Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Anahtarcılık / Kasko / Akıllı Telefon ...

Ali Özdemir

    19 Ekim 2014

    Anahtarcılık

    18 Ekim günü eve girmek için çantamdan anahtarı almak istedim. Bulamadım. Panikledim. Evin hemen yanındaki çilingire gittim. 5 dakikada daire girişinin kapısını açıverdi. "İşçilik ve malzeme 75 TL" dedi. İnternetten kilit fiyatlarına göz attım. Adeta soyulmuştum. İki çekiç, iki matkap, iki tornavida darbesiyle çelik olduğu iddia edilen kapıyı açan sanatkar (?) lüks ithal arabasına atlayıp başka bir av bulmaya gitti.

    Asgari ücretin 900 TL dolayında olduğu bir ülkede kapı kilidini bozarak açmanın bedelinin 75 TL olmasını doğrusu pek yadırgadım. Verdiğim parayı asla helal etmedim. Başka şeyler de söylemek istiyorum ancak elim gitmiyor... Zira demokrasi var...

    ***

    Kasko

    Kurban Bayramında bir yakınımla bayramlaşmaya gitmiştim. Dönüşte köy yoluna 2 adet büyükbaş hayvan çıktı. Yol dar olduğu için sağdan, soldan geçme imkanı yoktu. Mecburen hızımı düşürdüm. Geri aynasına baktığımda arkamdan hızlıca bir Recep İvedik tarzı aracın gelmekte olduğunu fark ettim. Tam o anda patlama gibi bir ses duydum. Kendimin ve yanımdaki Bey'in emniyet kemeri takılı idi. Bize bir şey olmadı ama aracın arkası ezilmişti. Bize çarpan "yağ tenekesinden üretilmiş" araç da komaya girmişti...

    Bize arkadan çarpan, yakın takip yapan, frenleri tutmayan, bakımsız, standart dışı aracın ukala, saygısız, kıro, lumpen, maganda, yoz, düşük profilli, cahil cesaretine sahip sürücüsü suçlayıcı ifadeler kullanmaya başladı. Her an bir kavga çıkacak gibiydi...

    Hemen Jandarma ve polis hattını aradım. Devlet görevlileri "Cana bir şey gelmeyen kazalarda resmi rapor tutmaya gerek yok. Siz kendi aranızda kaza raporunu düzenleyin, imzalayın, sigorta şirketinize gidin" dediler. Hemen ilgili formu doldurdum. Bana çarpan şahıs inanın adını bile yazamıyor, imzayı bile zor atıyordu. Bu tür zatlara kimler ehliyet verdiyse Allah'a havale ediyorum.

    Çarpık aracımı Bolu'daki bulunan çok büyük, tanınan bir yetkili servisin onarım bölümüne bıraktım. Teknik elemanlar çok saygılı, ilgili davrandılar. "Kaskolu aracınızın onarımını hızlıca yaparız. Ancak bu marka/modelin parçalarının çoğu ithal olduğundan yurt dışından parça gelmesi 1-4 hafta sürebiliyor. Sadece bu markada aşırı bir gecikme var" deyince sigortam bir kez daha attı. Çaresiz kabullendim. Kasko şirketi sadece 7 gün süreli bir araç temin edip tarafıma verdi. Yedek parça için uzun süre beklemeyeyim diye kasko şirketine, aracı üreten devasa firmaya e-posta yolladım. Hemen dönüş yaparak çeşitli mazeretleri sıralamaya başladılar.

    Aracı satarken, kasko sigortası yaparken hep gülümseyen, tatlı tatlı konuşan firma yetkilileri konu hizmet / mağduriyet giderme olunca ağır çekim moduna geçiveriyorlar. Bu ülkede tüketici olmak, müşteri olmak, hak aramak, hizmet talep etmek sanki suç gibi...

    Bu yazıda şunu iletmek istiyorum. Her ne alıyorsanız alınız ama üründe TSE, CE, ISO belgesi, yaşadığınız yerde yetkili servisi, yedek parçası var mı diye sorgulayınız. Müşteriyi keriz, enayi, aptal, cahil olarak algılayan firmalardan uzak durunuz.

    Çeyrek asırdır araç sürücülüğü yapıyorum. Bunca sürede hiç trafik cezası almadım (Bir kez usülsüz park cezası aldım. O da son derece yanlış bir uygulama idi. Zira o noktaya 20 yıldır park yapıyordum). Sürücü belgemi kaptırmadım. İki kez kazaya maruz kaldım. İkisinde de yola inek çıkması söz konusuydu. 2002 yılındaki birinci kazada da 76 model, hiçbir evrağı olmayan bir minibüs arkadan çarpmıştı.

    ***

    Telefon bağımlılığı

    Okullar açılalı 1 ay oldu. Derslerin yoğunluğu arttı. Ancak ana-babaların 1500-2000 TL sayarak çocuklarına aldıkları aşırı lüks, görgüsüzlük belirtisi, israfın daniskası, albenili, içinde oyundan, filmden (?), müzikten, absürd fotoğraflardan başka hiçbir şey bulunmayan akıllı (?) telefonlar ergenlik çağındaki gençlerin elinden hiç düşmüyor. Derslerde ve teneffüslerde sürekli olarak telefon ile oyalanmak isteyen gençler "parazit, lumpen, cahil, asosyal, agresif, otistik, paranoyak, şizofren, android" olma yolunda hızla ilerliyorlar. Derslere giren öğretmenlerin uyarılarını hiç dikkate almayan çocukları ana-babalarına havale ediyorum. Zira o görgüsüz telefonları evlatlarına alanlar onlar. Sene sonunda benim çocuğum neden bu kadar çok başarısız oldu diye ağlamak istemiyorsanız tedbirinizi alınız. Okula giden çocuğunuza basit bir telefon veriniz.

    ***

    Devamsızlık

    Lise çağındaki bir çocuğun okula 10 gün gitmeme müsadesi var. Daha 30 gün ders yapılmasına rağmen öğrencilerin yüzde 25'i 10 günlük sürenin sınırına geldiler. Ailelerin çok uyanık olması şart. Öğretmenlerin yetkileri, müdahale etme imkanları yoktur. Eğitimciler çocuklarla sadece 7-8 saat beraber olmaktadır. Geri kalan 16 saatte gençlerin ne işlerle meşgul olduğunu aileler takip etmek durumundadır.

    Ders saatlerinde oyun salonları, bilardo oynanan yerler, internet erişiminin olduğu kafeler ağzına kadar dolu vaziyette olmaktadır. 2014 yılı itibariyle gençlerin meraklısı olduğu oyunların neler olduğunu bir öğrenseniz intihar edersiniz. Batının hasta ruhlu, şizofren yapıcı, bağımlı edici, renklerle uyuşturma yapan, kumara alıştıran oyunları orta yaşlardaki insanlarımız bile bırakamamaktadır. Geçen gün öğretmenler kurulu toplantısı vardı. Salonda bulunan genç (?) öğretmenlerin yaklaşık üçte birinin elinde ne yazık ki akıllı telefonlardan ya da tabletlerden vardı. Çoğu uyduruk / dandik oyunlarla uğraşıyordu. Bu manzara karşısında bir kez daha kahrolduğumu belirtmek istiyorum. "İmam-cemaat" durumu...

    Ali Özdemir

    www.aliozdemir.net

    www.facebook.com/erdemyayinevi
    aozdemir53@hotmail.com
    BOLU

    19.10.14

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak