Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Bilardo.. İskenderun.. Pisuvar..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    26 Mayıs 2014

          
          Arkadaş davul zurnayla cenaze kalkar mı hiç? Kalkmış vallaha.. Hem de en kıvrak havaları çala çala gidiyorlarmış mezarlığa doğru.. En önde de bir çift köçek; nasıl şakırdatıyorlarmış zilleri.. Sanki cenaze alayı değil Flaş TV stüdyoları.. Orada da herkes oynuyor anasını satayım.. Ne zaman yanlışlıkla açsam hepsi oradalar.. Sanatçılar, seyirciler, konuklar, yönetmen hatta kameramanlar, herkes ayakta.. Latif doğan ile Dilber Ay'ın elinde birer mendil; kıyamet kopuyor.. Dilber Ay'ın Düzceli olduğunu da bugün öğrendim.. Yani çocukluğundan beri Düzce'de yaşadığını..
    ***
          Tabutun önünde cenaze marşı çalan bando gördüm de böyle davullu zurnalısını ne gördüm ne işittim.. Kapağı kaldırıp nasıl atlamazsın aşağı.. "Ulan dürzüler bu kadar mı bıktınız benden?" Nasıl demezsin.. Davulcu Karayılan'dan bahsediyorum, Mahir Dağlı'nın cenaze töreninden.. Evinin bahçesinde, gaz tenekelerine vurarak davul çalmaya başlayan, kıvrak ve esmer oluşundan dolayı adı "Karayılan"a çıkan, yatmadan önce derisini okşadığı 'hadi artık uyuyalım aslanım" diyerek duvara astığı davulundan önce yatağa girmeyen.. 1949-1950 yıllarında İtalya ve İspanya daha sonra. İngiltere, Almanya, ABD, Fransa, Hollanda, İtalya, İspanya, gibi ülkelerde Türkiye'yi temsil eden, 3 Ekim 1964 de vefat ettiğinde davullu zurnalı kalabalık bir cemaatle cenazesi kaldırılan..
    ***
          Yok, ben iyice anladım bu ecnebi besteciler falan var ya; çok kurnaz adamlar.. Bir cenaze marşı bestelemişler hangi ülkede çalınırsa çalınsın millet kendini yerden yere atıyor.. Ben Bandonun çaldığı ilk cenaze marşını rahmetli Rıza Çarıkçı'nın cenazesinde dinlemiştim.. Rıza Abi'nin sanat okulu şapkasını tabutunun üzerine koymuşlar eski Hürriyet Caddesi'nden Çıkınlar'a doğru götürüyorlardı.. En önde Saip Garipoğlu ve Cahit Sinan, arkada da memleketin ünlü ünsüz ne kadar kişisi varsa onlar.. Bandoya ayak uydurmaya çalışarak.. Bir de zordur ki..
    ***
          1 Mayıs 1961 Tarihindeki trafik kazasından sonra, mezarlıkta çekilmiş olan fotoğrafı koydum buraya, Mehmet Orhanalp'in fotoğrafı bu.. O cenaze töreninden sonra arkadaşları kabrin başında toplanmış resim çektirmişler.. Ben de o gün hep oralarda bir yerlerdeydim hatırlıyorum.. Belki de Rıza Abi'nin 'Bolu Gençlik'te futbol oynuyor olmasından, o günlerde çok konuşulmuştu bu ölüm olayı.. Fotoğraftakiler (bazıları lakaplarıyla); Mehmet Orhanalp, ortada helvacı Hasan'ın büyük oğlu Tahir, rahmetli Saip Kepekçi, Necdet, Kadir, Hamdi, Milli, göçmen, Mori ve Konyakcı..
    ***
           PİSUVAR..
           Bir de Bahçelievler Karakolu Emniyet Müdürlüğü olarak inşa edildiğinde açılış töreni için Ankara'dan bando gelmişti.. Bizim Belediye bandosu kesmez, daha tesirli bi bando olsun diye herhalde.. Onlar merasim vaktine kadar sarı pirinçten parıl parıl müzik aletleriyle şehri geziyorlar, bizse gölge gibi onları takip ediyorduk. Tuvalete girerken bile aletleri ellerindeydi.. Tövbe estağfurullah! Müzik aletleri yani... Hem devlet malı, hem de üzerlerine zimmetli ne yapsın adamlar.. Başlarına bişey gelse nasıl ödesinler saksofonu bilmemneyi.. O gün çeşitli semtlerde ayaküstü konserler de vermişlerdi 'Hatırla ey peri, o mesut geceyi' gibisinden.. Nedense bandoculara da bi işin düşse 'bir şeyler çalıverseniz' diye rica etsen, hemen onu çalarlar. 'Çamların altındaaaa aaa verdiğin buseyi..'
    ***
          Şeytan gözün kör olsun! Bak şimdi aklıma ne geldi.. 'Temel Amerika'ya gitmiş.. İlk yabancılık günlerinden sonra gece bir barda oturup içki falan içmiş .. Bir ara gittiği tuvalette pisuvara yaklaşmış tam isini görecek, bakmış ki, Pisuvarı som altından yapmışlar.. Temel "vay be! demiş 'görüyon mu? 'adamlarin tuvaletleri bile altından".. Altın tuvalete işemenin zevkine vararak işini görüp çıkmış.. Neyse ertesi gece ayni bara tekrar gittiğinde bakmış ki altın pisuvar yerinde yok.. Barmene sormuş "ya dün gece tuvalette altın pisuvar vardi bu gece neden yok ? Barmen Temel'i şööyle bi süzdükten sonra barın öbür ucunda oturan iri kıyım adama seslenmiş "Hey Joe ! demiş 'dün gece senin saksafona işeyen adam geldi.."
    ***
          Balkondan bir binanın peş peşe sönen ışıklarını görünce Münih'i hatırladım, 'Ali baba' yı.. Erol Evgin'in sesinden çok sık çalarlardı.. "Nerden aklıma geldi kimbilir, gezdim dün gece şehri şöyle bir.." Bir de İlhan İrem'in şarkısı vardı ama onu hatırlayamadım, Almanlar da dinlerdi onu.. Konya'lı kahveciye kaş göz ederlerdi 'bidaha çal! diye.. Leopold str.deki sinemanın bitişiğindeydi 'Ali Baba'.. Cem Karaca'nın Münih'te olduğu yıllar.. İlyas Tüfekçi, Erdal Keser'in devam ettiği, Kung-Fu filminin baş aktörünün 'yalınayak' dolaştığı; 'gel lan, bi tavla atalım' dendiğinde Tavlaaa? O kaç kağıtla oynanıyordu? diye sorduğu kahvehane.. 70'lerin sonu 80'lerin başı yani.. Leopold str deki sinema deyince bizim Saray Sineması o zamanlardaki haliyle bile Almanlar'ınkine on basardı 'konfor' bakımından.. Yirmidört yıl oturduk Saray Sineması'nın bitişiğindeki evde..
    'Çavuşlar tarlası'nın arka yanı sinema,.
    'Yoksulluğum garipliğim bildirmeyin anama..'
    Uymadı mı..?
    ***
          'Ali Baba' Bolu'da Üner Can'ın lokalini de andırırdı biraz.. Bir tek bilardo yoktu... Ben Üner'in lokalinde Bilardo oynayan birinin köşedeki topa diye nişan alıp, üç topu aynı anda masa dışına fırlatışına bile rastladım.. Herkes yapamaz, Hahahaha Sami'cim yaptı ama bunu.. Kulakları çınlasın.. Tabii anında Üner geldi masanın başına.. Bir de yavaşlayıp durmaya yüz tutmuş topu üfleye üfleye hedefe götürmeye çalışan arkadaş.. İsmini yazmam.. Kocaman poposuyla yan masalara da çarparak çay may ne varsa döken.. Ha bak, şey vardı; 'Fıratlı' da çalışan oranın müdürü gibi bir adam, sanırım Ankara'lıydı.. Sessiz kibar bi adam.. Dükkanından kaşla göz arasında gelir birkaç kişiyi yener giderdi.. Acaip bir tekniği vardı, Çektirme, pike, turnike, kamçı, ters falso..
    ***
         Yazdım ama inanmayın; zerre kadar da anlamam bu oyundan.. Kulak dolgunluğu sadece.. Yenilmeye hiç doymam, saatlerce tavla, okey oynayabilirim ama bilardodan anlamam.. Hiç istemem mi Istakayı şöööyle sırttan alıp bilardo masasının kenarına otursam, İki topu birbirine öyle bir çarptırsam ki; 'şaaakk' diye bir ses çıksa.. Herkes dönse baksa 'vay anam vay! bu adam hakkaten iyi oynaya bu oyunu! deseler..
    ***
           Bi de şu sinemacı Şevki Bey'i yazsan' diyor bizim Şinasi.. Hemen çıkartamadım Şevki Bey'i; 'af buyur? hangi sinemacı Şevki bey?' deyince anlattı, 'Tamam' dedim,. Dur bakalım biraz malumat toplarsam olur herhalde.. Mehmet abinin eski yorumlarından falan çıkar belki bir şeyler..
    ***.
           KELEBEK ETKİSİ..
           Bu yaşa kadar duyduğum hiç bir şey kelebek teorisi" kadar düşündürmedi beni.. 'kelebek etkisi' ya da 'lorenz çekicisi..' Alacağınız basit bir kararın büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabileceği demek.. Mesela; Hitler'in babası Alois eşi Klara'ya çeşme başında hiç rastlamasaydı veya Klara 'o gün' canı sıkılan kocasına 'amaaaan bee Alois! çekil git başımdan, başım ağrıyor zaten' deseydi şu kadar milyon insan ölmeyecek ve insanlık tarihin bu en büyük dramlarından biri yaşanmayacaktı..
    ***
            Edward Norton Lorenz adlı bir adam atmış bu teoriyi ortaya.. Onun tarifine göre mesela "Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin kanat çırpması, büyüye büyüye Bolu'ya kadar gelip, aklının ucundan bile geçmezken simitçi 'Bacaksız Mehmet' in şapkasını havaya uçuruveriyor.. Veya; diğerinden bir kaç milim daha büyük bir sürü domino taşını yan yana diziyorsun.. En sondaki taşa kelebeğin biri gelip konuyor ve kanadıyla 'tık' diye dokunduğunda taşlar peş peşe devrilerek en sonda bulunan 50 kiloluk mermer bloğun devrilip parçalanmasına neden oluyor.. Böyle bir şey..
    ***
           İSKENDERUN..
           İskenderun'u iyi bilirim, Yeni tanıştığımız arkadaşla İskenderun üzerine sohbet ettik, oradaki ortak tanıdıklardan falan bahsettik.. Sohbet sırasında adam 1975 yılında İskenderun'da birlikte askerlik yaptığı Bolu'lu arkadaşlarını saymaya başlayınca o da heyecanlandı ben de.. 'Kör saip'i, Nihat'ı, Erdal'ı tanıdığımı söyleyince coştu.. Anlatırken gözlerinin içi gülüyor 'İskenderun Deniz Er Eğitim Alayı'nda Bolu'lu arkadaşlarla biz bir gruptuk' diyor bu arkadaş..
    ***
            132 nci dönem Yd. Subay adaylarıydık.. Bizim tertiplerden Kör Saip abi vardı, Emin vardı, Nihat Öztekin vardı Adnan vardı.. Askerden döndükten sonra K. Çekmece Nükleer Araştırma'da çalışan profesör lakaplı Abdullah vardı bir de' Bazılarının soyadını unutmuş.. 'Ne günlerdi be arkadaş' Yeniçağalı Nihat, Erdal ve Saip abi aynı koğuştaydık, Bir tek ben yabancıydım aralarında.. Ranzalarımız altlı üstlü veya yan yana.. Emin başka bir bölükteydi.. 'Saip abi'nin İskenderun'a Bolu'dan bir kaç top keş ile geldiğini söyleyince 'Eee ne olacak, Yanık Hayri'nin hemşehrisi' diye geçti içimden 'onun da hep, Rakı'nın yanında katık etmek için keş bulunurmuş cebinde..
    ***
          Hem Nihat, hem de Saip Abi'nin rahmetli olduklarını söyledim; çok üzüldü.. Yahu siz Bolu'lular hep mi böylesiniz? diyor.. 'Çok hoş adamlardı, daha gelirken Gerede'de kafaları çekmeye başlamış bunlar' Anlattığına göre İskenderun'da ellerinde kocaman valizlerle ilk önce 'Emin Otel'e gelmişler.. 'kocaman valizleriyle ne işiniz var sizin Emin Otel'de.. 'Neden' dedim 'Emin Otel'e valizle almıyorlar mı..? Hahhahha! burada geceleme yapılmıyormuş..
    ***
          Zaten bizimkileri ellerinde bavullarla gören otel görevlisi 'Kardeşlerim! demiş 'bu otelde yatıya kalınmaz, sadece bir süre istirahat edilir' Nasıl bi otel bu yahu' dedim, nerede bu Otel?.. 'Biraz ilerde Soğukoluk'ta!  'Abooooooovv !.. Güya onlar da 'vay anasını ! biz yanlış gelmişiz, dönelim falan' demişler.. Yanlışlıkla gidilecek bir yer değil ki, taksi tutup gittiğin yer burası.. Allahtan 'Uğur Dündar'a rastlamamışlar orada.. Bunların İstanbul Roma otelinden sabıkaları olmasa belki inanırım da orada da pencerelerden patır patır dökülmüşler hem de doncak..! Orada da yangından kaçtık demişler.. Kim inanır?.. Bence 'baskın yemişlerdir..' Necip? 'olmaz mı, o elebaşı zaten..
    Hoşça kalın..

                                                            

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak