Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Radyo.. Arkadaş.. Kasabanın sırrı..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    13 Ekim 2015

           Radyo.. Arkadaş.. Kasabanın sırrı..
            'Burası kısada dalga 42 metre üzerinden yayın yapan Bolu Lisesi Radyosu” diye başlayan anonslar vardı.. Hatırladınız mı? Liseli kızlarımızın anons yaparken yüreğimizin hopladığı zamanlar.. Meğer 1200 civarında plak dinlemişiz o radyodan.. Her plağı 5 kez dinledik desek.. Tekerlek bantlar falan da var ayrıca.. Hesabı siz yapın artık.. Sökülen verici cihazı, pikap, Teyp, mikrofon gibi cihazları ne yapmışız dersiniz? Hurdacıya gitmiş.. Şaka gibi..
    * * *
            Bolu radyosu denince Terzi Mehmet Kılıçarslan'ın dükkanını hatırlarım ben.. Onun istekler saatinde 'Şİmdi Suni tahta'dan falanca, Devlet Hastanesi'nden falanca, Kapalı Cezaevi'nden falanca'nın isteği olan parçayı Zeki Müren okuyacak' anonsuyla yerinden fırlayışını.. Kumaş çizdiği sabunu radyoya fırlatarak 'kapatın la şu radyoyu..!” diye bağırışını..
    * * *
           Lise Radyosu'nun anılarda kalan hikayesi.. Kaç ilde okul radyosu vardı ki o zamanlar.. Maalesef değerini bilememiş, o günlerin anısını yaşatamamışız; 'pikap, kaset çalar, mikrofon' gibi cihazları bir köşede sergilemeyi akıl edememişiz..
    * * *
           Bir de Belediye'nin düzenlediği amatör Ses Yarışması var.. 80 kişinin katıldığı yarışma panayırda 'Aile Gazinosu'nda yapılmış.. Kalabalık içerisinde şarkı söylemek kolay iş değil.. Heyecan var, korku var.. Eller, ayaklar zangır zangır.. Hele Jüri'den biri 'Hadi goçum 'titrerim mücrim gibi' yi okuyver bize! dediyse yandın.. Hem söyle artık, hem titre..
    *
          Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime
          titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
          perde-i zulmet çekilmiş, korkarım ikbalime
           titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime..
    *
           Güpegündüz olacak şey mi? saat 13.00 de çıkmaya başlamış yarışmacılar sahneye.. Karşılarında Türkiye Radyolarının en ünlü sanatçıları.. Necla Erol, Bedia Akartürk gibi isimler.. Bir köşede de kimsenin hakkı yenmesin diye noter bey.. Yarışma sonunda Sabri Arı ile Erdem Fidan kapmış 250'şer bin lirayı.. O zaman için iyi para.. İkinciliği yine iki kişi paylaşmış, Selahattin Yalçınkaya ile Halil Fevzi Özkaptan.. 150'şer kağıt da onlar almış.. Üçüncülük de 47 puanla Seher Karakuş'un.. 100 bin lira da ona.. Allah bereket versin, iyi para.. 1976'da rahmetli Raşit Güngör'den 260 bin liraya daire aldık.. Hesap ortada..
    * * *
           ARKADAŞ..
          10 tane 1 lira da 10 lira eder diyor arkadaş, 2 tane 5 lira da öyle.. Öyleyse kuru kalabalıklara gerek yok.. Güçlünün arkasına saklanıp zayıflığını örtenden, kendisini vazgeçilmez sanandan uzaklaş.. menfaati için susan, sessiz kalandan da öyle.. Sadece senin gayretinle yürümemeli ilişkiler..
    * * *
          Adamın ismini soruyorsun; önünde bir sürü sıfat.. 'Bendeniz Yüksek Mimar Dr. Altan.. Emekli bürokrat, Türk Nümismatik Derneği üyesi, ayrıca Bolu bilmem ne derneği fahri üyesi.. 'İyi güzel de, ben seni yine de tanıyamadım be arkadaşım' dedim 'Aaa nasıl tanımazsın Erdoğancım' diyor 'Şemsi Ahmet Paşa Caddesi deyince ne geliyor aklına? 'Şemsi Paşa Pasajı'nda sesi büzüşesiceler geliyor..! Hiç beklemiyordu 'Oğlum sen bildiğimiz Altan değil misin? 'Ağları yırtan-tırpan Altan?' Hahahaha, vallahi o..
    * * *
             Bir sürü anısını anlattı Bolu Lisesi'nden.. En çok aklımda kalan; İhsan Bey'in Gazanfer Aslanyürek'le İhsan Bodur'a sinirlenip bunun saçını makasla kırpması 'Necip Bey Biriyantini' ile özene bezene taradığı saçlar gidince Kastamonu sarımsağı gibi çıkmış Tırpan Altan'ın kafası..
    * * *
            'Şemsi Ahmet Paşa Caddesi'nden Hapishanenin arkasına taşınmışlar.. Ne anılar varmış orada ne anılar..'topumuz dereye kaçınca nöbetçi askerler çıkartırdı' diyor.. 50. Yıl Orta Okulu yapılmadan önce büyük bir araziydi orası.. Cezaevindeki askerlerin talim yaptığı, gençlerin top oynadığı geniş bir arazi.. Firar eden mahkumlar olurdu bazen.. Ve peşlerinden silah atan askerler.. Komşu bahçelere atlayıp saklananlar olurdu, giysilerini değiştirip gözden kaybolanlar.. İstanbul'da öldürülen İrfan Vural gibi.. Korkardık, sabah olmak bilmezdi..
    * * *
           KASABANIN SIRRI..
           Anthony Quinn'in 'Kasabanın Sırrı' filmi vardı belki izlemişsinizdir.. Çok eski bir film.. Terör görüntülerinden bunalınca tekrar izledim o filmi.. İkinci Dünya Savaşı sırasında Santa Vittoria kasabasını Almanların işgal edişi anlatılıyor.. Filmde Bir milyon üçyüzbin şişe şarabı Almanlar'a kaptırmak istemeyen kasabalılar var.. Başlarında da sarhoş belediye başkanı Anthony Quinn..
    * * *
             1970 yılında altın küre kazanmış bu film.. Bu filmi daha önce izlediğimden bu defa farklı, sanki Bolu'da geçiyormuş gibi izledim.. Şarap üretimi yapan Paşa'nın İsmail Efendi ile ortağı Leblebiciler'i monte ettim filme.. Paşa'nın İsmail Efendi'den sonra Deli Refik var şarap üretimi yapan.. 2 tane kilise var gavurlar mahallesinde.. Çan sesleri var, gayrimüslim ahali var.. Terzi, berber, kuyumcu banker.. Filmin Bolu'da geçmemesi için hiç bir neden yok yani.. Hatta filmdeki gibi sokak çalgıcıları bile var Bolu'da.. Anthony Quinn yerine Deli Refik'i koydum 'Anna Magnani'nin yerine de Deli Refik'in eşi Ayşe'nım'ı.. Şarap dağıtımını da, yaylı arabayla dedem İsmail ağa yapıyor..
    * * *
            'Bolu'daki 'sokak çalgıcıları' sizi de şaşırttı mı..? Şaka değil vallaha.. Udçu Kara Mehmet ile Kanuni Emri Efendi sokak çalgıcısıymış o yıllarda.. Yukarı Çarşı'da şarkılar, türküler, oyun havaları kütlüyormuş..! Peşrevler, şarkılar ne ararsan var.. Hem de korkunun dağları beklediği zamanlar.. Çoğu asker kaçağı olan eşkiya'nın Bolu dağında kol gezdiği..
    * * *
             Elde mavzer, köylerin içinden şoseye inip Tütün, sigara kağıdı, tuz ve sabun yüklü arabaları soydukları, bir şey bulamadıklarını beygirlerle birlikte uçuruma yuvarladıkları.. Borazanlar'da cırcır böcekleriyle kuş seslerinin birbirine karıştığı bahçelerde ekmek fırınları yanarmış yine o yıllarda.. Etli pilava, bulgura kaşık atılırmış.. Miyane helvası, dombay kaymağı.. İsmail Abi atladı hemen 'Miyane helvası ne la şapşik? Gara topak helvası' desene şuna..'
    * * *
            'Eskiden ecel gelince ölünüyordu' diyor Tırpan Altan.. 'Hastalıktan falan değil ha..!.” Şimdi bakıyorum da; hasta olmayan, ameliyat geçirmeyen kimse yok.. Depresyon desen envai çeşidi var.. Bir tek Atilla vardı liseden hatırladığım.. Babası sağlık müdürü olan.. Çocuklarına abur cubur yedirmedi, eve plastik sokmadı, kanser olurum diye sigara, içki içmedi.. Ondan kaçtı, bundan kaçtı.. Sonra? sonra küt diye gitti adam.. Kanserden..
    * * *
           Seneye Bolu'da buluşacaz Altan'la, sözleştik..
           Hoşça kalın..
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak