Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Çöpcü.. Yıldız.. Münevver Hanım.. Süavi Bey...

Erdoğan Mühürcüoğlu

    14 Nisan 2014
             Paran var, pulun var, her şeyin var.. Araban, yatın, katın.. Bazısından ikişer üçer tane hatta.. Yediğin önünde yemediğin ardında.. Bu yıl tatilde ispanyadasın, seneye belki İtalya da.. Yemekler çeşit çeşit, Bonfile biftek pirzola.. Ama Bir karın ağrısı, bir öksürük anlıyorsun Hanya'yı, Konya'yı, hemen sağlık geliyor aklına hepsi boş; para, mara boş.. Farzet biraz üşüttün, bir bakıyorsun, hapşırdığında 'çok yaşa' diyenin yok yanında.. Allah'tan evin altında pazar kuruluyor da bir hapşırsam bir kaç yerden "çok yaşa abeem!" sesleri geliyor roman dostlarımdan "hastalansa da helvasını yesek !" diye beklemezler onlar.. Hiç bir şeyi olmayan ama sorsan; her şeyleri olan insanlar.. 'Ben bir karaağaç gölgesi buldum' diye sevinecek kadar kocaman yürekli insanlar..
    'Gurbete giden,
    'Dönermi dönmezmi?
    'Belli değil bilirim..
    'Ben bir karaağac gölgesi buldum,
    'Cebimde umitlerim..'
    ***
          Her şeyi olan sen; hiç bir şeyi olmayan adama gıpta ediyor, imreniyorsun.. Dışarda kar diz boyu, fırtına desen adamı kaldırıp yere çalıyor.. O, soğuk bir kış gecesinde birbirine yaslanmış, eski ,ahşap evlerin arasından Akpınar'a, yıkık dökük gecekondusuna giderken; sen alttan ısıtmalı, orman manzaralı, dubleks dairene yürüyorsun; cebinde 'umutların' bile yok, süklüm püklüm!.. 'Gelmişine, geçmişine' saya saya gidiyorsun.. Bolu senin olsa ne yazar..
    ***
          ÇÖPÇÜ..
          Bir çöpçü vardı Bolu'da hatırlar mısınız? Uzun saplı çalı süpürgesiyle ortalığı tozuta tozuta süpüren garip bir adam.. Galiba Karadenizliydi; ya Ordu'lu veya Sinop'lu.. Kulaklarına geçmiş resmi kasketi, omuzları düşük bol ceket, dizleri yamalı pantolon, eski asker postalları.. Gurbete, ekmeğinin peşine düşmüş bir adam.. Arada bir kapılarını, vitrinlerini, çöp tenekelerini, kedi, köpeklerini bile ezbere bildiği Hürriyet Caddesi'nin (İzzet Baysal) tam ortasında şöyle 'kaykılarak' bir dikilir; terleyen başından çıkarttığı şapka elinde, dinlenir, soluklanırdı..
    ***
           Önünden geçen tanıdık birilerini, 'hazır ol' vaziyetinde şapkasını çıkararak selamladığını hatırlıyorum.. Babasını anlatırken de gözleri sulanıp 'Potini de cızırdaklıydı ha! deyişini birde.. Kimbilir belki hala oralardadır.. Nereye gidecek, nereye gidebilir ki..? Son gördüğümde Hastane Caddesi'ndeydi.. Kaldırımların kenarını santim bile atlamadan süpüre süpüre gidiyordu.. İsmi? vallahi ismini hatırlamıyorum; bir garip temizlik işçisi, bir garip gurbetçi işte..
    ***
          YILDIZ..
          Sultan Hamamı'nın yanında at arabalarının müşteri beklediği bir yer ve at arabacısı Hüseyin dayı vardı bir de.. Atı 'Yıldız' ahırda eline doğmuş, öyle anlatırdı.. 'benim atım adam gibi' derdi 'dur dedin mi durur, deh dedin mi gider, laftan anlar.. Hakkaten de öyleydi.. Hüseyin Dayı'nın atı 'Yıldıııızzz ! deyince duruyor 'ne var lan? der gibi dönüp bakıyordu.. 'Yıldız'ın Zahireci Ali Amca'nın dükkanının önündeki 'binek taşı'na ayağını çarptığı günün gecesini anlatırdı Hüseyin dayı.. O gece nasıl inlemiş, sürmeli gözleriyle nasıl da ağlamış.. Eve gider bir köşeye saklanır bir de ben ağlardım adamakıllı.. Hiç unutmam..
    ***
          İster inanın ister inanmayın; Türkiye İstatistik Kurumu 'nun yaptığı bir araştırmaya göre Bolu'da 16 bin 200 kişinin okuma-yazma bilmediği ortaya çıkmış.. "Bolu aslında eğitim imkanları açısından Türkiye'nin en iyi illerinden bir tanesi.. Bir yandan devlet bir yandan İzzet baba 'ha babam de babam' okul, yurt, spor salonları yapmışlar.. Yani eğitimle ilgili sorunlar büyük ölçüde halledilmişken 16 bin kişi yine de okuma yazma bilmiyor.. Daha da kötüsü; köylerde nahiyelerde yani kırsal'da nüfus sürekli azaldığından bu okur yazar olmayan kesim il ve ilçe merkezlerinde yaşıyormuş.. Çok enteresan..
    ***
           12 Eylül askeri döneminde Bolu'da 'Devrimci Liseliler' diye bir dava görülmüş arkadaş onu anlatıyor; biz o yıllarda Almanya'da olduğumuzdan merak ettik kulak kesildik dinliyoruz, adam çıktı geldi; tam ortamıza, Bilgisayarın başına oturdu.. Eli Bilgisayarda, parmaklar klavyede; 'bu nerden açiliyo?, sesi nerden kısılıyo? şarkıyı başa sarabiliyo muyuz? Ulan Allah belanı versin be! 'ya sabır ya selamet, ya akıl ya keramet'
    ***
           12 Eylül askeri döneminde Bolu'da 'Devrimci Liseliler' diye bir dava açılmış, Bolu lisesi felsefe hocası Osman bey, edebiyat hocaları Turgut bey, Tayfur bey ve bir sürü Bolu lisesi öğrencisi 'Selimiye' yollarına dökülmüşler.. İlk defa duydum bunu.. Aslında 'kulağı delik' takımından sayarlar bizi ama, değil işte.. Bu konuyu gerçekten merak ettim, araştıracağım.. Bakalım tanıdık manıdık biri var mı aralarında..?
    ***
           MÜNEVVER HANIM..
           Münevver Ayaşlı anlatıyor; "Ankara'da kendisiyle komşu olarak oturduğumuz Necib Ali Bey isimli bir zat, evinin bir odasını bozarak manav dükkanı yapmıştı.. Bir gün eşimle oradan geçiyoruz, seslendi; 'Münevver hanım buyrun ! Salatalık var, biber var, domates var..' Az kalsın küçük dilimizi yutacaktık, şaşırdık.. Adam Milletvekili, hem de tanıdığımız biri, komşumuz.. Milletvekili maaşı ile yetinmemiş, bir de manav dükkanı açmış.. Bir de bizim evde on iki senedir bize güzel yemekler pişiren Bolulu Hüseyin Efendi var.. Fakat ne hikmetse Bizim Bolulu aşçı Hüseyin efendi bu manavdan gıcık kaptı.. Mutfak alış verişi için ona gitmiyor, gitmek şöyle dursun dükkanın önünden bile geçmiyordu.. Necip Ali efendiyi görünce dizlerinin bağı çözülüyor, beti benzi atıyordu adeta..
    ***
          Münevver Ayaşlı, Manav Necip Ali'nin marifetlerinden sonradan haberdar olmuş.. Necip Ali'yi sadece milletvekili olarak tanıyormuş ama, aslında, İstiklal Mahkemeleri'nin en ünlü savcılarından, en önemli kişilerinden biriymiş Necip Ali bey.. Gerede, Bolu ve Düzce isyanlarından sonra kurulan ve bazen "Sanığın idamına, şahitlerin daha sonra dinlenmesine" şeklinde kararlar veren mahkemelerin en acımasız üyelerinden.. 'Öğrendik ki, bizim sevgili aşçımız Bolulu Hüseyin Efendi de Bolu isyanında yakalanarak Necip Ali beyin karşısına çıkartılan ve onun idama mahkum ettiği kişilerden biridir..
    ***
           İdam edilecek kişinin bile 'ya ip koparsa' diye bir umudu vardır, hayat umutlarla doludur derler ya; aynı iple o kadar çok insan idam edilmiş ki, İp'in artık dayanacak hali kalmamış, sıra bizim Bolulu Hüseyin Efendi'ye gelip de, ayağının altındaki sandalye çektiklerinde İp çatırdayarak kopmuş ve Hüseyin efendi 'güüüümmm ! diye çakılmış yere.. O yıllarda eğer idam esnasında ip kopar da mahkum 'paldır küldür' yere yuvarlanırsa kaldırıp yeniden asamıyormuşsun.. Adam kalkıyor üstünü başını, tozunu toprağını silkeleyip hiç bir şey olmamış gibi çekip gidiyor.. Bakar mısınız? Yüzlerce kişi senden önce idam ediliyor ve tam sıra sana geliyor ki, 'paaaatt ! diye ip kopuyor.. İşte ben, şans diye buna derim.. Bu hadiseyi Aşçı Hüseyin efendi ancak yıllar sonra Ankara'ya yeniden geldiğinde Münevver Hanım'a anlatabilmiş.. Evde çalıştığı yıllarda Necip Efendi'den o kadar korkmuş ki, o olaydan tek kelime bile bahsedememiş..
    ***
            SÜAVİ BEY..
            Laf döndü dolaştı arabalara marabalara geldi.. 'Siz anlattıydınız ya' diyor 'Eşşekçi Nurettin Efendi'nin kahvesinden filan bahsettiniz' Eeee? 'İşte onun bir cibi vardı, siz onu atladınız muhterem; asıl onu yazacaktınız' Deme ya! nasıl hatırlamadım ben o cip'i.. Peki nasıl bir şeydi o..? 'Efendim, size şöyle arz edeyim' diye bir girdi konuya; Eşekçi Nurettin Abi'nin cip'ini anlatacakken Amigo Tevfik abi'nin Ford'undan, rahmetli Doğan öner'in bilmem nesine, Eczacı Hatice Erzincanlı'nın kapısını açınca içinde lambaları yanan arabasından, PTT'den emekli Ovabaşlı Mustafa Amca'ya kadar.. Eski şoförlerden Üzeyir ustayla, Arap Mehmet'in kulaklarını bile çınlattı..
    ***
          'Cip' denince ben Kadir abinin kullandığı Polis cip'i vardı, bir tek onu hatırlıyorum.. Zamanın Emniyet Müdürü Süavi Bey'i evinden almaya gittiğinde o cip ile bahçe duvarını yıkarak durabildiğini daha önce anlatmıştık.. Kadir abinin üzerine yürüyen emniyet müdürü Süavi Ortaç Bey'e "baba beni affet" diye şefaat dilediğini de.. O yıllarda annesi ile birlikte yaşayan Kadir abi emniyet teşkilatına girmeden önce kamyonculuk da yapmış.. Hatta bir kaç kez de 'Scana Vabis' kamyonunu kazayla devirmişti, anlatmıştık.. O Emniyet müdürü de hakkaten emniyet müdürüydü ama..! Yakışıklı, sarışın, 1.90 boyunda, üç dil bilen Selanik göçmeni.. Hatırladınız mı onu? Bir de Türkiye'de Literatüre geçen bir olayı var Süavi Bey'in.. Bolu'lu torun Billur Hanım'ın bir gazetede yayınlanan mülakatından öğrendiğimiz şekliyle anlatıp bitirelim bu günkü yazıyı.. Billur Hanım'ın Bolu'lu Mimar rahmetli Oktay Tekmen'in kızı olduğunu da ekleyerek..
    ***
           1948'de Sofya'ya giren Ruslar Kral ve ailesini ülke'den uzaklaştırınca, Kral ve dokuz yaşındaki oğlu Prens ile annesi ve kız kardeşi İstanbul'a geliyorlar.. Bizim emniyet müdürü de daha o zamanlar yabancılar dairesinde komiser muavini.. Yetkililer Bu ailenin Türkiye'de nasıl korunacağını kara kara düşünürken akıllarına birden Komiser muavini Süavi Bey geliyor.. Düşünüyor taşınıyor bu çok riskli işi yapsa yapsa Süavi Bey yapar diyorlar.. Adam da mangal gibi yürek; gözümüz arkada kalmaz.. Hanedan, İstanbul'da misafir edildikten sonra gemiyle İzmir'e, oradan Antalya'ya, birkaç gün sonra da Mısır'ın İskenderiye Limanı'na gidiyor.. Süavi Bey on gün boyunca aileyle birlikte, Prens yorulduğunda da Süavi Bey'in kucağında.."
    ***
          Ama benim çok daha ilginç bulduğum 1972'de Münih Olimpiyatları'nda yaşanan bir olay var.. "İnterpol' görevi için Almanya'ya gelen Süavi Bey Münih'te, İstanbul Tarlabaşı'ndan tanıdığı bir kadın satıcısına rastlıyor.. Satıcı, kadın pazarladığı bazı Arapların elinde suikast silahları olduğunu, bir şeyler planladıklarını falan anlatıyor.. Bu çok önemli bilgiyi ilettiğinde Süavi Bey'e Almanlar şüpheyle bakıyor, 'Almanya'da kalma numaralarından biri' diye düşünüp kılını bile kıpırdatmıyorlar.. Ali Suavi Bey dönüş yolundayken Arapların terör eylemi başlayınca bilgi almak için treni durduruyorlarsa da gururu kırılan Süavi Bey 'Ben ! diyor 'bilgiyi Türkiye'de vereceğim, Hadi, anca gidersiniz..!
    ***
           Ben o yıllarda Almanya'da, üstelik Münih'teydim.. O kanlı eylemi çok iyi hatırlıyorum.. Ah be Süavi Bey ! Keşke senin Münih'te olduğunu bilseydim, koluna girip zorla götürmez miydim eve.. 'Demek bizim Mühürcü'nün oğlusun ha! der gelirdin biliyorum.. 'Eşşekçi Nurettin' Abi'nin cip'ini anlatalım derken yine nerelere savrulduk.. Bu yazıda adı geçen bütün ölmüşlerimize Allahtan rahmet diliyorum.. Hoşça kalın..
                                                                                                                                                 

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye