Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Bayram.. Keyfler Bayırı.. Ajan.. Galip Hoca..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    10 Temmuz 2016

         Bayram.. Keyfler Bayırı.. Ajan.. Galip Hoca..
          Nerede o eski bayramlar? mış.. Gençler de sanıyorlar ki eskiden a acayip bayramlar vardı da şimdi kayboldular.. Yok öyle bişey.. Dün ne idiyse bugün de o.. 
    * * *
          Hatırlıyorum da; sevmediğimiz yakınlarımızın kapısını çalıp da evde kimseyi bulamayınca sevinçten kapının önünde halay çekesimiz gelirdi.. Kapıyı çaldın da açan olmadı mı, senden günah gider.. Bir kağıt parçasına 'geldik bulamadık' falan yazarsın, atarsın kapının aralığından.. Hadi bay bay, hacı cav cav.!.
    * * *
          Eğer kapı açılırsa ev sahibinin durumu da senden pek farklı olmaz zaten.. Sen 'Hemen kalkacaz” mesajı vermeye çalışırken o da anında ikramlara başlar.. Adamlar tam evden çıkacakken size yakalanmışlar zaten.. Ve bilirler ki sizi bir an önce sepetlemezlerse peş peşe gelen misafirler yüzünden evden dışarı çıkamayacaklar.. 
    * * *
           Günümüzde de herkes evden kaçmanın bir yolunu arıyor nedense.. Bakıyorsun otobanlar, köprüler tıkalı, arabalı vapurlarda uzun uzun kuyruklar.. Millet benzin istasyonlarında, terminallerde, havaalanlarında sabahlıyor..
    * * *
          Tamam, aklı başında birinin yapacağı en doğru hareket evden kaçmak ama, adam hem kaçıyor hem de gittiği yerden 'Ah, nerde o eski bayramlar..! falan diyor.. Bilader madem öyle, bir bayramda evinde otur di mi? Biz senin gelen gidenden kurtulmak için evden tüydüğünü bilmiyor muyuz? 'Nerede o eski bayramlar' mış.. Hadi ordan..!
    * * *
         Düzceli bir arkadaş var burada; o da 'Bizim çocukluğumuzdaki bayramlar hep kış aylarına denk geldi' diyor.. 'Uzun kış geceleri ve o eski bayramlar kalmış aklımda.. Bolu'ya taşındığımızda inşaatı devam eden bir sinemanın arkasındaydı evimiz.. Hasan Duman'ın şehre korku saldığı yıllardı 'Ya gelirse! diye gece yatarken kapının arkasına sandalyeler koyduğumuz zamanlar.. 
    * * *
          'Rahmetli dedem kiracısı olduğumuz bu evi satın almak istemiş vaktiyle.. Parası çıkışmayınca alamamış.. Adam 'Üstüne silahını ver al' demiş.. Kabul etmemiş dedem.. Babam anlatırdı.. 'Çok temiz bir Alman makaralısı vardı dedenin' derdi, 'Hasan Duman' dakinin aynısından.. Kıyıp da veremedi silahını..'
    * * *
          'Ve toplanma, buluşma noktamız; Mahalle bakkalı.. İçerde bir şeyler tartarken gördüğümüz amca.. Biraz ekler, biraz çıkarır, denk getiremeyince biraz daha ekler.. "Oluversin Fehmi bey" der babam, 'Olmaz! der 'senin aklın ermez.. '
    * * *
          Düzceli arkadaş'ın anlattıkları bizim de bildiğimiz şeyler zaten.. Ama 'Alaman makaralısı' Hasan Duman'ı yeniden hatırlattı bize.. Hasan Duman Karaçayır'a 'Bomba Nihat'ın kır kahvesine gelir çayını kahvesini içer sonra da kalkar gidermiş.. Hatta geçenlerde jandarmanın baskın yaptığı bir geceyi anlatmışlardı.. Belinde alman makaralısı ile bir süre ahırda saklanan Hasan Duman, Jandarmalar gittikten sonra karanlığa karışıp gözden kaybolmuş..
    * * *
           KEYFLER BAYIRI..
           Ramazan ayını Pide kuyruklarında geçirdik.. İftara yakın pide kokuları arasında kendimizden geçtik adeta.. O kadar abarttık ki, tebeşirle 'gara Aptulla'nın yaptığı cantıklıların resmini çizdik kaldırıma.. Piran kuyularına manda asma fikrimizi tartışmaya açtık.. 
    * * *
           İftar yaklaştıkça 'Pideci Ökkeş'e ve onun evinin oralara getirdik konuyu.. Keyfler bayırına.. Ne 'Kel Sali'ler kaldı konuşmadığımız ne 'Hotak İsmail'ler kaldı..
    * * *
          Keyfler bayırı 'Pideci Ökkeş'in mıntıkası.. Ellerimize çorapları geçirip leğenlerle, tepsilerle kayak yapmaya çıktığımız yer.. Hele bir de merdiven ayarlanmışsa Talaşçı Ahmet'ten..! Dümeninde de 'Esti Hikmet' varsa eğer.. Saatte 100 ile inmek garantiydi sığır pazarına.. Rahatsız olan olurdu, soba külü falan döken.. Hiç tınmazdık.. Merdivenlerden bile inerdik 'tayır, tayır'.. 
    * * *
          Baktım da bizim torunlara; Bayram boyunca bilgisayarın başından kalkmadılar.. En son çıkan oyunlar oynandı, en son vizyona giren filmler izlendi.. Bilgisayarlar sabah kalkınca açıldı gece yatarken kapatıldı..
    * * *
           Ulan dedim kendi kendime, 'nasıl bi çocukluk yaşadık yaw biz? Biz, şehir sinemasının çöplüklerini karıştırır, makinistin kesip attığı filmleri toplardık.. Eve götürür ışığa tutarak bakar; Clark Gable'ı, John Wayne'ı, Alain Delon'u arardık.. Hatta bizimkileri.. Ayhan Işık'ı, Ahmet Tarık Tekçe'yi filan.. Onlar için hayali senaryolar yazardık kafamızda.. 
    * * *
          AJAN..
          İsmail abim 'Sen yaz bakalım' diyor 'Bayram günü kime okutacan bakalım yazdıklarını.. Şevkim kırıldı.. Profesör Orhan Kural'ın durumuna düşermişim.. Orhan Kural bir panel için sabahlara kadar çalışmış.. Konuyla ilgili video'lar falan bulmuş.. Konferans günü salona gidip beklemeye başlamış.. Bakmış ki, ne gelen var ne giden.. Belalısı 'Panter Emel' gelse ona bile razı olacak garibim.. Projeksiyon aletinin başında öylece kala kalmış.. 
    * * *
          Halbuki Hacı Dehri'nin hanı da geldiydi aklıma.. Kerim Keske'nin, Ahmet Özdemir'in, Mehmet Çizmeci'nın oteli de.. 'Çolak Tahir'in 'Ferah oteli'nden çıkan, omzu heybeli amcalar filan' diyecektim.. Paşa Efendi'nin havuzlu Kıraathanesi'nde esans satan ihtiyarı allayıp pullayıp anlatacaktım.. Enjektöre çektiği esansı gelene geçene püskürttüğünü filan..
    * * *
          Çok tuhaf.. O günlerde şehre gelen her yabancıya Ajan yakıştırması yapılırdı nedense.. Omzunda kilim satan Niğde'li, Turist Otel'de kalan Polyesterci, Tuna kahvesinin önündeki boyacı.. Hatta kırk yıldır tanıdığımız Edip bey.. Sanki Edip bey maskesini sıyırıp "Evet beyler!' diyecek 'Oyun bitti, kimlikleri görelim..!
    * * *
          Ajan majan deyince; Vala Nurettin'le Nazım Hikmet'in bir anısı var.. 'Bizi adım adım takip eden biri vardı Bolu'da' diyor Vala Nurettin.. 'Önceleri çok korkuyorduk ondan.. Sonra alıştık 'Fantoma' demeye başladık.. Gece gündüz peşimizdeydi.. Karanlık bir sokağın başında görünce; 'Dikkaat Fantoma ! diye uyarıyorduk birbirimize..
    * * *
           Bu kişinin kim olduğunu yıllar sonra öğrenmiş Vala Nurettin.. 'Bir gün toplantıdaydık' diyor; 'yanımda Tahsin Demiray vardı.. Dereden tepeden konuşurken birden durdu, gözlerimin içine baktı.. 'Beni tanıdın mı? diye sordu.. 'Yok, tanıyamadım” dedim.. 'İyi düşün' dedi.. 'Bolu'da kalpaklı bir adam vardı hani, sizi gözetlerdi.. Bolulu kazancı Ferhat'ın dükkanından çıkarken peşinize takılan adam.. Omuzunda pelerini olan..! 'Eee? 'İşte o bendim.. Oturduğunuz ev vardı; altında ahır olan' Eveet? 'işte o ahıra girer, tavana kulağımı dayar, sizi dinlerdim..” 
    * * *
          GALİP HOCA..
          İçinde Nazım eniştenin de olduğu bir fotoğrafa bakıyoruz.. İmaret camisinin önünde çekilmiş bu fotoğraf.. 'Bak bunu paylaş işte! diyor arkadaşlar.. 'Çetin Akkaş var bu fotoğrafta.. Rahmetli Ahmet'le Mürşit Balcıoğlu biladerler var.. Sonra Necla, Huriye, Sabahat.. Elde elifba, kafada takke.. Hocayı beklerken cüppesini giymeler, kürsü'ye, minber'e, minare'ye tırmanmalar, ezan okunan mikrofonun ayarıyla oynamalar.. 
    * * *
           Bu fotoğraf Bolu'lu Galip hoca ile talebesi Mehmet Nusret'i hatırlattı bize.. Arapça, Farsça, Fransızca ve yüksek matematik bilen bir derviş Galip hoca.. Bizim Edip bey gibi biraz.. Ama çok geçimsiz.. "Kim olursan ol yine gel" diyen Hz. Mevlana görse 'sen gelme bilader'der.. O derece.. Bir tekke'nin küçük bir odasında kalıyor.. Ayağında topuğu yırtık çoraplar, arkaları yorgan ipiyle dikilmiş angara lastikleri.. Hamama gidemediğinden çoğu zaman da bitli.. Bitli mitli ama 'Ekmek Teknesi'ndeki Herodot Cevdet gibi.. Bir kahveye gitsin çevresinde en az elli kişi.. Onlara Sokrates'i, Eflatun'u, Aristo'yu falan anlatıyor..
    * * *
          Babasının 'Kuran öğrensin' diye Galip Hoca'ya getirdiği bir çocuk var.. 'Hocam bu çocuğu öyle bir yetiştir ki; ne ateş yaksın, ne kılıç kessin, ne kurşun işlesin' diyerek teslim ettiği.. Galip Hoca'nın derslerine devam eden bu çocuk, bizim onu yıllar sonra Aziz Nesin olarak tanıyacağımız ünlü mizah yazarı.. Bir gün Kuran dersinde 'Ve ila rabbike fergab” deyince başındaki fes havalanmış Aziz Nesin'in.. 
    * * *
           Bakmış ki fes hocanın sopasının ucunda.. Eve gidip 'Bolulu Hoca fesimi aldı” diye ağlamış.. Annesi, 'Oooo, meaşallah! demiş 'demek oğlum 'Ve ila rabbike fergab'a kadar geldi..” Öpmüş, koklamış çocuğu.. Adet böyleymiş çünkü.. Hoca, çocuğun yetiştiğini ailesine böyle bildiriyor ve hediye bekliyor.. 
    * * *
          Çok uzatmışız vallaha.. 'Daha Pompala Vasfi' abi falan da olacaktı bu hikayenin içinde.. 
    * * *
           Hoşça kalın.. Geçmiş bayramınızı da kutlarım bu arada..
                                                      
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak