Bayram tebrik ilanlarınızı İNANDIĞINIZ, GÜVENDİĞİNİZ gazetelere veriniz

(Korona'lı günlerde) eskiden paragraflar..

Erdoğan Mühürcüoğlu

(Korona'lı günlerde) eskiden paragraflar..
    12 Nisan 2020

         (KORONA'LI GÜNLERDE) ESKİDEN PARAGRAFLAR..

         Pür dikkat kesilmiş dinliyorum.. Adamın her cümlesi, not almaya değecek kadar önemli.. 'Korku” diye mırıldanıyor, 'Korku; içimize çöreklenmiş, engerek yılanıydı o zamanlar.. Bir insanın verem olduğunu öğrenmesi, yüzüne karşı ölüm hükmünün okunmasıyla eşdeğerdi.. Her tarafta verem savaş afişleri, her gün tükürüğünde kan görecekleri korkusuyla yaşayan insanlar.. Başta ekmek olmak üzere birçok gıda maddesinin karneye bağlandığı, un, şeker, ilaç gibi temel gıda maddelerinin bulunamaz olduğu yıllar..
    * * *
          Bugünkü vurdumduymazlığı görünce, 'demek ki dedim, taa o zamanlardan bir direnç gelişmiş bizim bünyemizde.. Her türlü eza'ya, cefa'ya karşı bağışıklık kazanmışız.. En sıkıntılı günlerimizi Saray Sineması'nın önünde çekirdek çitleyerek anlatışımız belki de ondan.. Hani bir şiirde geçiyordu;
    *
         Yakana gül takayım
         Sen sallan ben bakayım
         Battı balık yan gider
         Anasını satayım..
    * * *
          GÜZİN HANIM..
          Bir fotoğraf gösteriyor arkadaş.. ''Bak ! diyor; ''Bu fotoğrafta Recep bey var, Dr. Recep Heybeli.. Muhlis Karamanoğlu'nun kulağına bir şeyler fısıldayan da Dr. Rıfat Ersoy.. Onun yanında Ahmet Bağışgil.. Aydın bey ve eşi Güzin hanım da var fotoğrafta.. Güzin Özipek.. 'Bizimkiler' dizisinin Babaannesi.. Eşi Aydın bey Bolu'da DSİ de memur o sıralar.. Dr. Recep Heybeli’nin Verem Savaş mücadelesi verdiği yıllara ait bir fotoğraf..
    * * *
          Sanatta en yoğun kullanılan hastalıklardan biri olmuş verem.. Roman, şarkı, türkü, sinema gibi her alanda kullanılmış bu hastalık.. Hacı Arif Bey'in veremden vefat eden eşi Nigar hanım için yaptığı; 'Nigâh-ı mestine canlar dayanmaz / uyanmaz uykudan canan, uyanmaz'' şarkısı da öyle..
    * * *
          Naci Eren Hoca'nın ''Mezar folkloru'' diye bir çalışması vardı.. ''Hece Tahtaları'' isimli kitabında, Bolu'daki mezar tahtalarını anlatıyordu Naci Hoca.. Kadın mezarlarının yaba şeklindeki 'Baş Tahtaları'nı, Baş Tahtalarına sürülen mavi, kırmızı ve yeşil boyaların gizemini..
    * * *
          Erol Çakır, Enver Erten, rahmetli Ömer Çakır'ın zaman zaman Askeri gazinoda çalıp söyledikleri bir türküde de vardı o renkler.. Askeri Gazinonun ön kısmında, süs havuzunun yanında çıkarlardı sahneye..
    *
         Al yeşil dökün anneler mezar taşıma,
         Gelen ağlar giden ağlar bu genç yaşıma..
         Bu ne felaketti geldi başıma,
         Rahmetmiyor zalim felek kanlı yaşıma..
    * * *
          HOPARLÖR..
          Sırf haberleri dinlemek için çay bahçelerine gidilen zamanlardı.. Hem oturup çay kahve içmek, hem de 'memlekette 'ahval ve şerait' ne durumda onu öğrenmek için radyodan.. Peşinden de Rikkat hanım bir şarkı patlatır belki.. 'Sarahaten acaba söylesem darılmaz mı? Ardından; 'Tek tek basaraktan bade süzerekten..'' Rikkat hanım da Rikkat hanım o zamanlar.. Barış Manço'nun annesi.. Babam hasta kendisine.. Bir de Suha Okuş'a.. Suha Okuş da Müjdat Gezen'in halası.. Mahfel'in cızırtılı hoparlöründe Suha Okuş’un sesi duyuldu mu, babamda hoşafın yağı kesiliyor.. ''Memet efem de üşümüş te donuyor, Boncuklu Gelin orta yerde dönüyor da dönüyor'' derken özellikle..
    * * *
          Aklıma geldikçe gülerim.. Ne hikmetse 'Hoparlör'e bir türlü dilimiz dönmedi bizim.. Tabaklar'da 'Hoparlör', Karaçayır'da 'Oparlö' Akpınar'da 'Apolya' dedik.. Apolya arızalanıp 'hışdamayınca; muhtara haber verdik.. Muhtar belediye reisine, Belediye reisi de Fen Memuru Ali Rıza Bey'e..
    * * *
          Geçen gün bir fotoğraf vardı Bolunun Sesi'nde. 'Vay anasını' dedim bakarken, 'Ne günlerdi ama.. Akçakoca'ya giderdik yazları.. Akşamları, Orman Kampından karşıya, 'Kamelya Aile Çay Bahçesi'ne geçerdik.. Haydar'ı, Erhan'ı, Cengiz'i dinlerdik.. Maksim'e, Çakıl'a gitmiş kadar olurduk onları dinlerken.. Berkant'ı, Ertan Anapa'yı dinlemiş kadar.. Turgay, Haydar, Bülent, Tevfik.. Sonra Seyhan Kömürlü.. Davulda Altan'ın kardeşi Erhan, Org'da Cengiz Eroğlu.. Ve Haydar Reis'in yaşadığı -akıllara zarar-talihsizlik.. Seyircinin; 'Gitarcı sahneden düştü' uyarısıyla fark edilen iş kazası..
    * * *
         Nazar dediydik o zamanlar.. İnsanı mezara, deveyi kazana sokarmış.. Ama ilginçtir; aynı şey Keklik Fahrettin'in de başına geldi Mudurnu'da.. Meteoroloji müdürünün oğlu.. Her vuruşta bir kaç santim ileri giden davul.. Her gidişte taburesini davulun yanına çeken Fahrettin.. Ve bir 'kendinden geçme' anında önce davul sonra Fahrettin kayboldu sahneden.. Düşmez kalkmaz bir Allah.. Madonna bile düştü ya, Lady Gaga bile..

           ZAMAN TÜNELİ..
           İnsan, keşke bir zaman tünelinden geçip o günlere dönebilsek diyor.. Bir sırt çantasıyla dolaşsak şehrin sokaklarında.. Tanıdık bir sima ''memlekete hoş geldin'' diye karşılasa bizi.. Bir yerde oturup birileriyle eski günleri yad etsek..
    * * *
           Gelmişken Dansöz Chrysopolis'in mezarını ziyaret etsek Hıdırlık Tepesi'nde.. Kaplıcada ölen dansöz Chrysopolis'i.. Sonra Samurkaşzade Mustafendi ile iki kızının mezarını arasak.. Fatma'yla Emine'nin.. Birer karanfil bırakıp höngür höngür ağlasak mezarlarının başında.. Biz ağlarken Akpınar'ı sel alsa.. 1944 Depremi'nde kurulan çadırların arasında dolaşıp, Foto Cevat Abi'yi arasak keman seslerini takip ederek..
    * * *
          Ayağında takunya, elinde bakraçla, Halil Ağaların Hatcanım çıksa karşımıza.. Yeşil gözlü, beyaz tenli, gamzeli.. Kolunda büyükçe bir çanta, içinde komşularına açtığı davaların evrakları..
    * * *
          Evindeki yatır’ı anlatsa bize.. O yatırın türbedarı olduğunu dinlesek kendisinden hayretler içinde.. Bize Fransızca şiirler okusa.. O okurken biz küçük dilimizi yutacak gibi olsak..*
    *
         J'ai maintenant rompu fil
         Au jour le jour j'ajoute
         Douleur sur douleur
         Je vais attendre pour demain.
    *
         ''Vay anasını lan! desek, ''nasıl duymadık biz Hatçam Teyze'nin evindeki esrarengiz mezarı, Çamlıca Kız Lisesi'nde okuduğunu, Fransızca bildiğini..
    * * *
           Hükümet Meydanı'nda bir karşılama törenine denk gelsek sonra.. 'Kıyafetler son kez kontrol ediliyor olsa, postallar parlatılıyor, köşe başlarını tutan askerler düdük çalarak haber veriyor K.K.Komutanı'nın şehre girdiğini.. Dirsek teması aralığı sağlanmış, hizaya gelinmiş..
         'Merhaba asker!
         'Sooooll..!
         'Nasılsınız..!
          'Soooolll..!
    * * *
           Ertesi gün kardeşi Terzi Şefik'in dükkanında bacak bacak üstüne atmış teyel sökerken rastlasak Nazmi Karakoç Paşa'ya.. Yanında Terzi Mustafa Pehlivan ile Kadın Terzisi Yılmaz..
    * * *
          MENDİL..
          ''Hani Dilber hanımlar vardı sizin sokakta’’ diyor.. ''Hani Recep Heybeli uğrardı evlerine sık sık.. Hani yanında Dispanser'in hademesi olurdu, elinde ilaç torbalarıyla.. Bilmezlikten gelme be hemşo.. Beratiye Teyzeyi hatırlarmısın İmaret mahallesinden? Cici Berberlerin gelinini ? Ruhi'nin annesiydi hani, Beratiye teyze.. Yaa, gördün mü bak.. Ah güzel hemşerim benim..’’
    * * *
          ''Geçenlerde Ruhi'yi yazdın ya, ağlattın beni biliyor musun? Bir şiir vardı; ''Bir mendil niye kanar’’diye.. ''Bir mendil niye kanar Ahmet Abi'' diye soruyordu şair.. ''Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Ahmet abi? diyordu..
    * * *
          "Hani sen panayırda ''zincirli'ye binmiştin de, bir adam musallat olmuştu sana.. Hani adam seni havada yakalayıp tekmeliyor ve sen fırıl fırıl dönerek boşluğa uçuyordun çadırların üzerinden.. Hani, ''seni Heser'e (Hisar) postalayan korkma ağanın' diyordu adam.. ‘Seni şimdi Dadıc'a gönderiyan, Çakmaklar'a gönderiyan, Garacasu'ya gönderiyan'' diyordu.. Hani biz Ruhi'yle kahkahalarla izliyorduk seni aşağıdan..''
    * * *
          Neyse.. Bugün eski yazılarımızdan paragraflar paylaşalım derken kendimizi tutamadık bazı yerlerde, eklemeler yaptık.. ''Hayat dediğin bir acayip oyun'' demeye çalışacaktık sadece.. ''Bir dayanıklılık testi tabiri caizse'' diyecektik güya.. ''Zincirli sandalyelerin 'tahta merdivenlerini koşarak çıkmak gibi diyecektik, boşalan bir sandalye kapmak için.. Peşine takıldığın bir palyaço ile dolaşmak gibi panayırı.. Bir dönme dolabın en tepesinde asılı kalmak ve sallanıp durmak üç buçuk üzerinden dört atarak..

          Hoşça kalın.. Kendinize iyi bakın, maskesiz sokağa çıkmayın..

         Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU..
          13.04.2020

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Tonet Sandalye Cafe Koltukları Cafe Masa Sandalye Cafe Sandalye Bolu Dezenfeksiyon