Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Kon!.. Sen!.. Sus!...

M. Nevzat Özdemir

    24 Nisan 2010

        Türkçemiz'e "kene gibi yapışmış" yabancı kelimelerden biri de "consensus"tur...

    Dilimizdeki yer alışı ile; "konsensus"...

    Bu kelime bir zamanlar o kadar sık kullanılıyordu ki güzelim "mutabakat" ve "uzlaşma" adeta tedavülden kalkmıştı...

    Kelli felli zevattan, sıradan vatandaşa kadar bir konsensus tutturmuş gidiyorduk...

    "Kulağımı derinden tırmalayan" bu devşirme kelimeye uyuz olduğumu baştan söyleyeyim.

    Lâkin, geçenlerde konsensus'a dikkatle bakınca birşey keşfettim...

    Ya! Bu kelime aslında bize ne kadar da uygunmuş, dedim!..

    Niçin mi?...

    Bir konu ortaya çıktığında biz hemen;

    Ya "siyahcı", ya da "beyazcı"...

    Ya "evetci", ya da "hayırcı" değil miyizdir?...

    "Gri" tona pek kayamayız..."Belki" bize hepten uzaktır...

    Velhasıl...

    Fikren bir yere "konduk mu, konuşlandık mı" orayı ölümüne savunuruz...

    Taviz-maviz hak getire!.. Dediğimiz dedik, öttüğümüz düdüktür!..

    İsteriz ki hep "benim dediğim" olsun!.."Yoğurdum kara diyen" zor bulunur...

    Bir başka huyumuz daha vardır...

    "Ağzımızdan iki kelime lâf çıksa", karşımızdaki de hemen bizi bir yere "kondurur"...

    Ya ilericiyizdir, ya da gerici...

    Ya sağcıyızdır, ya da solcu...

    Ya lâikizdir, ya da dinci...

    Ya ulusalcı, ya da liberal...

    İşimiz bitmiş, "mühür basılmıştır"...

    "Çıkmaz Hint boyası" ile boyanmışızdır...

    Üzerimize yapıştırılan/yapışan bu fikir/kimlik etrafında  "kutuplaşmayalım da" ne yapalım?...

    Artık karşımızdaki ne derse desin, biz hep;"Sen!.. Sus!.." modundayızdır...

    Bundan sonra herhangi bir konuda "uzlaşmak" ne mümkün!..

    Evet...

    Fikren bir yere "konmak" hatta "tünemek" ve de karşımızdakini "susturmak.."

    Aslında "uzlaşma" falan istememek!..

    Yani; "Kon! .. Sen!.. Sus!..."

    *     *     *

     

     

     

        Anayasa Değişikliği ve Uzlaşma...

    Anayasalar bir nevi "toplumsal sözleşmedir" ama asla bir "kutsal metin" değildirler.

    Herşey zamanla eskidiği gibi "anayasalar da eskir", toplumun ihtiyaçlarına cevap veremez olurlar.

    Bu yüzden anayasa değişiklileri zorunlu hale gelir.

    Bugün de olan budur...

    Türkiye'de Anayasa çalışmaları ta Osmanlı'dan beri siyasi hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır...

    Sened-i İttifak, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı,1876 Anayasası, 1909 Reformları, 1921, 1924 Anayasaları, 1961  ve 1982 Darbe Anayasaları...

    Hepsinin ortaya çıkış sebepleri farklı farklıdır....

    Gelelim;"Efendim, herkes bir araya gelsin, uzlaşsın, yeni bir anayasa yapalım" diyenlere...

    Bana göre bu fikir, şimdilik tam bir "hayaldir"...

    Yukarıda sebeplerini yazdım...Bizde "uzlaşma kültürü" maalesef gelişmemiştir.

    İnşallah bir gün o "kıvama" geliriz de "çağdaş, demokratik, özgürlükçü ve kısa" yeni bir anayasa hazırlamayı beceriririz.

    "O Km bir anayasanın" çoğu kez nasıl yapıldığını da hatırlatayım, isterseniz....

    Bu tür anayasalar genellikle "devrimlerden, darbelerden, büyük iç ve dış savaşlardan" sonra hazırlanır..."Güç kimin/kimlerin elindeyse" anayasayı o yapar yani....

    2. Dünya Savaşından sonra Almanya'yı işgal eden müttefikler, Almanların kısa bir süre içinde çağdaş ve özgürlükçü bir anayasa hazırlamalarını "dikte ettirmişlerdir"...

    Keza Japon Anayasası da ABD işgali zamanında General Mc. Arthur'un oluşturduğu bir ekip tarafından hazırlanmıştır.

    Yeni Irak Anayasasını Iraklılar sadece kendileri mi yapmıştır?..

    Ülkemizde 1961,1982 Darbe Anayasaları "uzlaşma" anayasaları mıdır?...

    Hayır! "Gücü" olanın dizayn ettiği anayasalardır bunlar...

    İşte bugün Anayasa değişiklikleri konusunda mevcut iktidar da kendisinde böyle bir "güç" görmektedir.

    Olay budur...

    Başarılı olurlar, olmazlar o ayrı mes'eledir...

    Zaten konu millete gelirse, "son söz" söylenecektir...

    *     *    *

     

     

     

     

     

    • masumca.27 Nisan 2010 . 20:15

      sevgili nevzat hocam!lütfen sizdende rica ediyoruz!şu an KARAÇAYIR katlediliyor. bu konuda sizinde yardiminızı bekliyoruz. bir vahşet bir zulüm var ortada. lunapark sitelerin hemen yanıbaşına getiriliyor. buna dur diyen yok. daha doğrusu diyen karaçayır halkının sesini duyan yok. sizdende yardım bekliyoruz..
    • emanet.by25 Nisan 2010 . 12:05

      23 Nisan’dı ya; Başbakan da geleneğe uydu ve koltuğunu 4. sınıf öğrencisi Elgin Koçubaba’ya devretti..
      Küçük Elgin heyecanlandı, Başbakan’a dönüp sordu:
      “Konuşmama başlayayım mı?”
      Aldığı yanıt, demokrat Başbakanımızın içgüdülerinin dile gelmesi gibiydi:
      “Yetki artık senin!..
      İster asarsın, ister kesersin.
      Her şey sende...”
      *
      Ne güzel tesbittir:
      " DERVİŞİN FİKRİ NEYSE; ZİKRİ DE ODUR!..."
      *
      Allah (c.c) serencâmımızı hayır eyleye!...
    • murat yapıcı24 Nisan 2010 . 19:30

      Sayın dostum. Az önce haberlerde izledim. Sayın Başbakanımız, sembolik olarak görevi teslim ettiği kızımıza, ''ASARSIN, KESERSİN, HERŞEY SENDE'' diyordu. Bu nu bana demokrasinin neresine koyduğunu izah edersen sevinirim.Murat Yapıcı

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak