Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Aktaş Tekkesi.. Şeyh İbrahim Efendi ve Ramazan topu..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    12 Temmuz 2013

         Duyunca şaşakaldım.. Hani bir tarikat ve onların zikir yaptıkları ayinler vardır ya.. Belki gazete televizyon gibi yerlerde bu tür haberlere siz de rastlamışsınızdır.. Bu tarikat mensubu olan kişiler ellerindeki 'def' eşliğinde zikir törenine başlarlar, ayinin sonlarına doğru bu işlerden iyi anlayan tarikat şeyhi elindeki bıçağı veya 'şiş'i karşısındaki müritlerden birinin bir yerine saplar, seyredenlerin kanını donduran buna  benzer birçok şeyler yaparak gösterisini sürdürür..
     ***
          Yok ya ! böyle iyi olmadı ! İyi giremedik yazıya.. Daha değişik anlatayım isterseniz; Bir süre tempolu ve ritimli olarak  okunan ilahilerin etkisiyle kafalarını sallayan, gözleri baygınlaşan insanlar 'trans' hale girerler, adeta hipnoz olurlar.. Bu arada  grubun ortasında duran tarikat mensubunun yanına yaklaşan şeyh efendi 'kıpır,kıpır' bir şeyler mırıldandıktan sonra 'cart'dak (cart diye) elindeki kılıcı adamın karnına saplayıverir.. Bir başka müridinin de bir yanağından soktuğu çuvaldızı öbür yanağından çıkartır.. Hatırladınız mı bu görüntüleri?..
    ***
         Bu tür zikir ayinleri bir zamanlar Bolu'da da yapılıyormuş biliyor muydunuz? Aktaş Camisi'ndeki 'tekke' de Şeyh İbrahim Efendi'nin bu türden  ayinleri olurmuş ki, şehrin belli bir tabakası bu ayinleri hiç kaçırmazmış.. Dervişler orta yerde fırıl fırıl dönerek sema yaparken; bir  kısmı da yanık yanık acıklı ilahiler okurmuş.. Bu esnada Tarikat şeyhi, ufak bir gösterinin sonunda 'trans' halindeki bir müridin karnına  kocaman bir 'şiş' batırarak bir süre odada dolaştırır, sonrada şişi  çıkarttıktan sonra, açılan yara yerini tükürüklü bir parmakla bastırıp  kapatırmış..
    ***
         Daha sonra herkesin faltaşı gibi açılmış  gözleri önünde, bir kaç tarikat mensubunun daha yanaklarına, karnına şiş  saplanmaya devam edermiş.. Şeyh İbrahim Efendi'nin Aktaş Tekkesi'ndeki bu ayinleri çok meşhurmuş.. Daha neler duyacağız neler  işiteceğiz.. Artık toparlandık gidiyoruz falan diye düşünürken, hala daha bazı yakası açılmadık şeyler duyup hayretler içerisinde kalıyoruz.. Bugünde bunları duydum, işittim size de anlatayım bari dedim.. Mübarek Ramazan günü sevap olur belki diye düşündüm.. (şaka)
    ***
         1920'li yıllarda Bolu'nun 'Aspirin'i olarak nitelenen bir kişisi  varmış.. Evet bildiğimiz aspirin işte; her derde deva olan.. Hani 'Baş, diş, siyatik Lumboga ve kadınların muayyen zamanlardaki ağrılarına  karşı' diye kutusunda yazardı ya; işte o Aspirin.. (aslında bunlar 'Gripin' kutusunda yazardı da, biz buraya mecburiyetten uydurduk)..
    ***
          Ha, birde boğazdan geçmek bilmeyen kocaman gripinler vardı.. Ben yutmadan  önce babamdan kalma alışkanlıkla gripinin kapağını açar bakardım.. Babamın anlattığına göre savaş yıllarında her şey ülkede kolaylıkla  bulunamadığından 'plak çalar'lar'ın iğneleri dışarıdan yurda gripin  tapletlerinin içinde saklanarak getirilirmiş.. Hapların içindeki iğnelerin çıkartılması unutulduğunda, bilmeden yutan kişiyi, ölüme kadar götüren sonuçlara bile rastlanmış.. İşte ondan dolayıdır ki ben içine bakmadan gripin mıripin yutmam.. Bence sizde öyle yapın, ne olur ne olmaz?
    ***
          Pardon nerde kaldıydık? evet, delikanlılık yıllarındayken bile Bolunun 'Aspirin'i ilan edilen kişisi bizim yediden yetmişe hepimizin tanıdığı Hoca İsmail'miş.. Yani hoca İsmail Zorlu.. Kayhan Abi'nin rahmetli babası.. O zamanlarda Aktaş Camisi'ndeki Tekke'ye yoğun ilgi varmış ve bu ilgi, Bolu'nun çok sevilen kişisi olan yani Aspirini (Hertürlü hayır  işlerine koşması nedeniyle) olan Hoca İsmail'in bu tekke de  bulunmasındanmış, buranın müdavimi olmasındanmış..
    ***
         Hoca  İsmail amca buranın her şeyinden kendisinin sorumlu olduğunu söyler; tekkenin müezzinliğini yapar, mevlitlerde ve zikir yapılan günlerde  buraya gelen bayanlara yalnız o söz geçirebilirmiş.. Kadınları; kendilerini görmese bile seslerinden tanır, fazla gürültü edenlere 'Fatmanım! Hatice Hanım huuu ! Kapa çeneni ! Kız sana söylüyorum Allahın cezası !" diye, azarlarmış..
    ***
          Hatta Hoca İsmail ile  arkadaşları arasında zaman zaman bu tekkede çok enteresan şakalaşmalar bile olurmuş.. Bir gün yine cemaatle kılınan bir namaz sırasında tam secdeye varıldığı zaman, Mithat Samurkaş bir süpürgenin sopasını hoca İsmail'in ayaklarının arasına sıkıştırıvermiş.. Hoca İsmail kilitlenmiş kalmış, bir türlü kurtulamıyormuş.. Sonunda bir şekilde kurtulmuş tabii.. Çok sinirlenmiş bar bar bağırmış çağırmış, kıyameti koparmış..
    ***
         Bakın bir enteresan bilgi daha vereyim size aziz ve muhterem arkadaşlar!.. Tam bu devirlerde Aktaş Camisi'nde bunlar yaşanırken Ramazan geldiğinde de Bolu'da ramazan topunu Deli Hacı atarmış.. Deli Hacı Hisar'dan topu 'ya Allah! diye bir salladı mı, şehrin her yerindeki evler zangır zangır titrermiş..
    ***
          Bir gün ne olmuş biliyor musunuz? İşi gücü barutla uğraşmak olan Deli Hacı, barut döverken eteklerinden alev almış tutuşmuş.. O yana koşmuş, bu yana koşmuşsa da  kendini bir türlü kurtaramamış, inanılacak gibi değil ama yanarak ölmüş.. Onun ölümünden sonra ramazanlarda bi daha top atılmayacak mı ? Atılacak tabii ki, bu sefer bu işler oğlu Dabanıyarık Abdullah'a miras kalmış..
    ***
         Siz de bilirsiniz Bolu'da, sık sık Dabanıyarık Hulki Amca'dan bahsedilirdi; Şimdi aklıma geldi de; rahmetli Hulki Avlacıoğlu'nun bahsi geçen Abdullah efendi ile bir alakası var mıdır acaba?.. Eğer varsa Rahmetli dedelerine 'Deli hacı' dediğim için hakkımda kötü şeyler düşünmezler, bana bozuk atmazlar inşaallah.. Zaten şu da var; Atın has'ına 'Doru'; adamın Yiğidine de 'Deli' derlermiş.. Denenmiş, edilmiş atasözleri bunlar.. Atasözü değildi de Edep Ali'nin nasihatlerindendi galiba..
    ***
          Yine o yıllardaki camilerde de; Saraçhane'de Tevfik Uzunses, Kadı  Camisi'nde Nuri Efendi, İmaret'te Kazezlerin Mahmut Efendi, Karaçayır'da  Hafız Emin Gülses, Çukur Mahalle'de Mustafa Danışman, Akpınar'da Hafız  İlyas, Samuncu'da Sipahizade Hafız Ahmet, Tabaklar'da Mücellit Mustafa Efendiler ezan okurlar, şehri çın çın çınlatırlarmış..
    ***
         Bu  arada bir düşünün Apolya ! (hoparlör) sistemi filan da yok yani.. Müezzin  elini kulağına bir attımıydı, yıkılırdı ortalık, buna ben bile  şahidim.. Çıplak sesle ezan okunduğu yılları biz de gördük yaşadık.. Bizim çocukluğumuzda öyleydi.. Hatta Semerkant Camisi müezzini  komşumuz 'Hongudu' Ahmet Amca, ezan okumaya gitmeden önce evde bir tencere etli mantıyı tek başına 'götürünce' ezan esnasında sıkışmış, 'mide fesadı'na  uğrayıp vefat ! etmişti.. Etli mantıyı fazla kaçırdığı için öldü demişlerdi komşular..
    ***
          Çukur Mahalle'de bir  Muhiddin Danışman hoca, Karamanlı'da da bir Hafız Ziver Efendi varmış ki, teravih namazlarında ona yetişebilmek her babayiğidin harcı  değilmiş.. Hani hızlı oynatılan filmler var ya; aynı onun gibi.. Sen onunla beraber 'Allahuekber ! deyip elini kulağına götürdüğünde, o çoktan secdeye inmiş olurmuş..
    ***
          Biraz abartıyorum diye  düşünüyorsunuz belki, evet ben de farkındayım bunun, ama inanın aşağı yukarı böyleymiş.. Hem sonra biraz abartma hakkımız da olsun yani değil mi?.. Hakikatlerden  sapmıyoruz ki sonuçta, değil mi ama? Hallah hallah !!
            Herkese hayırlı ramazanlar..

                                                       

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Koltukları Cafe Sandalyeleri Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak