Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Piyanist.. Dachau.. Ahmet Muayyet Boratav..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    18 Mayıs 2015

         Piyanist.. Dachau.. Ahmet Muayyet Boratav..
          Kim ne derse desin 'Piyanist' tarihin en kanlı olaylarının, ustaca anlatıldığı filmlerden.. Daha önce de izlemiştim.. Hele 'Hayat Güzeldir'i kimbilir kaçıncı kez.. Açlık, sefalet, ölen masum insanlar, naziler.. İkinci dünya savaşı ile ilgili her şey ilgimi çeker benim, filmler, kitaplar; her şey.. Bit pazarından asker miğferi bile almışlığım var.. Evde başıma geçirip bir kaç kez savaş filmi izlemişliğim.. Yıllar sonra içine toprak doldurup çiçek ekmiştik..
    ***
          Filme dönersek; Polonyalı bir piyanist Szpilman.. Almanların Polonya'ya girmesiyle hayatı kabusa dönen bir genç.. Wilm Hosenfeld adlı, hayatını borçlu olduğu bir subayla karşılaştığı sahne en can alıcı yeri filmin.. Ve 'Hayat Güzeldir' O da öyle.. Bana göre o da bu türdeki filmlerin en güzeli.. 'Piyanist' ve 'Hayat güzeldir'  Haa bir de 'Schiller'in Listesi' vardı onu unuttuk..
    ***
          Dachau.. Gençlik yıllarımın bir bölümünde hafta sonlarını geçirdiğim yer.. Dachau toplama kampı.. İlk dikkatimi çeken gözetleme kulesinin kurşun yemiş çatlak camı olmuştu.. Ve biraz ilerde üç bölümden oluşan korkunç bina.. Bekleme odası, soyunma odası ve gaz odası..150 mahkumun banyo zannedip girdiği ve ne olduğu anlaşılmasın diye tavanında göstermelik duş süzgeçleri olan yer.. Son bölümde ise fırınlar.. Selahattin Abi ile önce soyunma bölümüne girdik biz.. Sonra da tahta kapıyı aralayıp diğer bölüme..
    ***
           Duş odasına girerken ellerini yukarıya kaldırma zorunluluğu var.. Amaç daha çok kişiyi bu bölüme sığdırabilmek.. Gazdan kurtulmak, ölmemekte ısrar etmek diye bir şey söz konusu değil.. Biz soyunmadığımız gibi kolumuzu da kaldırmadık içeri girerken.. İki kişiyiz zaten..  Selahattin Abi ve ben.. Bir sonraki oda; çatısında devasa bacalar olan krematoryum; cesetlerin yakıldığı bölüm.. Benzetmek gibi olmasın ama; Bolu'daki hamamlara çok benziyordu bu oda.. Mekan olarak tabii..
    ***.
          Kampa gelen mahkumlara "Hiç kaçmayı falan düşünmeyin" deniyormuş şaka yollu; 'zaten şu bacalardan duman olarak çıkacaksınız bir gün..! önlerinde raylı bir sistem olan 8 tane fırın vardı içerde.. Saçtan yapılmış makaralı bir sedye var, içine yatırıp sürüyorlar içeri.. Biraz sonra da alttaki küllüğe 'kum' şeklinde akmaya başlıyorsun.. Sırayla girip, fotoğraflarımızı çektik..
    ***
           Selahattin Abi'yi tanırsınız.. Şimdi Bolu'da kendisi zaten.. Eski sigorta Hastanesini biraz geç.. İlerde sağda geniş bir alan var.. Bahçe kapısından gir, sola dön Sivaslı çorapçı Ali Rıza Abi'nin yanından devam et.. Biraz ilerde Mustafa Parlakyıldız, bir kaç adım ilersinde de Selahattin Abi.. Uzaktan bile görünüyor.. 'Hüvelbaki Selahattin Güz..' Çok anılarımız var onunla çooook.. Allah rahmet etsin, ona da diğerlerine de..
    ***
           Her gelişimde uğrarım..  Orada 'benim bank'ım' var.. Değişik duygular yaşatır bana o bank.. O yüzden benim zaten.. Bazen piyanist filminin Szpilman'ı geçer önümden.. O gider 'Hayat güzeldir' filminin karakterleri gelir.. Sonra, Nazi subayları ve kampın 'Ölüm Meleği' Dr. Mengele.. Nedense çok korkarım ben o adamdan.. Bir ondan bir de Psiko filmindeki 'Norman'dan.. Sepetli motosikletleriyle SS subayları geçer.. Bazan işi o kadar ileri götürürüm ki, yanlışlıkla Damgacıların sepetli motosikleti bile karışır görüntüye.. Direksiyonda İsmail Abi.. Arif Abi ile diğer kardeşi de sepette.. Sonra  Şemsi Samuri; 'Saç kurutma makinesi gibi sessiz' dediği motoruyla geçer önümden.. Şaha kalkmış motoruyla ve arka tekerin üzerinde.. Şemsi Abi'nin ki bisiklet miydi..?  İdare edin, teknik bir nedenle İsimlerde oynama yaptık..

           MOTOSİKLET..
            İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce, ilk Çingeneleri toplayıp götürmüş alman askerleri.. Herkes 'bizim rahip buna karşı çıkar' diye beklemiş.. Sonra Yahudileri toplamışlar.. Sonra komünistleri, rejim karşıtlarını, Bolşevikleri, ajan olduğundan şüphelenilenleri.. Rahip bey'den hiç ses çıkmamış.. Olanı biteni tebessümle izlemiş rahip.. Ve bir gün onun kapısını çalmış askerler.. 'Ters kelepçe' ile götürülürken anlamış Hanya'yı, Konya'yı.. 'Susma sustukça sıra sana gelecek' sloganı ilk defa o rahip tarafından atılmış.. Bom boş ve karanlık sokaklarda ilk defa o zaman yankılanmış bu slogan..
    ***
           İşe bak sen ! bütün bunlar olurken Akpınar Mahallesi'nden Halis Abi de oralarda.. Hitler'in Hitler olmadığı zamanlarda aynı çay bahçesinde oturup çay kahve içmişliği var.. Halis Abi kitabında '1938'de Hitler'in konuşmasını dinledim, onun taa gençliğinden beri uğradığı, benim de her zaman orada olduğum köhne bir çay bahçesi vardır, oraya geldi.. Biraz oturdu moturdu kalktı.. (Anılarım.. Halis Duman)
    ***
             '25 Şubat 1944 Cuma gecesi otobüsle geldiğim Bolu karlar altında ve karanlıklar içindeydi' diyor kitabının son bölümünde.. 'Caddeler sokaklar deprem çadırlarıyla doluydu ve tüm şehir bembeyaz karlar altındaydı.. Prof. Dr. Halis Duman'ın anıları o kadar çok ve ilginç ki; belki ilerde tekrar döneriz..

            Motorunu satılığa çıkartmış bizim hemşeri.. Telefonu yazıp altına da bir not eklemiş: "Ahçı'dan 2005 model "muhayyer" motosiklet.. Kuyruk kalkık (ne demekse?) özel eksoz, depo üstü çanta bedafa.. Fiyat çok uygun, kelepir.. 3 buçuk verdiler vermedim.. Müracaat 381 09..? Gelen telefonlardan hemen anladım benim numarayı verdiğini..
    ***
          Yanlış anlama dayının! diyor gelen çocuklara 120'de gidekene çık motorun üzerine dikil.. Ön tekerleği kaldır, yalpa yapsın motor benim.. Para mara istemeyan.. Trafiğe kayıtı var, bakımı yapılmış.. "mal muayyer deyan yanlış anlama..
    ***
          'Mal Muhayyer"in ne demek olduğunu anlamadı tabi çocuklar.. Motoru satılacak ya! heyecan yaptı 'karpuz gibi yani' dedi, sonra düzeltti 'seçmece karpuz gibi yani, beğenmezsen geri veriyorsun..' Hahahaha.. Onun her zaman dediği gibi 'gülmekten gözlerimden yaşla boşandı..! Motor satılsa herkes sevinecek.. Evde 'hor hor hor' motora bindiği rivayeti var çünkü.. Bu konuda bir şey diyecek oldum, kızdı 'Biz 'Homruz'dan gelmedik efendi' dedi bana..'ona göre yani..!  Homruz ne demek? soramadım korkudan.. Mehmet Abi söyler belki..
    ***
           Ayy.. Ölecem gülmekten.. Bir haber daha çıktı bugün karşıma.. Bu ne ya ? Hayır  nükleer santral falan da yok yakınımızda.. Çimonto Fabrikası mı bozdu bizi, Suni tahta mı? HDP'nin seçim bürolarında patlama olmuş ya; onun haberlerine bakacam karşıma Ahmet Müeyyet Boratav çıktı.. 11 Şubat 1922'de Bolu'da doğmuş.. Babası Kaymakam Abdurrahman Naili Efendi.. Mudurnu'da onların adının yaşatıldığı bir de kültür evi var.. 'Sakıncalı Doktor' muş 1940'lardaki lakabı.. Uğur Mumcu  ondan çok sonra 'Sakıncalı Piyade' olmuş..1944'te Süleymaniye Camii'nin minareleri arasına "Saraçoğlu Faşisttir" yazılı bir pankart asma girişiminde bulunmuş arkadaşlarıyla.. Sekiz ay 20 gün siyasi Şube'de sorgulandıktan sonra iki yıl da Tophane Askeri Cezaevi'nde yatmış..
    ***
           Hep yazacam diyorum bir türlü olmuyor.. Bolu memleketinda insanların yükseklere çıkma gibi bir takıntısı var.. Minarenin tepesinde ne işiniz var..? O kadar çok örnek var ki.. Bizim mahallede İtfaiyenin çatıdan zorla indirdiği Şevket Amca'dan tut; karşı komşumuz Rıfat Efendilerin oğlu Ahmet Bağışgil'e kadar.. O da ağaç tepelerinden hamasi şiirler okurmuş.. En son rastladığım da Behçet Kemal Çağlar.. 'Yahu, diyor 'anlamadım gitti, her sabah İmaret Mektebi'nin bahçesinde şiir okutuyorlar bana.. Hep yüksek bir yere; ağaca, duvara muvara bir iki kişinin yardımıyla çıkıyor, oradan okuyorum.. Dizlerim tir tir titriyor korkudan..' Neyse yine konumuza dönelim biz..
    ***
           'Hücrenin ufak bir penceresi vardı diyor Ahmet Müeyyet Boratav.. 'Karyolanın üstüne çıkınca karşıdaki hanları görebiliyordum.. Bir gün pencere açılma sesi gibi bir tıkırtı duydum.. Karyolanın üstüne çıktım, baktım; karşıdaki pencerede güzel bir kız.. Her gün saat beşte işten gelip, hanın üstündeki odasına çıkıyor.. Kız hep pencerede.. Arkadaş olduk.. İşaret dili geliştirip tutukluluğum süresince konuştuk..
    ***
            Toparlayalım.. Yazının başına bi hal gelmeden toparlayalım.. Kaç sefer oldu; 'tık' diye gidiyor yazı, siliniyor nedense.. 'Abi kapatıyoruz' dedim 'var mı ekleyeceğin bir şey?  'Yok! dedi 'yalnız Papatya falı malı dedin ya, inanma öyle şeylere.. 'sevmiyor' mu çıktı falında ? Sapını da say..' Sonra 'minik dağ çilekleri vardı dedin ya' Eee? Kaplıca'nın arkasında olur onlar.. Fındık diplerinde olur.. Aklında bulunsun hafız.. !
           Çok kötüsün be İsmail abi..!
           Hoşça kalın..
                                                                   

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak