Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

"Sandıkname"...

M. Nevzat Özdemir

    9 Nisan 2009

      Seçim bitti ama birkaç yerde itirazlar devam ediyor. Her seçimde münferit de olsa çeşitli olaylar meydana gelir. Seçimler ne de olsa çok büyük bir organizasyonlardır. Ben de memuriyetimden dolayı geçmişte bu organizasyonlarda birkaç defa görev aldım. İşte bu hafta vaktiyle başımdan geçen bazı olayları "sandıkname" ile sizlerle paylaşayım istedim.

    *      *      *

      Açalım bakalım "sandıkname"nin kapağını...

    Yer Düzce'nin uzak bir dağ köyü... Mesleğinin ilk yıllarında genç bir köy öğretmeniyim.

    Aksilik daha seçmen kütüklerinin yazılmasında başlıyor benim için... 2 mahalleli büyük ve dağınık bir köy burası... Tek başıma seçmenleri yazmaya çalışıyorum. Hava serin ve yağışlı...Gökyüzü sanki delinmiş gibi... Diz boyu çamur ortalık... Bu yetmezmiş gibi birde köyün bütün köpekleri arkama takılmış beni takip ediyorlar. Bir elimde değnek onları kovalarken diğer elimdeki evrakı yağmurdan korumaya çalışıyorum.Vatandaşlar da yaz yaz bitmiyor kardeşim.! Akşam da olmaya başlıyor işte.. Hava iyice kararınca işi bırakıyorum... Meğer uzaktaki 3-4 evi yazmayı unutmuşum. Bunu orada oturanlardan birinin beni seçim kuruluna şikayet etmesiyle anladım. Birkaç gün sonra bu şikayetçi arkadaş beni gördüğünde; "Hoca bizi solcu olduğumuz için yazmadın! Öyle değil mi?" Diye de saçma bir ithamda bulunmuştu bana!... Lâ Havle..!.

    Neyse... Seçim günü gelip çatıyor. Ben sandık başkanı olarak gereken düzenlemeyi yapmışım. Oy verme işlemi rahatça işliyor ama ortalıkta acayip bir gerginlik var... "Muhtarlık Savaşı" gerginliğiymiş bu meğer... Aşağı mahalle - Yukarı mahalle çekişmesiymiş... Hep aşağı mahalle kazanıyormuş muhtarlığı ama bu sefer yukarı mahalle çok iddialı imiş...Olay bu...

    Oy verme işlemleri devam ederken dışarıda seslerin yükseldiğini duyuyorum bir an... Bahçeye çıktığımda iki grubun az kalsın birbirine gireceğini görüyorum. O zaman bugünkü gibi cep telefonu falan yok! Hâtta köyde ev telefonu bile yok! Dahası köyde elektrik de yok! Vay benim garip ülkem vay! Neyse... Jandarmaya da bir an önce haber vermem lâzım... Zira gerginlik artıyor. Seçim ortamı iyice bozuluyor. Ama nasıl? Derken, o da ne? Gürültü birden azalıyor. Meğer devriye gezen Jandarmalar köyümüze de uğramışlar. Oh be! Ne şans bu! Diyorum kendi kendime... Bir jandarma erini başka bir yere göndermiyorum seçim bitinceye kadar...

    O gece sandığı Düzce'de gece saat 04.00 de teslim ediyor, seçimin yorgunluğunu ise bir hafta atamıyorum...

    Muhtar mı? O yine Aşağı Mahalleden oluyor...

    *     *     *

      Yer Mardin'in bir köyü... Yıl 1979... Ecevit'in azınlık hükümeti var iktidarda... Ara seçimler yapılacak birkaç ilde... Bu iller arasında Mardin'de var... O yıllar Türkiye'nin aşırı politik olduğu yıllar... Müthiş bir "siyasi kutuplaşma" yaşanıyor ülkemizde... Görev yaptığım köy ise devamlı CHP'ye oy verirmiş... Hem de silme... Başka parti hiç çıkmazmış... Sağcı sinek bile uçamaz bu köyde diyor gençler! Zaten köy odasında da büyük boy bir Ecevit resmi asılı duruyor. Yalnız o yıl ülkemizde öyle bir yokluk var ki inanılmaz.! Hani şu yağın, tüpün bulunmadığı, insanların ömrünü kuyruklarda geçirdiği günler o günler... O bakımdan köylüler ( tabii ki başta köyün ağası) bu sefer Ecevit'e oy vermemeye karar vermişler seçimde... "Toptan" TSİP denen bir partiyi (o zamanların bir sol partisi) destekleyeceklermiş!

    Köyde öyle herkes de sandığa gitmezmiş seçimde... Her evden bir kişi gelir, tüm oyları verir geçermiş.. Bunu duyunca inşallah bana sandık görevi çıkmaz diye dua ediyorum. Çünkü kuralları uygulamayı önemseyen bir yapım vardır. Suîstimallere hiç izin veremem. Neyse... Duam kabul oluyor ki bana sandık görevi çıkmıyor o seçimde... Çok seviniyorum...

    Seçim günü geldiğinde beraber görev yaptığım öğretmen arkadaş; "Hocam biz bugün köyden uzaklaşalım ne olur, ne olmaz!" Deyince onun mobiletine atlayıp beraberce Suriye sınırına doğru gezmeye karar veriyoruz.. Uçsuz bucaksız Mezopotamya ovasında ki köylerden geçerek ilerliyoruz. Yine bir köye yaklaşıyoruz ki silâh sesleri ortalığı inletmeye, kurşunlar vızır vızır tepemizden geçmeye başlıyor.. "Hoca bas! Gaza bas!" diyebiliyorum ancak... Bize ateş ediyorlar sanıyorum. Yakın zamanlarda Mardin'de öldürülen birkaç öğretmeni hatırlıyorum... Bu yüzden arkamıza bakmadan, tozu dumana katarak kaçıyor, kaçıyor, kaçıyoruz.. Ancak hava kararınca evimize dönüyoruz... İşin özünü ise akşam radyodan öğreniyoruz.. Meğer o köyde bir siyasi çatışma çıkmış!. Sonuç ise 4 ölüymüş!

    *       *       *

      Son sandık hikâyesi de Bolu'dan... Bu sefer yer Bolu'nun merkeze uzak bir köyü.... Ben sandık kurulu üyesiyim. Sandık başkanı ise bir öğretmen arkadaş ve sadece uzaktan tanıyorum kendisini... Diğer sandık kurulu üyesi de bir memur arkadaş... Biz üçümüz köy uzak olduğu için akşamdan görevli bir vasıta ile köye getiriliyoruz. Doğruca muhtarın evine gidiyoruz. O gece muhtarın evinde yatıp sabahleyin sandık kurulu görevini yapacağız. Köyün muhtarı yani ev sahibimiz tekrar aday olmak istemiyormuş ama son anda kararını değiştirmiş ve adaylığını yine koymuş.. Hanımı ise iki de bir kendisinden şikayette bulunuyor bize... "Bu adam muhtar olalı her gün Bolu'da...Gezip-tozuyor. Bize bakamıyor!" deyip duruyor...

    Hoş beşten sonra yemek faslına geçiyoruz. Bizim sandık başkanı öğretmen arkadaşın sıkı bir akşamcı olduğunu duyardım ama zaten bunu hemen kendisi de ispat ediyor. Beraberinde getirdiği bir büyük rakıyı hemen sofraya koyuyor. Bir büyük rakı da muhtar getiriyor. Sofra düzülüyor hemen... Gariban hanımı ise bir şeyler hazırlamış... Ne yapsın? Muhtar ve iki görevli arkadaş sünger gibi çekmeye başlıyorlar rakıyı... Gece yarısını geçiyor zaman ama geyik muhabbeti halen devam ediyor... Benim bir ara söylediğim; "Arkadaşlar yarın erken kalkacağız, görevimiz var, artık yatalım!" lâfı onlara "kadifeden kesesi, kahveden gelir sesi" etkisi yapıyor ve bu sefer de teybe rahmetli Kör Rasim'in bir kasetini koyup göbek atmaya başlıyorlar.! Bu göbek faslı da yaklaşık bir saat devam ediyor ve saat oluyor gecenin 2'si... Benim bu "hengâmeye" dayanacak ne kafam ne de gücüm olmadığından yatmaya gidiyorum. İçeride "çengi faslı" devam ederken zorla da olsa uykuya dalıyorum. Rüyamda ise başka başka çengiler arz-ı endam ediyorlar bu sefer gözümün önünden... Nihayet sabah oluyor...Oh be!...

    O gün arada bir kapanan göz kapaklarıyla görev yapıyor bizim ekip... Neticede ise bir seçim daha böyle geçip gidiyor. Peki muhtarlık işi ne oluyor bizim hane sahibinin derseniz? Sadece 1 oy çıkıyor kendisine... Bu sonuca da herhalde en çok muhtarın hanımı sevinmiştir diyorum kendi kendime...

    Sözün Özüne gelince...

    Seçim...Adaylar...Sandık... Eksiğiyle, gediğiyle "demokrasinin güzelliği" bunlar... Öyle değil mi?

    Onun için ben en son olarak...

    Allah bizi "sandık ve demokrasi düşmanlarından" korusun" diyor, "sandıknameyi" kapatıyorum dostlarım...

    *        *        *

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Koltukları Cafe Sandalyeleri Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak