Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

İnanç üzerine

Yaşar Eyüpoğlu

    30 Nisan 2012

     İnsanoğlunun ömründeki devrelerin başında yaşamını ve neslini devam ettirme çabası olarak özetlenebilecek "yaşam kavgası" vardır.
    Doğup büyümesi, çalışması, hataları, başarıları onu değerlendirmede göz önüne alınan kriterlerdir.
    Aile hayatı, işindeki kazanımları, çevre ile ilişkileri toplumda ona yükselti kazandırır veya seviye kaybettirir.
    Ama her insanın açık veya gizlisinde bulunan bir dürtüsü er veya geç ortaya çıkar.
    Adına "inanç" denilen bu duygu içine yerleştiği kalbe hükmetmeye başladığında insanoğlu kendisini bekleyen tuzaklara da açık hale gelir.
    Ondaki bu cevheri keşfetmek için zaman ve mekan kollayanlar harekete geçer.
    Bu ALLAH ile korkutanlardan kurtulmak kolay değildir.
    Genelde hep başarılı olurlar.
    İçinde uyanan ALLAH sevgisini karşısındakine kaptıranlar artık emir kulu olur.
    Söylenenleri yapar hale gelir.
    Din insanları yönlendirmede kullanılan en kolay yöntemdir.
    Fazla emek istemez, iknası kolaydır.
    Karşı çıkanları karalamak için uğraşa gerek yoktur.
    Hele okumayan, sorgulamayan, az düşünüp çok konuşan toplumlarda iş daha da kolaydır.
    Biraz ağzı laf yapan, biraz ikna yeteneği olanlar için din sömürüsü kendisine büyük mevkiiler ve kazançlar sağlar.
    Bu yeni bir meslek değildir. Yüzyıllardır aynı yöntem, aynı metodları kullananlar hep kazançlı çıkmışlardır.
    Kaybedenleri varsa da devede kulaktır.
    Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımızdan kitap, Peygamber ismini kullanarak hortumlanan paraları hiç ardı arkası kesiliyor mu?
    Aldatılanlar aldatılmaya doyuyor mu?
    Peşine takacağı toplulukları yönlendirmede kafasını kullananlar kazançlı çıkarken, hırs ve kinine yenik düşenler kendi başlarını yakarken, yakınlarını da felakete sürükler.
    Örnek, tarihte görülen ve kanlı bastırılan din isyanlarıdır.
    İnanç öylesine yüce bir duygu, öylesine büyük bir güçtür ki onu harekete geçirenler tarihe de yön vermişlerdir.
    Yaptıkları eylemlere din adına diye etiketlemeyi bilmişlerdir.
    Peygamberimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilmesini bile "din adına" tescil ettirmediler mi?
    Bir hamam tellalı din adına deyince İstanbul gibi bir şehri peşine takmadı mı?
    Siyaset sahnesinde din motifini işleyip de başarısız olan yok gibidir.
    Demokrasiler ise halk iradesini yansıtan sistemlerdir.
    Eğer O iradeyi din olgusu ile bulandırırsanız yönetime yansıması zedelenmiş olur.
    Batı ülkeleri kiliselerin siyasetle ilgisini keseli yüzyıllar olmuş.
    Onun için de demokrasileri çok daha sağlıklıdır.
    Orada seçmenin oyu Meclise hormonsuz yansır.
    Bizde o günleri görürüz diyeceğim ama, kaç kuşak sonra olur bilemiyorum?
    Ama diğer Müslüman ülkelerdeki rejimlere baktıkça da mevcut demokrasimize şükrediyorum.
    Bu kadarını getirenlere binlerce teşekkür ediyorum.
    Bize düşen ise, kenarından köşesinden kırpmaya çalıştığımız "laik düzenimize" sıkı sıkıya sarılmaktır.


     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye