Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Ali Bey Köşkü.. Heredot.. Rahmi Arıkan.. Bisiklet

Erdoğan Mühürcüoğlu

    3 Ekim 2015
    <br><small>Bayraktar Nadir Garipoğlu</small>
    Bayraktar Nadir Garipoğlu

             Vay bee ! dedim Bolu'daTıp'da mı vardı? Bizden sakladılar demek.. Bolu'da Tıp okuyan bir kaç öğrenci vardı yanımızda.. Sohbet sırasında ilk kez duyduğum bir mekandan 'Ali Bey Köşkü'nden bahsettiler.. On numaraymış.. Kafama en çok 'Kahvenin yanında şıra da veriyorlar' sözü takıldı.. Kahve-Şıra kombinasyonu.. Daha neler duyacaz bakalım.. Fotoğrafı görünce hemen tanıdı bizim arkadaşlar; 'Ali bey köşkü burası' dediler. 'Hadi beyin evi..'
    * * *
             Necmiye hanım, Hadi bey, Safiyanım.. Arka bahçe'de Asuman, Arif.. Çok değişmiş buralar çook.. Taksici Cevdet abi'nin, Pala'nın, Ovabaşlı Mustafa abinin mıntıkası.. Eski evler, eski konaklar.. Bahçede karpuz sarkıttığımız kuyu.. Sokağın başında çeşme.. yoldan geçen at arabası, havada şaklayan kamçı 'Hadi kızım deeeh ! çık çık çık..' Omzunda Macuncu, tablası ile Süleyman dayı.. Eşi'nin 'denk sepeti' ne koyup 'boyun posun devrilsin Sülümaaan! diyerek sırtında eve taşıdığı.. Rahmetli 'Papaz Oktay'ın da mahallesiymiş buralar.. Atar-yemezspor'lu.. Buralar da artık oralar değilmiş zaten.. Kırk yıllık Mahfel 'Kafe Dö Botanik' olmuş.. Mahfel bile! papatya..! Vay be.. 'Kafe Dö Botanik..'
    * * *
           Akpınar, Karaçayır, Gölyüzü, Çayır Pınarı, Fırka.. Her yandan uçurtmalar salardık gökyüzüne.. Terazisi bozulan, daireler çize çize yere çakılan uçurtmalar; peşlerinden koşar, arardık.. Kim bilir kimin çatısında, kim bilir kimin bahçesinde.. Havada süzülen bir uçurtmanın peşine takılmak, İpini çekip, çekip bırakmak.. Selam verdirtmek, kafa sallatmak.. Bizim mahallenin en iyi uçurtmalarını yapan bi abi vardı.. Kafadan kontak.. Benim ilk 'Çığlı' uçurtmamı da o yaptı.. Daha tam delirmemişti o sıralar, 'yaheey! dememişti daha..
    * * *
           Deli dedik geçtik adama.. Şöyle bir yüzüne baktık mı adamın? gözlerine baktık mı..? Yanakları çukurlaşıncaya kadar çekerken sigarasını; eğilip baktık mı gözlerine? Ta derinlerine.. Neler yaşamış adam, hangi olayların hangi sonuçlarını..? Anlamaya çalıştık mı? 'Deli la bu !' deyip çevirmeseydik keşke başımızı.. 'gel lan oğlum, otur şöyle, nedir mesele?' diyebilseydik.. Ne acılar yaşanıyor şu hayatta, ne acılar.. Çocuğunun cesedini sırtında çuvalla taşıyan adamı hatırladın mı şapşik? Karlara bata çıka, burnunu çeke çeke yürüyen.. Hemen gitmeseydik keşke.. 'godumun delisi! deyip gitmeseydik.. Taa derinlerine baksaydık gözlerinin, Belki hatırlardık o gözleri bir yerlerden..

             ALİ HAYDAR BEY..
             'Ali Haydar Kutlu'yu biz de çok severiz' deyince, herhalde dedim; hoca Aydın'da da görev yaptı.. 'Yok! dedi 'hiç görmedik kendisini..' Eee, nasıl oluyor o zaman..? Nuri Sert Hoca'yı tanıyorlarmış.. Herodot'u o kadar çok anlatmış ki Nuri Hoca; okulda tanımayan kalmamış.. O'nun tokat atar gibi yapıp, ağzıyla 'çat-çat ! sesi çıkartması varmış.. Onu anlattı; bayıldım..
    * * *
           Şöyle oluyormuş; 'Mustafa Reşit ! diyormuş Heredot hoca; 'kara kaplı defter seni çağırıyor evladım.. Hadi Mercidabık Muharebesi'ni bi anlatıver bize' 'Tamam hocam' diyormuş Mim Reşit.. 'Şimdii hocam şöyle oluyor; mercidabııık.. Memluk'laaar, Yavuz Sultan Seliimmm, efendime söyleyeyim, ondan sonracıma..
    * * *
            'Hocam bi dakka, devam edecem de; Biz Haliller'deydik, birden ceyranlar gidincesi.. Neşet'le kardeşi Çapraz gelip Yavuz Sultan Selim'e sakal, bıyık, güneş gözlüğü felan çizincesi, dikkatim dağıldı çalışamadım.. 'Hmmmm, annadım Mustafa Reşit.. Otur yerine, çat, çat..!"
    * * *

            ÇAY..
            Kafeteryalarda iyi çay olmuyor.. Dört beş lira veriyorsun; çay içmiş gibi olmuyorsun.. 'Highvei' da oturup fincanla çay içersek; kendimizi 'özel” hissedermişiz.. Vay vay vay vay..! İyi güzel de; öyle aromalı maromalı, bergamutlu çaylar uymaz ki bize.. Tabağın kenarında limon dilimi, içinde nane yaprağı.. racona ters.. Biz kıraathanelerde, çay ocaklarında falan içecez çayımızı kahvemizi.. Alçak taburelerde; iki büklüm.. Yer sofrasında yiyecez yemeğimizi.. Ayaklarımızı altımıza alıp sofra örtüsünü dizlerimizin üzerine çekecez..
    * * *
            Abdullah abi vardı Tuser Apartmanı'nın altında; Karadenizli.. Müdavimleri rahmetli Uğur Samurkaş, Vasfi abi, Adnan Çıracı, Sabri Fırat, Eşekçiler.. Bir gün yanıma gelip 'Öldüyse öldü' demişti 'biz sevmiyor muyduk babanı artist, kafana geçiririm çay tepsisini..! gülme..! vallaha yaparım bak!, demedi deme.. Sarılasım geldiydi adama..
    *
           Geçti hayal içinde bunca yıl bir gün gibi
           En eski hatıralar daha henüz dün gibi
           Neden gönül bu içli hayata küskün gibi
           En eski hatıralar daha henüz dün gibi
    *

             RAHMİ ARIKAN..
             Yer Ankara Oteli.. Devlet Bakanı Kamil Ocak ve Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak'ın katıldığı bir toplantıda 'Boluspor - İzmirspor maçında yaşanan olaylar tartışılıyor.. Bolu milletvekilleri Federasyon başkanına, devlet bakanına veryansın ediyorlar.. 'Boluspor'un ne suçu var! diyorlar 'siz ne hakla Bolu stadını iki ay kapatırsınız..?
    * * *
           İçlerinden biri "Arkadaşlar' diyor 'Futbol sahalarında böyle hakemler olduğu sürece hep yaşanacak bu tür şeyler..' Buz gibi bir hava esiyor salonda.. Gazetecilere dönüp "yazın bunu diyor 'yazmazsanız adam değilsiniz, Hakemler maç satıyor ! kimseden korkum yok ! adım Rahmi, soyadım Arıkan.. Gık çıkmıyor kimseden.. Toplantı bitiyor.. Bolu heyetinden bazıları gazetecilere; 'Rahmi Bey kızgınlıkla bazı şeyler söyledi' diyorlar 'yazmasanız olmaz mı? Rahmi Bey köşesinden 'bırakın lan yazsınlar' diyor 'kimseden korkum yok benim..' .
    * * *
           Ali bey köşkü ile ilgili fotoğraflara bakarken bazı ilginç satırlara da rastladım.. acaip iyi hissettim kendimi.. Bir tarihte Gerede Caddesi'ne bağlanacak bir yol için bir kaç evin yıkılmasına karar verilince Akpınar Mahallesi kadınları toplanıp Belediye çavuşlarına saldırmışlar.. Müthiş bir kovalamaca yaşanmış çarşıda.. Zabıtalar önde 'yılanlar sokağı'nın ablaları arkada.. Aralarında Maviş teyze de var.. Oğlu yanık Hayri'yi 'Güzelim benim, yakışıklım' diye yanağından makas alarak seven Maviş teyze.. Başındaki örtüyü kulaklarının arkasına sıyırmış, ayağında el örgüsü 'Edik'ler.. Zabıtalar önde o arkada..
    * * *
            Belediye başkanı kurtarmış zabıtaları.. Kadınların önüne atlayıp 'Yazıklar olsun size' demiş 'İstanbul'dan aletler getirdim bando takımı kurdum.. Düğünlerinize, kınalarınıza o güzelim bando'mu gönderdim.. Önünde şıkır, şıkır göbek attınız.. Şu yaptığınız işe bak..! Haram olsun, zehir zıkkım olsun..! Hahahaha..! Akpınar'la şaka olmaz şapşik..! Aksaray esnafını duman eden İrlandalı bile baş edemez Akpınar'la; kaçar.. Kısa kestim bu konuyu, çok uzun aslında.. Taşlar, sopalar..
    * * *
          yavrum da sana kalıç potin alayım
          indim derelerine, bilmem nerelerine
          kaytan bıyıklarımı, sürsem nerelerine..
    *
           Nası gülmezsin.. Bu anlattıklarım Duhani Zade Zeki Efendi'nin kil topakları ve şeker kelleleri ile kovalanıp çatıdan çatıya atlayarak kaçtığı zamanlara ait.. Halil Ağanın fırınına bacadan giren Zeki Efendi'nin ekmek sepetine saklandığı; bir fırın işçisinin sırtında Akpınar'a kaçırıldığı zamanlara..
    * * *

            BİSİKLET
            Hayatımda ilk defa şehirler arası bir yolda bisiklete bindim.. Kask yok, korna yok, lamba yok.. Fren de varla yok arası.. Sıkışınca ayak tabanını yere sürterek hallediyorum sorunu.. Çok enteresan; sanki o yolda benim hiç hakkım yokmuş gibi sıkıştırıp bozuk atıyor şöfer' ler.. Yolun ortasında ne işim varmış, kaldırıma çıkacakmışım.. "Yok yaa!. senin ne kadar hakkın varsa benim de o kadar hakkım var o yolda..
    * * *
            "Sonra biz bisiklet sporuna yatkın ataerkil bir toplum'dan; Bolu'dan geliyoruz.. Al işte; şemsiye tamircisi Şemşi abi; vızır vızır dolaşıyor bisikletle.. Hem de ıslık çalaraktan, bade süzerekten.. Kulağında transistörlü radyosu.. Eğri boyun Salih abim (Salih Gürbüz), rahmetli Şükrü Şenocak.. Rekor üstüne rekor kırmışlar.. Fotoğlarını bile paylaşmıştık burada.. 'Takma kafaya' diyor İsmail abim 'Çamurlu derenin goca boynuzlu gara dombayları! de geç.. 'Tamam! dedim 'bundan sonra görür onlar gününü..
               Hoşça kalın, kendinize iyi bakın..
                                                 

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak