Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Okuyup da ne olacak ki?

Ali Özdemir

    28 Mayıs 2014

    İlkokulu köyde okudum. Sınıf öğretmenimiz 70'li yıllarda elinde sürekli gazete taşırdı. Bize de gazete, kitap, dergi okumamızı önerirdi. Ancak köyümüzde gazete satılmıyordu. 2-3 bin nüfuslu ilçemizde (Bolu-Kıbrıscık) sadece bir adet gazete bayii vardı. Günün birinde gazete almak için buraya gittim. Satıcı bana gazete vermedi. Meğerse sadece abone olanlara gazete verilmekteymiş. Çocuk aklımla abone kelimesinin ne anlama geldiğini bile bilmiyordum...

     

    Liseyi Bolu'da okumaya başladığım 1982 yılında param oldukça gazete almaya başladım. O zamanlar Milliyet, Güneş, Türkiye, Tercüman, Hürriyet, Milliyet Çocuk, Türkiye Çocuk, Tercüman Çocuk, Diyanet Çocuk gibi yayınları zaman zaman alıp okuyordum. Babam düşük dereceli bir memur olduğu için gazeteye verdiğim paraların boşa gittiğini düşünürdü. Özellikle annem, "Gazeteye vereceğin parayla simit alsaydın karnın doyardı" diye söylenirdi.

     

    Okuduğum endüstri meslek lisesinde 34 kişilik bir sınıftaydım. Okula gazete, dergi getiren tek kişi sanırım bendim. Diğer arkadaşlarım gazete almazlardı ama sınıfta üzerime çökerlerdi.

     

    1985 yılında üniversiteye başladım. Sınıfımızda 64 öğrenci vardı. Düzenli gazete alan 2-3 kişiydik. Üsküdar'da 800 kişilik yurtta kalıyordum. Orada da pek gazete alan yoktu ama hemen hemen her öğrenci sigara içiyordu.      

     

    1990 yılında İzmir'de temel yedek subaylık eğitimi alıyordum. Molalarda ise cebimde taşıdığım gazeteyi okuyordum. Toplam 210 askerdik. Gazete okuyan 3-5 kişi olurdu. Bir gün adını anımsayamadığım bir komutanım (asteğmen) molalarda gazete okuduğum için beni azarlamıştı.

     

    Yedek subaylık eğitiminden sonra Tokat ilinin Erbaa ilçesindeki bir liseye yedek subay öğretmen olarak atandım. O zaman okulda aşırı milliyetçi (?) bir kadro hakim konumdaydı. Bir gün müdür yardımcılarından birisi "Okula bu gazeteyi getiremezsin. Ancak şu tür gazeteleri getirebilirsin" diye beni incitmişti. O zaman okuduğum gazete sanırım orta yoldan giden, aşırı fikirler taşımayan Milliyet ya da Güneş idi...

     

    Daha sonraki yıllarda 3-5 farklı gazeteyi alıp okumayı sürdürdüm. 1991 yılından sonra çalıştığım ilde (Manisa) öğretmenevine yakın bir yerde ikamet ediyordum. Her akşam iş çıkışı buraya uğrayıp 10 kadar gazeteyi 2 saat okurdum.

     

    Bu okumalar işlek, güçlü bir dile geçmemi, Türkçe'yi iyi kullanabilmemi sağladı. Başka bir deyişle çok gazete dergi okumak adeta ikinci bir üniversite bitirmiş gibi olmama da yol açtı.

     

    2000'li yıllardan sonra internet hayatımıza girince daha çok gazete ve dergiye ulaşabilir olduk. Şu anda bilgisayardan ya da telefondan istediğim yoruma, habere anında ulaşabiliyorum.

     

    Konuyu fazla uzatmadan vermek istediğim mesaja geçeyim. Şu anda çalıştığım okulda 1000 kadar öğrenci, 60 kadar öğretmen var. Yaptığım bir anketin sonuçlarına göre gazete, dergi, kitap okuyan oranı yüzde 5 bile değil. Öğrencilerimin çoğu 2-3 adet gazete, dergi, yazar adı bile sayamıyor. Teneffüslerde ve öğle aralarında telefon ya da tablet üzerinden oyun oynamak ya da sosyal medya sitelerinde geyik yapmaktan başka bir uğraşları yok. 1000 kadar öğrencinin yüzde 90-95'inin evine son bir yılda kitap, gazete, dergi girmemiş. Ama tümüne yakınında pahalı "akıllı" telefonlardan var. Evinde 300-500 kitaplık köşe bulundurana ise rastlamadım. "Kitap okumaktan nefret ediyorum" diyen öğrenci sayısı da tahmin edilenin çok üzerinde...

     

    Sonuç olarak Allah sonumuzu hayır etsin demekten başka bir cümle gelmiyor aklıma...     
     

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak