Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Bolu Radyosu.. İğneci.. Karakol.. Çocuklar..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    6 Ocak 2014


    Geçmiş gün ne için olduğunu tam hatırlamıyorum, hastaneye gittim; kan testi istediler.. Sabahın körü, bozuldum biraz. İğne'den korkmam ama, kanı vereceksin, öğleden sonra sonuçlar için tekrar geleceksin, bir sürü iş.. Hemşirenin gösterdiği tabureye oturdum, lastiği taktı ve ilk hamlede "pardon ! bulamadım damarı" dedi. 'Olsun', dedim. Bir daha denedi sonuç yine yok. "damarınızı bulmakta zorluk çekiyorum" diyor 'acıyor mu?' ne acıması, hiç fark etmedim bile.. Arkasını döndü şırınga değiştirmek için; ulan diyorum kaçsam mı buradan ne yapsam..
    ***
    'Senin damarlarında belli olmuyor ki arkadaşım' diyor hemşire hanım.. Tamam belki bazılarının damarları belli olmuyordur ama, benim öyle değil ki , benimki keçeli kalemle çizilmiş gibi.. Kalkıp bizim Adil'in odasına kaçmak geçiyor aklımdan, Adil Önder'in.. O beni saklar masasının altına belki.. O tarihlerde Adil de bir şey müdürü ama şimdi hatırlayamadım ne müdürü olduğunu.. Allah'tan hemşire güzel. Bulamazsa bulamasın damarı, canı sağ olsun.. Yani huyu güzel demek istiyorum, hastaya kibar davranıyor, onu demek istiyorum..
    ***
    Yine böyle bir durumda 'iğneci' lazım olmuştu, 'doktor amca' diye biri vardı Büyük Cami'nin altında, orayı tarif ettiler gittim. Başında fötr şapkayı da görünce adamın gerçekten doktor olduğunu zannettim, emekli doktor falan; meğer değilmiş.. Kahveci Şeref dükkana gelip de doktorla 'enseye tokat' şeklinde şakalaşmaya başlayınca, anladım adamın doktor olmadığını. Büyük Cami esnafının birbirleriyle şakalaşmaları da meşhurdur zaten. Komşu dükkanın kapısına habersizce köpek bağlamalar, komşuya "sahte müşteri" gönderip delirtmeler.. Bizim doktorun başından bi teneke su bile dökmüşler kaza ile oldu diyerek..
    ***
    Yani hem bakkal hem de iğneci bu adam. Elinden her iş geliyor, dükkanda bakıyorsun bir şeyler tamir ediyor, bakıyorsun iğne yapıyor.. Bir hafta boyunca her gün uğradım o dükkana.. Şaka maka adam işini iyi yapıyor. Dikkat ettim de; önce minik bir testere ile şırıngaya çekeceği ampulün tepesini kesip, parmağıyla tık diye vurarak düşürüyor, metal iğne kutusundan aldığı iğnelerden birini penseyle şırıngaya takıyor.. Şırıngadaki ilacı azıcık havaya fışkırttıktan sonra 'ya Allah' deyip dayanıyor iğneyi..
    ***
    Karakolda..
    Belki hatırlayanınız vardır; Çetin Altan'ın 'Mor Defter' romanından yola çıkılarak çevrilen bir film vardı ve o film Bolu'ya da gelmişti. Kim akıl etmişse etmiş, reklam olsun diye yağlıboya ile caddelerin tam ortasına, 'Mor Defter, Çiçek Sineması'nda' diye yazıyorlar.. O sırada Çetin Altan da İşçi Partisi'nden çok ünlü bir siyasetçi.. M. Ali Aybar, Behice Boran, Çetin Altan, İlhami Soysal falan da zamanın siyasi sakıncalıları, sakıncalı piyade'leri..
    ***
    Sakıncalı piyade deyince aklıma geldi; Biz Uğur Mumcu ile aynı yerde askerlik yaptık, İsparta'da 58'inci Tümen'de. İnanmazsanız Akpınar'dan 'Tömtöm Şükrü'ye sorun' Turist Muzaffer'e sorun, onlarla aynı yerdeydik.. Ne anlatıyordum ben? Evet, asfaltlara yazıyorlardı demiştik.. Benim de işim gücüm yok takılmışım peşlerine sokak sokak geziyoruz.. Belediye Başkanı İsmail Özer'de caddeleri öyle bir asfaltlatmış ki, simsiyah kaymak gibi.. Simsiyah asfalta yağlı boya ile yazmak da müthiş keyifli, adamın yazdıkça yazası geliyor. Ellerinden fırçayı bir kapsam, veya bir mola verseler, hemen atlayacağım fırçanın üzerine ve ilk rastladığım duvara 'falanca, falanca'yı seviyor' diye yazacağım .. Belki de bir şarkıdan iki mısra..

    Gözlerine şarkı seçtim,
    Senin için candan geçtim..

    Fırka'da, 'Tatar İsmail' abinin ince belli, yaldızlı bardağından çay içerken dinlemiştim 'Agora Meyhanesi'ni.. Orada tahta masada oturup çay içerken çekilmiş bir de resmim var benim.. Şimdi artık orada oturup resim çektirebileceğiniz ne bir ağaç ne de bir masa var.. Tatar İsmail amcadan bahsedince de akla hemen çiğ börek gelir. Bir de Gölyüzü Mahallesi'nde, Çayırpınarı denilen yerde 'Gadak Kamil amca' ve eşi Makbule teyzenin yaptığı nefis çiğ börekleri vardı, onlar gelir akla..
    ***
    Bu arada hazır 'Fırka' demişken orayla ilgili bir şey anlatayım; Bizimkiler; 'Biz de İnönü Savaşları'na asker gönderdik, biz de 'Kurucu irade' sayılırız bu memlekette, her şehirde oluyor da biz de neden olmasın !' demiş ve Bolu Radyosu'nu kurmaya karar vermişler.. 1930'lu yılların ortalarında da başarmışlar bunu.. Böylece İlk Bolu radyosu Fırka'da faaliyete geçmiş. Tahta kutuda hoparlör, bir kaç yüz metre uzunluğunda kablo.. Bütün malzemeleri bundan ibaret. 'Mahvel' de ağaçlardan birine astıkları, kuş yuvası misali hoparlörden halka radyo dinletmişler..
    ***
    Fırka'da bulunan radyonun düğmesini 'şık' diye çevirdin mi Mahvel'de vatandaşlar Bolu radyosu niyetine 'Ankara Radyosu'nu dinliyormuş.. O yıllarda evlerde pek radyo olmadığından iki dirhem bir çekirdek bayanlar, kravatlı ve boyalı ayakkabılarıyla beyler, cümbür cemaat soluğu Mahvel'de alıyorlarmış. Hem 'piyasa yapmak' hem de Bolu Radyosu'ndan 'Ajans' dinlemek için..
    ***
    Ben Çetin Altan'ın mor defterini anlatıyordum, yarım kaldı.. Evet, işte biz sokak sokak gezip yollara yazarken, bir polis aracı gelip, yanımızda 'zınk' diye durdu.. Emniyet'ten Kadir Abi ile iki de memur göndermişler.. Yanımıza geldiler.. Cip'te oturan polis de indi geldi yanımıza 'ooo gençler kolay gelsin! hayırdır? dedi, 'verin bakalım kimlikleri' o zamanki kimlikler de şimdiki gibi üzerinde taşıyabileceğin gibi bir şey değil. Bizi karakola çekecekler ama ben biraz dikleniyorum pek niyetim yok gitmeye.. Kadir Abi; 'ben anlamam, herkes gelecek' diyor.. Bütün anarşistleri toplayıp getirin demişler.. 'Yahu, Kadir Abi yapma gözünü seveyim' diyorum 'bırak beni..'
    ***
    Eskiden panayırda tam Karaçayır'dan Lunapark'a geçerken baraka şeklinde bir karakol vardı. Eğer karakola birileri getirilmişse orada toplanır içeride yaşananları izlerdik.. Hatta ben bir arkadaşımla kimseye görünmeden barakanın arkasına geçip budak deliğinden içeriyi gözetlediğimi bile hatırlıyorum.. O karakolun önünde bazı Karadenizli polislerin "ha uşak ha" nidalarıyla kendilerinden geçerek horon oynadıklarını bile görmüştüm..
    ***
    O gün panayırda halıcıların bulunduğu yerde oturmuş geleni geçeni seyrediyorum. Birden karakolun önünde bir dalgalanma olunca şaşırdım. Baktım insanlar da o tarafa doğru koşuşturuyor, kavga çıktı millet birbirine girdi falan zannettim.. Gittim baktım ki bizim Karadenizli polisler, horon oynuyorlar.. Horon başı Hasan abi 'teeeyt teeeyyyt teeeyt diye mendil sallayıp ayaklarını yere vuruyor..
    ***
    Babamdan biliyorum; oynamayı seviyorsan kapı gıcırtısında bile oynamak istersin. Gölcük'te gözümüzün önünde komşularla göbek atan babam; usul, usul yan tarafta oynayanların arasına da sızar, orada da oynardı.. Hatta elinde ibriklerle su doldurmaya diye gidip bir türlü geri gelmeyince onu taaa yüz metre ilerde başka gurubun arasında oynarken bulmuştuk. Tanıyor musun baba dedik bu aileleri? 'yooo' dedi 'tanıyınca n'oluyorki 'hah hayyyttt..'
    ***
    Başa dönersek.. Kadir Abi'nin kullandığı cip bizi karakola götürdüğünde gece nöbetini yeni bitirmiş orta yaşlı bir polis karşıladı bizi. Gözlüklerinin üstünden ters ters bakıp 'bunlar mı? dedi 'sokaklara yazı yazan anarşistler!. Bana 'senin yaşın kaç anarşist? dedi 'utanmıyor musun sen? 'çıkart ellerini cebinden..! evladım sağır mısın? çıkart ellerini cebinden..'
    ***
    O yıllarda bir sürü yalan yanlış karakol efsaneleri dinlediğimizden; tamam ! dedim 'şimdi hapı yuttuk, Cop, ceyran, meyran herşey geliyor aklıma, ödüm patlıyor, üç buçuk atıyorum.. İçlerinden biri bana acımış olacak ki 'bunu bırakalım' gibisinden bir şeyler söyledi 'bu bizim Mehmet Abi'nin oğlu galiba..' Adam oralı bile olmadı.'mesai saatine kadar bekleyecez, geçin oturun bakalım..'
    ***
    Bir 'örücü' vardı, İzmit'liydi galiba, Tekel lojmanlarının orada görürdüm onu, belki de orada bahçıvan olarak çalışıyordu.. Yanlış hatırlamıyorsam deniz altından tünel kazarak Adnan Menderes'i Yassıada'dan kaçırma planı yaptıkları iddiası ile tutuklanmış, beraat edince de Bolu'ya sürgün edilmişti.. Çok şakacı biriydi, belki de o zamanlar da yaptığı şakalar yüzünden başı derde girmiştir.. O iri yarı adamın bizden sonra geldiği karakolda polislerle öyle bir diyalogu vardı ki; tam güler misin ağlar mısın durumları..
    ***
    Adam 'ben peygamber soyundan gelen birisiyim' diyordu, 'lütfen yani, çok ayıp ediyorsunuz beyler..' Polisler önce biraz ciddiye alır gibi oldular 'olur mu olur' gibisinden.. Daha sonra bu adamın Hazreti Adem'in oğlu olarak Peygamber sülalesinden geldiği anlaşılınca 'gel lan buraya ! diyerek nezarethaneye kapatmaya kalktılar.. Umurunda bile değildi, belli ki karakollara alışkındı, gevrek gevrek gülüyordu onlara.. Mehmet Gündoğdu Abi'nin bu kişiyi tanıyor olabileceğini düşünüyorum..
    ***
    Mesai başladığında biraz nasihat çekip hepimizi serbest bıraktılar.. O memurla dışarıda bir kez daha karşılaştık, karşı kaldırımdan gülerek 'akıllanmışsındır artık' gibisinden parmağını sallıyordu.. 70'li yıllarda Bolu'dan acilen Düzce'ye gitmem gerektiğinde çağırdığım taksinin genç şoförü onun oğlu çıktı.. Ona da anlattım mevzuyu, çok güldü 'abi ucuz atlatmışsın' dedi 'evde bize yaptıklarını bir bilsen' ortam kötü gençler zarar görmesinler diye böyle yapıyormuş.. Ne desin çocuk, sonuçta Babası yani..
    ***
    Çocuklar..
    Bisikletle eve dönerken postanenin oralarda aklıma şahane fikirler geldi. Hemen bi kenara not alayım, unutmayayım diyordum. Eve geldim, komşunun çocuğu koştu geldi beni görünce, dört beş yaşlarında; bahçede birini görmesin koşar gelir hemen.. Onunla konuştuk biraz.. Bu arada onunla konuşurken aklımda ne var ne yok hepsi silindi gitti.. Hani bazen 'ilham geldi' derler ya şairler falan, öyle olduydu..
    ***
    Ulan, dedim kendi kendime; bisikletle tekrar mı gitsem aynı yoldan.. Belki hatırlarım, aklıma belki başka şeyler de gelir.. Üşendim, gitmedim.. Evde, bahçede konuştuğum çocuğu düşünürken Bolu'da yaşadığım bir başka olayı hatırladım.. Hafız Abi'nin esans da sattığı tuhafiye gibi bir dükkan vardı, o dükkanı hatırladım..
    ***
    Orada oturuyorum; iki kız çocuğu bir şeyler bakıyorlar, bluz gibi, tişört gibi şeyler.. Büyük olan evirip çeviriyor, yanındaki kardeşine gösterip "Sence annem bunu sever mi?" diyor. Elimdeki gazeteye bakıyor gibi yapıp onları izliyorum. küçük olan omuz silkiyor "Bilmem ki".. Kıkırdıyorlar.. 'Annem çiçekli olanları sever' diyor biri.. Bir kutuda 'file eldiven' gibi şeyler var, onu görüp 'bundan mı alsak?' diyor biri diğerine. Eldiven kutusunu istiyorlar Hafız Abi'den, ona bakmak istiyorlar..
    ***
    Hafız Abi 'Yok çocuğum' diyor 'onlar gelinler için' Dayanamadım 'Kızım, dedim 'uzak mı eviniz? bir koşu gidip, sorsanız.. Sonuçta para vereceksiniz, hora geçsin değil mi..? Hafız Abi'nin işaretini yandaki aynadan görünce kestim.. Bu zamana kadar hiç böyle bir alış veriş görmemiştim. Küçük olan 5-6 yaşında ya var ya yok. Sarı saçlı, tombul tombul bir şey.. 'Eve bir koşu gidip gelsen' dediğim zamanki gülümsemesini hatırlıyorum, yüzüme bakarak ..
    ***
    Ne zaman onun gibi gülümseyen bir çocuğa rastlasam sanki içimi bir alev yakıp geçer. Ve aklıma kapıyı çekip çıkarken "Annem yok ki benim" deyişi gelir.. 'Ağda Camii'ne doğru koşarak gidişleri.. Hafız Abi 'arada bir böyle gelir bir şeyler bakar giderler..' Ah! diyordu 'gururlarını incitmek olmasa işin ucunda'.. 'Ne yapardın? dedim 'annelerini mi geri getirebilirdin Hafız Abi..?
    ***
    Almanya'da Hitler'in Yahudileri yaktığı toplama kampını gezerken mahkumların kaldığı koğuşlara da girmiştik. Orada tahta ranzaların üzerleri mahkumların çakı, çivi gibi şeylerle kazıyarak yazdıkları yazılarla doluydu. Orada bir yazı gösterdiler; belli ki, çok acı çeken bir mahkum yazmış; "Tanrım!" diyordu yazıda, "Artık ayaklarıma kapansan da affetmem seni.."
    ***
    Bolu'ya gittiğimde, o dükkanın olduğu sokaktan hiç geçmek istemez canım.. Düzce'de depremde ailesini kaybeden, Bolu'ya yakınlarının yanına getirilen bu çocuklar aklıma gelir.. Bir de Dachau'da toplama kampındaki mahkumun ranzasına kazıdığı yazı.. O çocuklar şimdi büyümüş, evlenmiş belki de çoluk çocuğa karışmışlardır.. Kim bilir..? Hayat devam ediyor..
    Hoşça kalın..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak