Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Ümit Yaşar.. Sonbahar.. İnci Aral.. Yerli rakı..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    19 Mayıs 2014

          Borç hatırlatma yöntemleri hakkında bilgi topluyorum bu sıralar.. Denenmiş ve en garantili yöntemlere bakıyorum.. Bir sürü öneri geldi arkadaşlardan.. Karşı atak olarak borç isteyebilirmişim mesela ..Risk varmış biraz ama, en etkili yöntem buymuş.. Adam senin alacağını unuttuğunu zannederse bir de borçlu çıkma ihtimalin varmış, risk buradaymış.. 'Paraya sıkışmışın gibi yanında para say belki hatırlar' diyen de var.. En ilginç öneri de yine bizim karşı komşudan geldi.. 'Bir kaç gün ek süre ver, olmazsa yeniden yapılandırmaya gidersin..' Altı üstü yüz lira para, nesini yapılandıracaz.. Kimi de suçu bende buluyor 'git üstüne bi bardak su iç diyen de var.. Ümit Yaşar Oğuzcan böyle bir durumda demediğini bırakmamış kendine..
      'Ulan ümit yaşar,
      ulan hergele,
      ulan ekşimiş ayran,
      ulan düdüklü tencere!
      behey çengelli iğne,
      behey çamaşır mandalı..'
    ***
           SONBAHAR VURGUNU..
           Sonbahar.. Adı hüzün mevsimi zaten, hazan mevsimi.. Çay bahçelerinde, sandalyelerin birbirinin üstüne ters çevrilip konduğu, çocukların siyah önlükleriyle okul bahçelerinde 'karga sürüleri' gibi koşuştuğu, Mahvel, Fırka, Karaçayır'da sıcak çay bardağını iki elinle kavradığın; arkadaşlarla unutulmaz sohbetlere daldığın mevsim.. Kiralık bisikletle, sarı, kızıl yapraklı daracık sokaklarda 'yarım pedal' dolaştığın.. Bir de 'okul yolu' tabii.. Berber Fadıl'ın karşısından, orta okula, Lise'ye çıkan, eskiden yumurta pazarı olan, köylülerin yumurta, eski yün çorap sattıkları yol..
       Eylül'de gel, eylül'de,
       görenler "dönmüs,
       hem de mutlu" diyecekler,
       ağaçlar sevinçten
       başımıza konfeti gibi
        yaprak dökecekler..
         İki satır yazıp içimizi dökecez, bizimki; 'yapma be abi! diyor 'sarı yaprak, kızıl yaprak Bolu'da ne arar, çam, mam desen aklım erecek.. 'Ne dersin şimdi bu adama? bir filmde vardı; 'binicem üstüne vurucam kırbacı, vurucam kırbacı dehh diycem..!
    ***
         Cevabı olmayan şeyleri kafaya takmamak lazımmış aslında.. İçimizden nasıl geliyorsa öyle yaşamamız lazımmış yani.. Nedense her sonbahar doktor korkum depreşir benim.. Ne zaman "beyaz gömlekli" birini görsem kaçacak delik ararım.. Ve Bolu; şehir sanki üstüme üstüme gelir.. Dr. Adnan İşgör'un yazıhanesi, Mehmet Haberal'ın Hacettepe'deki odası gelir aklıma; pencere kenarına gelip ışığa tuttuğu röntgen filmine bakışı gelir.. Ter basar.. Sokağa çıkıp bağıramadığım, 'üstüme gelmeyin ulaaaann' çığlığı atmak isteyip, atamadığım gelir.. Belki de bu yüzden sonbahar, korku filmlerinin 'en tepedeki şatosu' gibidir gözümde.. Alacak, verecekle başladık, konu nereye gitti.. Bir göz attım, beğenmedim; neyse yazdık artık..
    ***
         'Hiç tatmadım böyle duyguyu,
         Sevgi denizinin sonu yokmuş,
        Ufuk yaklaştıkça kaybolurmuş,
        Gönül böyle bir sevdanın yorgunu,
        Tanrım, bu sonbahar vurgunu..' deyip çıkalım bu konudan..
    ***
          RAKI..
          Rahmetli Metin Oktay daha İlk kadehte sarhoş olup yan masada oturanlara 'I Love You' (Seni seviyorum) demeye falan başlarmış, son kadehte ise, "Beni bana bırakın" gibisinden isyan şarkıları söylemeye.. Spor yazarı Kazım Kanat'a da doktoru "akşamları bir kadehi geçmeyeceksin !' deyince, kendine 'sürahi' gibi bir bardak edinmiş rahmetli..
    ***
         Rakı deyince; bakın ne öğrendim bugün.. Eskiden İstanbul'da Stavrakis adlı bir Osmanlı Doktoru varmış.. Bunlar bir kaç arkadaş, üzüm, bozuk şarap artığı, anason, tuz ve soğanı karıştırarak tuhaf bir şarap yapıyor, kafaları çekiyorlar.. Üzüm, bozuk şarap artığı, anason, tuz ve soğanı karıştırarak bir güzel kaynatıyorlar, soğutup su ilave edince acayip bir içki oluyormuş bu.. Rakı böyle icat edilmiş..
    ***
          Bizim Bolu'lular zeki adamlar, müteşebbis adamlar.. Deli Refik ve Paşa İsmail 'ulan' demiş 'Doktor Stavrakis bu işi yapıyorsa biz niye yapamayalım' Hemen kolları sıvayıp işe girişmişler.. İlk başlarda içine koydukları soğan ekşi ekşi kokuyor, anasonun tadı şarabı bastırıp öne geçemiyormuş ama sonradan soğanın acısını alsın diye biraz şeker biraz da sakız ekleyip, kaynatınca sorun aşılmış, keyfler yerine gelmiş..
    ***
         'Güzel Bolu" markasıyla Semerkant Mahallesi'nde fabrika kurmaya kadar gitmiş iş.. Benim 'Zerhoş dedem' o zamanlar Deli Refik'in makam şoförü olduğundan evde konuşulurdu bu mevzular.. Makam şoförü derken; araba dedemin, 'makam' ise deli Refik'in.. Nasıl? diye sormayın; ben de tam çözemedim.. Deli Refik dedeme; 'sen benim makam şoförüm ol' demiş 'araban da makam arabam olsun..' Rahmetli dedem devamlı zerhoş gezdiğinden anlayamamış mevzuyu...' Her gün buradan sana iki şişe rakı veririm; biri senin biri de benim olur' deyince 'tamam lan! demiş 'kabul anasını satayım..!
    ***
          Rahmetli dedemin arabası da öyle böyle değil, 'kız gibi' araba, son model.. Bayır mayır dinlemiyor.. Önden çekişli, iki beygir gücünde.. Beygirler de beygir ama 'Kadana' gibi.. Dedem 'arabacı İsmail ağa'nın yaylı arabasıyla Deli Refik Bolu sokaklarında aylarca 'şakkıdı şukkudu' dolaşmışlar.. Memleketin o anki durumuna göre, bazan türküler söylemişler bazan da marşlar, "ey şanlı orduuu, ey şanlıı askeerr" diyerek...
    *** .
         Sonra ne at kalmış ellerinde ne araba ne de rakı fabrikası.. İkisi de iflas etmiş.. Deli Refik daha sonra Bolu'dan temelli ayrılırken Belediye başkanına 'herkese ana avrat dümdüz giden bir mektup yazmış, yanda gördüğünüz mektubu yani.. (fotoğraf Süleyman Ertan bey'in albümünden)
    ***
           Yukarda Bolu'lular zeki insanlar, müteşebbis insanlar falan dedik ya.. Geçenlerde anlattılar; Adam TRT Televizyonu'nda haber spikeri.. Bir arkadaşı ile iddiaya giriyor.. 'Ben' diyor 'biraz sonra okuyacağım haberlerde kendi ismimi de söylerim.. 'Söylerdin, söyleyemezdin' haberlerin sonuna gelinip ismin hala okunmadığını gören arkadaşı iddiayı kazandığını düşünürken spikerin son cümleleri duyulmuş 'Esen kalın sayın seyirciler' Haber spikeri 2005 yılında vefat eden bir zamanların ünlü televizyon spikeri Bolu'lu Esen Ünür.. 1942 Bolu doğumlu Esen Ünür..
    ***
          İZZET BABA..
          Çocukluğunda İzzet Babayı Bolu pazarında bir şeyler satarken gören biri onun ileride Şehrin göbeğine heykelinin dikileceğini düşünebilir miydi?.. 'Bolu'nun babası' olarak anılacağını..? Rahmetli İzzet Baysal pazar yerinde sergi açar, yağ, yoğurt, keş falan satarmış ya; bugün rastladım, geçenlerde o konuyla ilgili şunları yazmışım 'Keşke zaman tüneli denen şey gerçekten olabilseydi.. Geçmişe dönüp, İzzet Amca'nın yanına sokulsaydım.. Önündeki yoğurt kabına parmağımı daldırıp 'mmmm çok gözelmiş İzzet'cim be ! Kaçtan veriyan bakambi yoğurdu?, yoğurdun tava mı, makina mı? ' iki lira vesem gurtarmaya mı? Dart bakam şundan bir kilo ! diyebilseydim. Peşinden de ekleseydim 'Nasıl gidiya bakam okul işleri? Mühendis çıkacıymışsın aslı va mı..?
    ***
           Yazı mı yazıyorsun?, resim yapmayı da dene' diyor adam. 'Rakamlarla uğraşanlar, harflerle de uğraşmaya başlamalılar..' Adam saçmalıyor gibi geldi önce 'Beyni ters köşeye yatıracan koçum' diyor.. 'Roman, hikaye okuyarak başka hayatların içine de sızacaksın.. Bir filmde hep esas oğlana değil karakter oyuncusuna da odaklanman lazım.. Hele espri yeteneği olan arkadaşın falan varsa ona gözün gibi bak..Tuvalete mi gidiyorsun? al yanına bi gazete veya dergi, git otur..Tuvalette, klozetin üzerindeki rahatlığı dünyanın hiç bir yerinde bulamazsın.. Dünyanın en meşhur şiirleri şarkı sözleri nerede yazıldı sanıyorsun..?
    ***
        Adamın fikirlerine bayıldım ama bi yandan da bizim arkadaşa bakıyorum o ne tepki verecek diye.. Adam kafadan şinanay mı acaba?', diye de geçiyor aklımdan.. Gerede'den böyle eksantrik adam çıkmaz ama bunun ayağında pide gibi uzun ayakkabılar; 'sanki hançer kılıfı gibi' diye yazmıştı bir köşe yazarı; 'hançeri çıkartmışsın da kılıfını ayağına geçirmişsin gibi" Neyse; 'Paniklediğin anları hatırlamaya çalış, en şahane fikirler tam yumurta kapıya dayandığında akla gelir' diyor.. 'Boşa konuşmuyorum Murphy kanunu bunlar koçum!' Buraya kadar iyiydi de sonunda 'cozuttu' gibi geldi..'Tavla oynarken zar tut, okey oynarken taş çal bunlar da Murphy kanunlarından' Kafam karıştı.. Hayır, 'Murphy kanunu' ne demek? bir bilsem.. 'Beyni ters köşeye yatırmak' nasıl olacak..?
    ***
           İNCİ ARAL..
           'Biz bir memur ailesiydik' diye başlamış söze ünlü yazar İnci Aral ve devam ediyor.. 'Babam orman mühendisiydi.. 1950'li yıllardan söz ediyorum.. Bolu'da eski bir evde oturuyorduk.. İki katlı evimizin tavan arasında bir hazine keşfettim.. Ev sahibinin oğlundan kalma sandıklar dolusu dergiler, Doğan Kardeş, çizgi romanlar.. O tavan arasına benim çıkabileceğim bir merdiven vardı, okumayı söker sökmez oraya dadandım.. İnanılmaz güzel şeyler vardı tavan arasında; sihirbaz mandrake, uçan adam.. O zaman adı "süpermen" değildi, "uçan adam" dı,. Arı Maya'nın Maceraları filan.. Ben bunlarla büyüdüm Bolu'da..
    ***
           Bolu sokaklarında yerde bulduğum bir gazeteyi bile ne yazdığını merak ederek okumaya çalışıyordum.. Evimiz dağıldıktan sonra halamın yanına geçtim, bir öğretmen ailesiydi onlar da.. Benim asıl yazarlık çalışmam aşk mektuplarıyla başladı.. O genç kızlık yaşlarımda oğlanları etkilemek için edebiyatın müthiş bir koz olduğunu keşfetmiştim.. Çok güzel kızlar vardı, ama benim de avantajım güzel yazıyor olmaktı..'
    ****
         İnci Aral'ın Babası Şahabettin Aral'ın görevi nedeniyle Manisa'ya taşınmış aile.. Manisa'da Şahabettin bey evde sadece küçük kızı İnci varken bir bunalım sonucu intihara kalkışmış.. Annelerinin de ölümüyle kimseleri kalmayan üç kardeş yakın akrabalar arasında bölüştürülmüş..
    ***
           Nasıl bir yaşam öyküsü.. 'Darmaduman' olmuş bir yaşamdan sıyrılıp çıkabilmek, Ülkenin en önemli yazarlarından biri olabilmek.. Şaşırıyor insan.. Bizden biri, hemşehrimiz 'Çaylı Melek hanım'ın küçük oğlunun Kanada'da yaşadığını ülkenin önemli prof.larından biri olduğunu söylemişlerdi.. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama. "Helal olsun !" demiştim "vallaha helal olsun..!"
            Hoşça kalın..
                                                     

            Fotoğraflar: Siyami Palazoğlu, Süleyman Ertan, Uygur Dinçel, Yılmaz Kalaycıoğlu albümünden..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye