Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Benli Belkıs.. Perizat hanım.. Kazım Karabekir ve Seher Hanım..

Erdoğan Mühürcüoğlu

    15 Temmuz 2013

         Ya! Kardeşim senin başka işin gücün yok mu! diye aklınızdan geçiriyorsunuz belki.. Olsun! Yine de biz, hep beraber, eski yıllarımıza, çocukluk yıllarımıza bir dönelim yine.. Mesela Bolu'nun bir sokağında oturuyor olalım.. O sokaklardan birinde olsun evimiz.. Daha televizyonlarla, bilgisayarlarla, biri bitip diğeri başlayan dizilerle falan tanışmamış olalım.. Her şey bizim için sadece oyun demek olsun.. Arkadaşlarla Karaçayır'da, Gölyüzü'nde, Akpınar'da bir araya gelip yorgunluktan bayılıncaya kadar oyun oynamak, yatıp yuvarlanmak olsun bütün derdimiz.. Başarı; panayırdaki kaleye üçte üç gol atıp 'Kulüp sigarası' veya 'Sipahi sigarası' kazanabilmek olsun mesela..
    ***
         En büyük derdimiz hafta sonunda yağmur yağması olsun, evde kapalı kalmamız olsun.. Akşamları evde kendi kendimize vakit geçirebilelim kimse bizi fark etmeden.. Ve herkes yatana kadar sabırla bekleyip, gazetenin açık saçık sayfalarına bakalım pembe hayaller kurarak.. Mine Mutlu'ya, Leyla Sayar'a, Fatma Karanfil'e falan.. Siyah beyaz plaj resimlerine..
    ***
          Kafamızı bozan, sadece evdekilerin zoruyla açtığımız 'Allah'ın cezası' ders kitaplarımız olsun.. Yaz tatilleri sadece bizim sokaktan ibaret.. "Geleceğe dair kaygılar" falan dendiğinde 'Fransız kalalım', anlamakta bile zorlanalım 'o da ne demek' diye.. Turuncu, mor, eflatun, krem gibi renkleri ayırt bile edemeyelim.. Belki bir tek sarıyı .. Ben babamı korkutmak için 'Hacı Lütfü' amcanın evinin oraya saklanıp birden atlayayım önüne 'ceee !" diye.. Ve her seferinde o da benden çok korkmuş gibi numara yapsın.. Her seferinde benden ürkmüş gibi korkmuş gibi iki adım geri kaçsın, emeklerim boşa gitmesin diye acıyarak..
    ***
         Geçen gün evde oturuyor televizyon izliyorduk.. Düşünsenize, yorgun bir günün ardından ayaklarını uzatmışsın, yarı oturur yarı yatar pozisyonda dinleniyorsun.. Hatta elinde de bol köpüklü, orta şekerli bir de güzel kahve var. Bir anda daha ne olduğunu bile anlayamadan önce davul sesleri geliyor 'dom,dom,dom' ve peşinden 'ses kontol ! bir iki üç ses kontrol !" sesleriyle irkiliyorsun..
    ***
          Bir süre ööyle dinledik, sonra ne oluyor falan diye balkondan bi baktım sokakta büyük bir kalabalık.. Bir kenarda da davul zurna ve kocaman bir de klavye var! "Tamam! Sıcaktan uyku muyku da tutmuyordu, şimdi büsbütün hapı yuttuk! Dedim içimden, 'artık bu gece işimiz iş!.. Komşunun büyük oğlu ile Güre'li bir ailenin kızı evleniyormuş..
    ***
         Bir süre gürültü patırdı curcuna devam etti.. Ben de biraz onları balkondan izlemeye devam ettim filan.. Sonuç apartmanın önünde gece yarısına kadar eko yapan oyun havaları, zeybek havaları, Ankaralı 'Namık' tan acayip türküler.. Alt komşum aşağıdan sesleniyor 'Erdoğan bey inelim mi aşağıya?.. Aslında ampullerle süslenmiş sokakta davulcu tokmağı 'güm güm güm' vurdukça içimden bir oynama isteği de gelmiyor değil.. N'apayım? Pijamalarımla gidip iki oynayıp geleyim mi evime diye bile düşündüm yani.. 'Hadi be Bolu'lu in aşağıya göster kendini ! diye düşündüm.. Ankaralı Namık'tan çalmasalar inerdim belki ama, o havalar bana çok ters be bilader! o havalara giremem doğrusu.. 'Salla titret' filan gibi havalar bize göre değil yani!..
    ***
          Neyse uzun lafın kısası, ertesi gün; Büyük bir tepsi ile evlere bir şeyler dağıtıldığını görünce; pide, börek falan gelir diye bekledik yalan yok.. Ama gele gele kağıt tabakta biraz 'keşkek' bi bardak da limonata geldi ikram olarak.. Buralarda bu keşkek modası da öyle bir yaygın ki sormayın.. Yahu arkadaş yazmayım diyorum kendileri bulur anlar diyorum ama yok, geçenlerde Bolu'da yapılan bir organizasyonda 'Bağışçılar Derneği' pide filan ikram ettiydi ya hani; ben de şaka yollu takılmıştım; 'bizi de unutmayın kargoyla margoyla gönderin!" diye.. İşi şakaya vurduydum ama; valla ne yalan söyleyeyim belki gönderirler diye beklemedim de değil.. Yok ya! gözden uzak olan gönülden de uzak oluyor.. N'apalım bizde 'Keşkek'le idare edecez artık.. Bu saatten sonra gönderirler mi? Çok zor!..
    ***
         Bütün gece çalgıcıların oyun havalarını dinlerken; Bolu'daki eski kına geceleri ve bir tek 'ud' ile bu işlerin altından kalkabilen 'Ud'cu Seher Hanım' geldi aklıma.. Kına gecelerinin değişmez Ud'cusu Seher Hanım.. O'nun, davetlilerden bir kaçının getirdiği maşa, tepsi, sürahi gibi malzemelerle harikalar (!) yarattığı kına geceleri.. Hareketli Bolu türkülerinin söylendiği, hanımların karşılıklı olarak birbirlerine bir yaklaşıp bir uzaklaşırken, kollarını havaya kaldırıp, parmakların şıkır şıkır ettirilerek oynadıkları oyunlar.. Nasıl? güzel tasvir ediyorum değil mi sahneyi?.. Yok! iyice anladım, bende iş var.. Siz istediğiniz kadar beğenmeyin, ben kendimi beğeniyorum vallaha.. Neyse dur şimdi! devam ediyoruz..
    ***
             Mahalleye ud'u koltuğunun altında girerdi Seher hanım.. Mahalleli olarak pencerelere doluşur, kapının önüne çıkar, Seher Hanım'ın düğün evine gidişini izlerdik.. Seher Hanım farkında olmaz mıydı sanki izlendiğinin?.. Adımlarını ritmik atmaya, pencerelere poz vermeye azami dikkat ederdi.. Pek Kimseyle konuşmazdı, çok ciddi bir hanımdı.. düğünlerde de bu ciddiyetini hiç bozmazdı.. Kuralları vardı, herkes sayar, sever ama biraz da çekinirdi.. Düğünlerde çocuk gürültüsü de istemezdi.. Belli ki, çok tecrübeliydi, çok gün görmüştü.. Kimse ile özel hayatından konuşmamış, kimseye kendisinden, ailesinden öyle 'aman aman' bahsetmemişti hiç..
    ***
          Bolu'da 'Damgacıların' garajında yapılan kına gecelerinden hiç unutamadığım bir sahne vardır benim; fazla gürültüden rahatsız olup 'homur homur' edenlerden bir kaç kişi karakola gizlice gidip şikayetçi olunca, genç bir polis yanında bir bekçi ile çıkıp gelmişti.. Ama sonra ne oldu biliyor musunuz? ilk başta 'bir afra bir tafra' garaja gelen polisle bekçi, biraz kuru pasta ve biraz da börek yiyip gazoz içtikten sonra müziğin coşkusuna kaptırıverdiler kendilerini.. Şikayeti de şikayetçiyi de unutuverdiler.. Hem de onların garaja geldiğini görünce çıkıp gelen şikayetçilerle birlikte, el çırparak tempo tutarak..
    ***
         Arkanıza şööyle bir yaslanıp gözlerinizi kapatın, eski Saray Sineması'nın önünü, çevresini, canlandırın kafanızın içinde.. Ama epey eski bir görüntü olsun kafanızda canlandırdığınız; ve en az elli yıl öncesinin görüntüsü.. Şimdi bu tabloya insanlar yerleştirin, evler, karşıda Hükümet Konağı, Mahfel, biraz ileride Adliye de görünsün, Saray Sineması'nın hemen kenarındaki kocaman dut ağacı da ve onun hemen yanında içinde iki kişinin yaşadığı 'üflesen uçacak' baraka da.. Ölçüleri doğru olmadığı için tam kapanamayan eğri büğrü kapısı da olsun hayalinizdeki barakanın.. Ama en önemlisi Saray Sineması'nın yanındaki bu büyük ağacın dibindeki barakaya, Seher Hanım'la kızı Bedriye Hanım'ı da yerleştirin, onlar da mutlaka görünsünler.. Duvarda asılı Ud'da görünsün hatta..
    ***
          'Duvarda asılı ud da görünsün hatta' dedik ya; aslında ud değil ama hasta ziyareti için aniden gittikleri barakada Seher Hanım görünüyor yatak kıyafetleriyle komşularına.. Kına gecelerinde süslü püslü görmeye alıştıkları bu kadının 'cafcaflı' ceketinin altındaki yırtık pırtık gömleği görünüyor önce; sonra da bir kenarda çıkarttığı ayakkabıları.. Kına gecelerinde ayağıyla tempo tutarken gıpta ile baktıkları fiyakalı ayakkabıları.. Ve yatağında parmakları ve topuğu delik, çoraplarıyla yatmakta olan Seher Hanım.. Şaşırıyorlar, yıllardır hayranlıkla izledikleri bu kadın! Seher Hanım! Önünde en kıvrak oyunlarını sergiledikleri kadın bu muydu diye.. Anlatılanlara göre gençliğinde bir polisle evlenmiş Seher Hanım.. Bir süre kör topal giden evlilikleri sırasında Bedriye ismini verdikleri bir de kızları olmuş.. Sonra? Sonrası monrası yok, hakkında bilinenlerin hepsi bu.. Eşi ölmüş mü yoksa çekip gitmiş mi? bunlar pek bilinmiyor, kimselere ser verip sır vermemiş ki Seher Hanım, yukarıda dediydik ya zaten..
    ***
          Seher Hanım'ın; Kazım Karabekir Paşa'nın çok yakın bir akrabası veya hısımı olduğunu bilen var mı içinizde? Yok tabii ki.. Nerden bileceksiniz? bende daha yeni duydum zaten... Vallahi bunu duydum, bir yaşıma daha girdim! Kazım Karabekir Paşa'nın yeğeninin görümcesi 'Perizat Hanım' her ay onlara belli miktarda bir para gönderirmiş.. Zaman zaman bizzat atlayıp geldiği saray sinemasının yanındaki barakada onların bütün ihtiyaçlarını karşılar hatırlarını sorar sonra tekrar dönermiş İstanbul'a.. Bizim Bolulular hiç farkına varamamışlar ama; Perizat Hanım'ın yanında o yılların en ünlü kişisi; 'Benli Belkıs' da olurmuş.. Perizat Hanım'la Benli Belkıs iki kız kardeş birlikte gelirlermiş Bolu'ya, Seher Hanım'ın yanına.. Bu arada, Benli Belkıs ve Perizat Hanım yine günümüzün ünlü sanatçılarından 'Şehrazat'ın da halası oluyor..
    ***
           Dökme suyla değirmen döner mi? dönmez!, bu derme çatma barakada Seher Hanım ile kızı Bedriye daha yıllarca sefalet içinde yaşamaya devam etmişler.. Hikayenin sonu böyle mi bitiyor? Hayır böyle bitmiyor, keşke böyle bitse ama böyle bitmiyor.. Bu ana kız, barakanın sahibi tarafından nedendir bilinmez, oradan, o barakadan da çıkartılıyor ve Vaysal Sokak'taki 'Güvercinci ali çavuş' isimli bir zat'ın gösterdiği 'köhne' bir eve taşınmak zorunda kalıyorlar..
    ***
          Farkındayım hikayeyi de uzattıkça uzattık, bir türlü yumuşak bir manevra ile bitiremedik konuyu.. Zaten yazının başında anlatmak istediklerimden de oldukça uzaklaştım galiba farkında olmadan.. Her neyse Seher Hanım ve kızının ard arda ölümünden sonra evde kalan bir kaç parça eşyaları da çok sevdikleri 'merzuka' isimli bir yakınları tarafından harac mezat satılıyor Seher Hanım'ın.. Sonra? Sonrası monrası yok hepsi işte bu kadar..
    ***
          Peki udçu Seher hanımın bütün yaşamı boyunca yanında taşıdığı Ud şimdi nerede ve kimde dersiniz? bir tahmininiz var mı?.. Hayatta bulamazsınız.. Ben söylersem belki o zaman.. Ben de söylemem zaten..
    ***
          (Bu hikayeyi anlatırken, daha önce yine Seher hanımla ilgili paylaştığımız yazıya gelen yorumlardan da yararlandım).. Sürç-i lisan ettikse affola diyerek bitirelim yine her zaman olduğu gibi..

                                                            

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Koltukları Cafe Sandalyeleri Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak