcaya..
    ***
          Akpınarlılar'ın lafına pek kulak asmamak lazım, onların hesabına göre kendilerinden başka kimse Akpınarlı değildir.. Ben ki, Akpınar hakkında o kadar methiyeler düzmüşüm, hayrat suyunu öve öve bir hal olmuşum, neredeyse bu övgülerim yüzünden Türkiye'nin ünlü markaları hayrat suyunu şişeleyip satmak için çıkıp gelecekler, öyleyken adamlar bana 'Sen Akpınarlı olamazsın be kardeşim !" diyorlar.. Neymiş efendim sınır çizgisinin bir kaç metre dışında kalıyormuşum.. Mahallenin 'Mücavir' alanında kalıyormuşum.. El insaf be birader!
    ***
          Bizim hayatımız Akpınar çayırında düşe kalka geçmiş, hayvan pazarında gazoz satmışız, kuyu sularını 'Kökez' diye millete yutturarak para kazanmışız, gerçek bir Anadolu kaplanı olduğumuzu ispatlamışız.. Öyleyken gördüğümüz mameleye (muamele) bak.. Biz Sığır pazarının orta yerine büstümüzü dikerler diye beklerken sen yaptıkları işe bak!.. Bu Akpınar konusu da nereden çıktı da girdi bu yazının içine diye bir soru aklınıza gelebilir.. Ben yeni duydum 'teknik' olarak Akpınarlı olamayacağım söylentisini.. O yüzden 'şiştim' ve değinmeden edemedim..
    ***
         Hani daha önceleri de anlatmıştım bizim bir Şekerim Ali amcamız vardı hani; resmen deliydi, hatırladınız mı? Kavga mavga duymasın, hiç anlamaz ikinci kattan atlayarak dalardı kavganın ortasına.. Birde durup dururken, sanki evde su yokmuş gibi, üstelik namaz kılan biriymiş gibi, birden yerinden fırlar duvardan teyemmüm alırdı.. Bizim çıkmaz sokak sakinleri iyi bilirler.. (şimdi artık orası çıkmaz sokak değil, Murtazaoğlu sokak ).. 'Binin yarısı beş yüz be !" derdi hep 'o da bende yok, inceldiği yerden kopar anasını satayım ! .. Akşam olsun atafendiye (meyhane) bir gidersem gene cillop gibi gelürün eve!.."
    ***
          Çok az kişi bilirdi ama, hanımını bir tarihte kazayla ayağından vurmuş, aylarca yatan kadıncağız, iyileşip kalktıktan sonra adı 'topal Hayriyanım'olarak kalmıştı.. Şekerim Ali Amca kaza anında burnunun ucunu göremiyecek kadar da sarhoşmuş, kafası 'kıyak' mış.. Bunları mahallenin büyüklerinden dinlerdik öyle anlatırlardı.. Zaten bu 'Hayriyanım' olayından sonra Ali Amca büyük badireler atlatmış, bir süre cezaevinde yatmış, çıktıktan sonra da ne doğru dürüst mesleği, ne de parası var, 'İbibullah sivri külah' derler ya aynen öyle.. Sonraları tenekecilikle filan idare etmiş vaziyeti.. Evinde mangal, maltız, maşa falan yapıp satarak..
    ***
         Arka sokağımızda, kocaman kanatlı kapıları olan üç katlı evde otururlardı Ali amcalar.. Bu evin en yaşlısıydı ve birinci dünya savaşına da katılmış, İngilizlere defalarca esir düşmüş, onların elinden kaçarak kurtulabilmiş biriydi.. Biz mahalle çocuklarını başına toplar, İngilizlerin elinde yaşadıklarını, savaş anılarını anlatırdı.. Başından geçenleri sanki o anı yeniden yaşıyormuşçasına heyecanla anlatırdı.. Biz çocukların halini bir görmeliydiniz.. Onu yay gibi gerilmiş ve gözlerimiz faltaşı gibi açılmış bir halde dinlerdik.. Ne o anlatmaktan bıkardı, ne de biz onu dinlemekten..
    ***
          'İngiliz şöyle yaptı, İngiliz böyle yaptı' diye anlattıkça, biz çocuk aklımızla İngiliz'in kötü kalpli bir kişi, bir yaratık olduğunu zannederdik.. Tenha yerlerde oynamaz, hayrat sokağından geçemezdik.. Hayratın içinden aniden bir İngiliz askeri fırlayacak ve bizi esir alacak zannederdik.. 'Şekerim Ali' savaştan döndükten sonra Bolu Belediyesi'nde uzun yıllar bandocu olarak çalışmış, belediye arşivlerinde herhalde onunla ilgili bazı bilgiler vardır.
    ***
          İşin ilginç tarafı Ali amca geceleri farklı bir kişi olur (kurt adam gibi), bir yolunu bularak evden yukarı çarşıya kaçar, kafayı çeker ve 'zil-zurna', nara atarak mahalleye dönerdi.. Tam mahalleye yaklaştığında Taşoluklular'ın evinin önünden başlayarak, Çavuşların (meyhaneci çavuş), Rıfat efendiler(bağışgil) Mürvet hanımlar (Bakkalbaşılar) bulunduğu sokaktan geçerken naralarının şiddetini artırırdı..
    ***
          Şekerim Ali amcanın mahalleden geçiş saati, mahallenin yatma saati gibiydi sanki, o geçtikten sonra evlerin ışıkları teker teker sönmeye başlardı.. 'Yastıklar minderler! Bana Şekerim Ali derler, yaş boka şiş gibi girerin lan!" diye bağırırdı, 'var mı bana yan bakan! (90 yaşlarında).. Ona kimse kızmazdı, 'ayıpsın dede! sen İngiliz'e duman attırmış adamsın yahu! derlerdi..
    ***
          Benim babam memuriyete önce tahsildar olarak başlamış, o yıllarda ulaşım at arabalarıyla, yaylı arabalarla falan sağlanabildiğinden, babama köylere gidip vergi toplayabilmesi için bir at zimmetleyerek teslim etmişler.. Babam huysuz bir beygiri ipinden çekerek eve getirdiği gün göreve başlamış sayılmış.. Fakat daha ilk gün mahallenin bu zimmetli devlet malı ! yüzünden huzuru kaçmış.. Babam şehirde yetişmiş bir çelimsiz delikanlı.. Yaşlı başlı olanlar 'sen bu beygiri zaptedemezsin a oğul !" demişler.. Fakat babam azimli, devlet memurluğu bu, boru değil yani..
    ***
         Babam her ata bindiğinde, Cici Bberberler, Ases'ler, Ulviye hanımlar, Topçular, Çeribaşılar, imamduraklar babamın önünde (can havliyle boğalardan kaçışan ispanyollar gibi) sağa, sola kaçışıyorlarmış.. Babamın Amerikan kovboyları gibi Aktaş Mahallesi'ne doğru atıyla alt alta, üst üste gittiklerini rahmetli Cici Berber Şeref amca, anlatır babama takılırdı.. Günün birinde talihsiz bir olay yaşanmış.. Mahalledeki talimler sırasında birden huysuzlaşıp (parlayan) at; rahmetli 'Ases'in" bütün çabalarına rağmen durdurulamamış.. Çeribaşıların kanatlı kapılarını parçalayıp, salonda yemek yiyen 'Şekerim Ali' ve aile efradının arasına dalmış.. Babamın beygiri yer sofrasında kahvaltı yapmakta olan İhsan amca, Hayriye teyze ve gelinlerinin yanında ancak durabilmiş..
    ***
         Babamı, Şekerim Ali'nin 'İngiliz askeri' zannederek kovaladığını söyleyenler olduysa da babam bunu asla kabul etmedi.. Dediğine göre üzerine zimmetli Devlet malı beygirinin kaybolmasından korktuğu için atının peşinden koşmuş.. İftiracı komşular 'Şekerim Ali'den korktu ve kaçtı !" diye laf çıkartmışlar.. Daha sonra ne olmuş ?.. Daha sonra ne olacak; babamı bu işteki başarısızlığı nedeniyle bu görevden alıp masa başı başka bir işe vermişler..
            Bugün biraz fazla uzattık galiba, burada keselim bari.. Hoşça kalın..
                                                  

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak