Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Unutkanlık.. Erol.. Deli Safiye..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    18 Mayıs 2016

          Unutkanlık.. Erol.. Deli Safiye..
           Ben de, bu unutkanlığımın sebebi ne diye düşünüyordum.. Ne unutkanlıklar varmış meğer.. Bir tıp dergisinde arabanın çakmağıyla sigara yaktıktan sonra üfleyip camdan atanı okuyunca rahatladım.. Dergideki uzman görüşüne göre dolu dolu yaşanmış bir ömrün faturasıymış unutkanlık..1951 yılında lise Tarih kitaplarını yazan Zuhuri Danışman'dan da bahsediliyor dergide.. O'nun, kitabın bazı bölümlerindeki imla hatalarını fark edip ayırması ve bir çekmecede unutması.. 1951 yılında okullarda tarih dersleri okutulurken bir bakmış ki hocalar, İnönü ile ilgili tek bir satır yok kitapta.. Orasına bakmışlar, burasına bakmışlar yok.. Yok Allah yok.. Ne İsmet İnönü var, ne de İnönü Savaşları..
    * * *
           Zuhuri hoca Demokrat parti Milletvekili ya, muhalifler hemen topa tutmuşlar hocayı.. Hemşehrisi ekmekçi Kadir olmasa belki de dövecekler.. Ekmekçi Kadir de o sıralar formunun zirvesinde.. Kim çıkarsa karşısına dövüyor.. O kadar ki, kavga çıkar da yetişemem diye hep ön sıralarda oturuyor rahmetli.. İsmail İlhan isimli bir vekili dövmesi var ki, dillere destan.. Adam Kadir amcanın kolunu ısırarak kurtarabilmiş canını.. 
    * * *
           Tabi hepsi rahmetli oldular şimdi.. Bir varmış bir yokmuş.. Can Baba'nın dediği gibi; 'Ömür dediğimiz nedir ki ? çay bardakta soğuyana dek geçen zaman..' 
    * * *
          EROL..
          'Ömür dediğin nedir ki ? Çay bardakta soğuyana dek geçen zaman.' Üner'in lokaline arada bir uğrayan biri vardı onu hatırlattı bana.. Acayip rahat bir adamı.. Istaka'nın ucunu uzun uzun tebeşirleyen, değişik hamleler yapmayı düşünüyormuş gibi etrafa bakışlar atan.. Çevirip ıstakanın öbür ucunu da tebeşirlese kimse şaşırmaz.. O derece yani.. Ve o lokalin müdavimlerinden Erol.. O yılların yine renkli kişilerinden..
    * * *
           En son gördüğümde bir arabanın arka koltuğuna yatırmaya çalışıyorlardı Erol'u.. O fotoğraf hiç gitmez gözümün önünden.. Hastaneye doğru hareketlenen arabanın arka kapıları açık, Erol'un ayaklar dışarıda, boynunda fular..
    *
           Hep kendi çabasıyla bir şeyler yapmaya çalıştığını hatırlarım.. Bir yerlerden Bateri, davul, zil ayarlamaya çalıştığını.. Ki imkanlar da çok sınırlı o zamanlar.. Hatta sınırlı bile değil, hiç yok.. Mahvel'den Berkant 'Bir şarkısın sen' dedikçe Baki ustanın berber dükkanında Erol'un yağları erir..
    * * *
           Anlatmıştım; Bir keresinde Akçakoca'da rastlamıştım onlara.. Haydar, Erhan ve Cengiz'in de olduğu bir konserde.. Haydar'ın sahneden düşüp; gözden kaybolduğu seyircilerin onu işaret edip sahneyi uyardığı konser.. Bir de Mudurnu'da yaşanmıştı galiba ona benzer bir olay.. Bolu'dan giden grubun bateristi 'Keklik' yuvarlanmıştı seyircilerin arasına.. Davuluyla birlikte hem de..
    * * *
          Arkadaşım uyarıyor; 'Akçakoca, Deniz Baykal'ın her yaz tatil yaptığı yerdi ' diyor.. 'onu da yaz..1958 yılında orada evlendiği, nikahını da zamanın Belediye Başkanı Orhan Madenci'nin kıydığı yer..'
    * * * 
           Dalgınlıkla sahneden yuvarlanmak tamam da; Bizim Literatür'ümüzde en 'eğlenceli' dalgınlık Muzaffer Hoca'nınkiymiş.. Öğrenci zannedip Sanat okulunun mutfağında çalışan çocuğu 'kravat nerde lan! diye dövmesi.. Çocuk 'Hocam bi dakka' dedikçe basmış tokadı Muzaffer Hoca.. Ertesi gün Aşçıbaşı Müdür odasına gelip ' Bizim çırak korkudan işe gelemiyor' demesiyle ortaya çıkmış skandal..
    * * *
          DELİ SAFİYE..
           Hayatın kendine özgü bir ritmi var, ahenkli bir akışı ve içinde bir takım kuralları.. Ama insan bunu gençken pek fark edemiyor.. Kimse yaşamın da bir sistematiği olduğunun farkına varamıyor nedense.. Ne zaman yaş ilerliyor, hastalıklar çıkıyor; ya da bir tanıdığımızı kaybediyoruz, bir olgunluk çöküyor üzerimize.. 'Meğer hayat bir masalmış' moduna geçiyoruz..
    *
         Hani Karun malı nitmiş?
         hani Lokman canı nitmiş? 
         hani Cengiz sanı nitmiş? 
         yalan dünya yalan imiş..
    *
          'Yaşın kemale ermesi' dedik; onun rolü büyük tabii.. Yoksa 'Paşa Efendi'nin havuzlu Kıraathanesi' kimin aklına gelirdi eskiden.. Orada domino oynayan abiler, Hacı Dehri'nin hanı, Kerim Keske'nin oteli.. Fırka? Eyüp'te Pierre Loti neyse Bolu'da o.. Sonra İpek Oteli.. Biraz aşağıda bir bankanın şubesi.. Önünde siyah plakalı Peugeot marka bisiklet; bankanın resmi aracı.. 
    * * *
          Önünden geçmeye korktuğum yerdi orası.. 'Şizofren'miş, öyle biri dolaşırdı oralarda . Krizi tuttuğunda, kendi kendine konuşur, hayal görür, kulağına sesler gelir.. Ayağında topukları çıkmış çoraplar, kara lastikler.. Ve karşı evde güzeller güzeli.. Pencereyi açıp 'bi daha buraya bakma, seni döverim' diyen.. Hahahaa..
    * * *
          Evlerin kapılarına, duvarlarına elini dokundurarak yürüdüğün sokaklar.. Kapının önüne attığı sandalyede zabıta Amiri 'Aparis', yanında Yaşar Abakay.. Biraz ötede, yokuşun başında dom dom Ali; elindeki sopayla liseli kızların eteklerini kaldırıp korkutan.. 
    * * *
          İçimde arabesk bir damar var galiba benim.. İnsan hiç Ahşap evlerde abraş kurarak oturduğu sofraları arar mı?.. Ve her akşam İtfaiyeci Ahmet çavuş'un klarnetinden "Gün batar, kuşlar döner' şarkısı dinlediği akşamları.. 
    * * *
           Belediye bandosunda çalışan arkadaşından emanet aldığı ve bir gazeteye sarıp getirdiği klarnetten.. Balkonda oğlu 'Aktaş'lı deli Remzi', karşıda Hayrat.. Kırmızı badanalı.. Ve onun biraz ilerisinde arkasında dünyanın en güzel çiçekleri açan çeşme.. Bir üst sokakta Deli Safiyanım, Meyhaneci Çavuş emmi ile saçak saçağa.. Radyosunda 'Entarisi dım dım yar'.. Hey yavrum hey! Ne hayatlar yaşandı o sokaklarda be.. Var mı aranızda deli Safiyanım'ı hatırlayan? Merak ettim gerçekten..
            Hoşça kalın..
                                                          

          İlk Fotoğraf: Aşağı Çarşı'da Eski Belediye Binası önü... Ortadaki başı açık, elinde baston olan Belediye Başkanı Reşat Aker Jimnastik öğretmeni Mehmet Can ve Zuhuri Danışman.. Arkada otobüsün hemen yanındaki iki fötr şapkalı beyin yanında Merkez İlkokulu Başmuallimi Fahrettin Tekindor, En ön sırada soldan ikinci elinde şapka tutan bey de Hüseyin Avlacıoğlu..

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak