Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Son 40 yılda nereden nereye...

Ali Özdemir

    17 Ağustos 2014

    Bu yazının esas amacı "politik çıkarımlar" yapmak, övgüler, yergiler aktarmak değildir. Sadece 35 – 40 yıl öncesinin günlük yaşantısından kesitler sunarak bugüne gelmeye çalışacağım. 

     

    Bilim insanlarının son 10 - 20 yıldır X, Y, Z kuşağı şeklinde sınıflandırmalarını bir çok kişi işitmiştir. Yazıda, aslında biraz onlara seslenmek istiyorum. Onlar da (X, Y, Z) kim diyenler biraz interneti karıştırabilirler...

     

    1970'li yıllarda köyümüzde (Kıbrıscık, Bölücekkaya) yaşayan insanların günlük yaşantısını sürdürebilmek için kullandığı araç gereçlerin hemen hemen tümü ahşaptan el işçiliğiyle yapılmış araç-gereçlerden oluşuyordu. 

     

    - Tarlayı ekmek için kullanılan kara saban,

    - Öküzlerin boynuna geçirilen boyunduruk,

    - Tarladan biçilen buğdayları harmana taşımak için kullanılan araba,

    - Kurutulmuş buğdayların tanelerini ayırmak, otları saman haline dönüştürmek için kullanılan düven,

    - Tarladaki otları toplamak için kullanılan tırmık,

    - Samanın içindeki buğdayları almak için kullanılan yaba,

    - Buğday destelerini kolayca arabya yüklemek için kullanılan dirgen,

    - Buğdayı öğütmek için dere suyuyla çalıştırılan değirmen,

    - Bulgur elde etmek için kullanılan dübek,

    - Peynir koymak için kullanılan fıçı,

    - Hamur yoğurulan tekne, fırın küreği,

    - Yufka yapmak için kullanılan oklava,

    - Hamur yoğurmak için kullanılan tekne

    - Abdestlikteki su ihtiyacını karşılamak ya da hayvanları sulamak yalak,

    - Ağaçlara tırmanmak için kullanılan merdiven,

    - Tenceredeki yemeği karıştırmak için kullanılan kepçe,

    - Yemek yemek için kullanılan kaşık,

    - Kilim, çul dokumak için kullanılan dokuma tezgahı,

    - Yünden iplik elde etmek için kullanılan fengere ve çıkrık,

    - Yıkanan çamaşırın kirini iyice çıkarmak için kullanılan tokaç...

     

    70'li – 80'li yıllara Anadolu'nun cefakar insanları sabahın kör karanlığından karanlık çökene kadar hayvanların peşinde, tarlada, derede, dağda, ahırda, evde koşturuyordu... Özellikle kadınların bahtı pek karaydı. Ninemden, ebemden çok iyi biliyorum. Evin tüm yükü kadınların üzerindeydi. Ahırdaki hayvanların bakımı, evdeki çocuklar, ekme, biçme işleri, harman işleri, çamaşır, bulaşık, alış-veriş, süt, peynir, yağ işleri vb. öylesine çok yorucuydu ki... Şimdiki kadınlar "Ay çok yoruldum dedikçe" ne diyeceğimi bilemiyorum.

     

    2014 yılı itibariyle ortalama bir Türk ailesinin evinde 20 kadar elektrikli-elektronik cihaz mevcut. Hemen hemen her işi bu aygıtlar yapıyor. Ev hanımlarına düğmeye basmak bile zor gelmeye başladı. Uzak Doğu ülkelerinin çan çin çonları yakında ev robotlarını çıkarınca kadınların hiçbir işi kalmayacak. Sadece ayda 8-10 güne gidip tıkınma işleri kalacak...  

     

    Bu satırları karalayan, orta yaşları süren bir "siyah Türk" olarak adını andığım ahşap gereçlerin tümünü gördüm ve kullandım. Kara saban ile tarla sürmek, düven ile buğdayları samana dönüştürmek, dübekte bulgur yapmak, gaz lambasında ders çalışmak, eşek sırtında yaylaya gitmek... Yani Taş Devrini de gördüm, elektronik çağının nimetlerini de...

     

    Kimi insanlar bana pek nankör, tarihinden kopuk gibi gelmeye başladı...  Geldikleri yeri, eski günlerini, açlığı, kıtlığı pek çabuk unutuyorlar. Şımarık Yahudi zenginleri gibi yaşamaya hemen dalıyorlar. Son 10 – 15 yıldır çevremde bulunan X, Y, Z kuşağının tıfıllarının şımarık, ukala, kibirli, görgüsüz, abullabut, elini ayağını nereye koycağını bilemez olmuş, fıçılaşmış, çalışmayı sevmeyen Amerikan, İngiliz Yahudilerinin kültürünü benimsemiş kuşaklar bizi yeni bir Taş Devrine sürükleyecek diye korkuyorum.

     

    Her giysisi markalı, elinde kocaman telefon, dövmeler, küpeler, jöleli saçlar, sürekli sosyal ağlarda gezinmeler... Parklarda, kafelerde, yollarda, otobüslerde elinde kitap, gazete, dergi taşıyan kalmadı. Kız olsun, erkek olsun herkesin glik glik sesleri çıkardığı bir döneme geldik.

     

    Einstein adlı bilgin, "3. dünya savaşını bilmem ama 4.'sü kazma kürekle olacak" derken sanırım bizim halimize baktı... Şöyle ki, bu tüketim, marka, lümpenlik çizgisini terk etmezsek kul/köle bir topluma dönüşüp yeniden taş devri koşullarına düöneceğiz. (Bu satırları okuyan liberal, modasever, tüketimci, parazit, ter dökmenin değerini bilmeyen kişiler hemen sövgüleri sıralayacaklardır.)       

     

    Sözü fazla uzatmadan, okuru sıkmadan sadede geliyorum. Ürettiğinden fazla tüketen bir toplum olma yolunda dört nala ilerliyoruz. Sıcak para adı verilen, dış ülkelerden ülkemize yüksek faiz geliri elde etmek için gelmiş paralar bir gecede kaçıverirse tahtadan yapılmış aletleri bile arar duruma gelebiliriz. Her yıl 60-70 milyar dolar cari açık veren bir ülkede yaşıyoruz. Bunun suçlusu maalesef biziz. Sürekli yeni telefon, bilgisayar, led TV, klima, lüks ithal oto, moda peşinde koşarak ülkenin cari açığının büyümesine katkı sağlıyoruz. Çok basit bir hesap yapalım. Herkes yılda 1000 aşırı lüks dolarlık yabancı mal alımı yapmış olsa ülkenin cari açığı 77 milyar dolar olur...

     

    Asgari ücretle geçinen kimi insanlarımızın elinde görmekte olduğum 1500-2000 TL'lik akıllı olmayan (alık) telefonları sıklıkla görmek beni bu yazıya itti... 

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri Bolu Kamera Sistemleri Tonet Sandalye