Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

ASANSÖR... Münih'te bir Bolulu...

Erdoğan Mühürcüoğlu

    23 Temmuz 2013


         Ben ilk defa yirmi küsur yaşlarındayken uçağa bindim.. Panayırlardaki dönme dolaplarla 5-6 metre yüksekliğe anca çıkabilmiş birisi için bu yolculuk ne kadar heyecanlı geçmiştir tahmin edebilirsiniz.. Bu yolculuk sırasında o kadar heyecanlandım ki uçuş esnasında dengeyi bozacaklar diye tuvalete gidenlere, sık sık yer değiştirenlere acayip kafayı taktım, gıcık oldum.. Yanımda oturan adam sağa doğru eğilip uçağın penceresinden baksa, ben hemen sol tarafa eğilerek dengeyi sağlamaya çalıştım..Yolculuğun sonunda korkudan kan- ter içinde kalmıştım; olsun! Kimselere belli etmedim, "Allahın Bolulusu amma da korktu ha!" dedirtmedim kimseye..
    ***
         Aslında Bolu'da, bu anlattığım uçak yolculuğundan önce de buna benzer bir korku yaşamıştım.. Hatırlarsınız; şimdiki "Köroğlu Oteli' Mimar Oktay Tekmen tarafından dı galiba, ilk defa belediye binası olarak yapıldığında, Bolu'nun en büyük, en 'havalı' binalarından biri olmuştu.. Hem de ne bina! İçinde "asansör'ü bile vardı.. Asansör deyip geçmeyin o zamanlarda çok önemli bir şeydi bu.. Herkes, elektrik, su parası gibi bir şeyler icat edip Belediye'ye asansörü görmeye koşuyor, asansörün marifetleri kulaktan kulağa yayılıyordu.. "bir de biz gidip bakalım şuna! Dedik", "bizim başımız da kel değil ya!" Gittik.. Gitmesine gittik de asansöre yaklaşabilene aşkolsun, asansör değil sanki uzay aracı mübarek..Etrafı çember altına alınmış gibi..
    ***
         Asansöre binebilmemiz çok da kolay olmadı.. Belediye asansörün başına, kimse orasını burasını kurcalamasın, asansörün nasıl bir şey olduğunu, nasıl binilir nasıl inilir adamakıllı öğrenebilsin diye bir görevli koymuş.. Mudurnulu Selvet Amca (Servet).. Mudurnulu Selvet Amca, iyi adamdı, hoş adamdı, herkesin tanıdığı bildiği adamdı ama, bu göreve geldikten sonra öyle bir değişti, öyle bir havalara girdi ki, şaşarsınız.. Yolda yürümesi bile değişti nerdeyse.. Her gün bir şeyler uyduruyor, abarttıkça abartıyordu.. Yok efendim 5 kişi olmadan yola çıkmazmış da, bu araç elektrik yakıyormuş, su yakmıyormuş da, başkan bir görürse hepimizi oyarmış! da falan filan.. (Belediye Başkanı da o tarihlerde İsmail Özer'di galiba) Mübarek sanki asansör değil "Mudurnu Seyahat' Selvet Amca da sanki 'Mudurnu Seyahat'in Katibi.. Zaten de asansörle sadece yukarıya çıkış var, iniş yok, inişler merdivenden.. Öyle emir verilmiş..
    ***
         Allah'tan bizim gurupta Karaçayır Mahallesi'nin efsane muhtarı "Bedir Abla' vardı da, bize öyle pek fazla afra tafra edemedi.. Bedir Abla'dan "tırstığı' belli oluyordu.. Bedir Hanım asansörün başına gelip 'beşinci kişi' tamamlanmış olduğunda "Hoş geldiiinnnn Bedir hanııım!" diye referans bile yaptı ona.. Ve sonunda Servet Amca "ya Allah!" deyip tuşlardan birine basınca az kalsın aklımızı zayi ediverecektik! Önce asansör hafiften homurdanmaya ve birden büyük şehirlerde bazı caddelerde bulunan, içine para attığınızda çalışan "Vibratör' ler gibi titremeye başladı.. İkinci kez tuşa basmasıyla da yukarı katlara doğru sarsıla, sarsıla yükselmeye başladık.. "işte medeniyet bu beee! Diye gururlandık sanki asansörü biz icat etmişiz gibi..
    ***
         Servet Amca'nın o zamanlardaki lakabı "dede' idi.. Belediye'de başka bir iş yaparken, cumartesi öğleden sonraları kıyılan nikahlarda şeker dağıtım görevlisi olarak çalışırken, binaya asansör kurulunca bu göreve kaydırmışlardı.. Bu işte bir süre çalıştıktan sonrada sanırım emekli oldu.. Ben ilk başta anlattığım uçak yolculuğu ile Bolu'dan ayrıldıktan sonra ona hiç rastlamadım.. O kadar seneden sonra bile onu, asansörünün başında, iskemlesinde, bir ayağını altına almış, kasketini dizine koymuş şekilde otururken ve çayını yudumlarken hatırlıyorum..
    ***
         Hafta sonlarında Münih'in en işlek, en lüks caddelerinden birinde sık sık rastladığım bir Türk vardı.. Hep aynı yerlere takılıyor, aynı parklarda dolaşıyor, aynı alışveriş yerlerinde alışveriş yapıyordu.. Hep oralarda görüyordum onu.. İşin garip tarafı onu ne zaman görsem yanında mutlaka değişik bir Alman kız oluyordu ve bu arkadaş pek Almanca filan da bilmiyordu, çat pat yarı Türkçe, yarı Almanca bir şeyler söylüyor, kızların anlamadığı yerlerde "pandomim'yapar gibi, ellerini, kollarını, kullanarak garip sesler çıkartarak derdini anlatmaya çalışıyordu..
    ***
         Yanında gördüğüm kızların hepsi katıla katıla gülüp, zaman zaman boynuna sarıldıklarına göre iletişim sorununu halletmişti arkadaş.. Bir gün bir cafe nin cadde kenarındaki masalarından birinde hanımla otururken bu 'müthiş Türk'çıkageldi.. Çevrede müsait kimseyi bulamamış olmalı ki hanımıyla cafe de oturan birinden bile yardım istemek durumunda kalmıştı.. Yanlarına gittiğimde anladım ki bu arkadaş sürekli Almanya'da yaşayan biri değil.. Dil konusunda yardıma ihtiyacı olmuştu, hallettik ve gittiler.. Zaten arkadaşlıkları da anladığım kadarıyla bir pastanede oturmak, bir sinemada vakit geçirmekten öteye geçmeyecek türden şeylerdi.. (İnandınız mı?)...
    ***
         Başlangıçta uçaktan ne kadar korktuğumu anlatmıştım, sonraları bu korkum geçti ve ben Türkiye'ye hep uçakla geldim.. Kıbrıs Barış Harekatı'nın yapıldığı bir sırada Türkiye'ye tek başıma gelmem gerekmişti.. Uçak yolculuklarında savaş yüzünden aksamalar oluyordu.. Araba ile tek başına yapılacak bir yolculuk sıkıcı olacağı için otobüsle, "Bosfor Turizm' in otobüsü ile İstanbul'a gitmeye karar verdim..
    ***
         Hareket saatinde otobüste yerlerimizi almaya başladığımızda gözlerime inanamadım.. Ne görsem beğenirsiniz? Benim hafta sonlarında sürekli rastladığım Türk arkadaş da otobüste, hem de otobüsün en önünde şoför koltuğunda oturuyor!.. Beni görünce çok sevindi, yolculuk esnasında epey sohbet ettik, nereli olduğumu sordu 'Bolulu'yum!" dedim, gözlerini fal taşı gibi açarak yüzüme dikkatli dikkatli baktı, yutkundu mutkundu 'la yaren! la yaren!" dedi durdu...
    ***
         Kendisini tanımamış olmama çok bozulmuştu.. Dediğine göre Bosfor Turizm'in Almanya'ya gidip gelen şoförlerinden en ünlü olanıymış, hele Bolu'da kendisini yediden yetmişe herkes tanırmış.. "Benim adım Ferda!" dedi, "Bak yaz bi kenara unutma! Ferda!".. Bolu'ya geldiğimde birkaç kişiye sordum hakikaten de öyleydi, memlekette onu tanımayan yoktu, çok sevilen, efendi, delikanlı bir Bolulu'ydu.. Ferda Abimin kulakları çınlasın, amacımız güzel anılarımızı paylaşmak sadece.. Birbirimizi anlattığımız, kendimizi anlattığımız güzel anılarımızı.. Kırıp dökmeden, kimseyi rahatsız etmemeye özen göstererek.. Sürç-i lisan ettiysek affola... Herkese selamlar...

                                                 

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak