Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Üstümde kravat altımda eşofman...

Muharrem Demirel

    15 Kasım 2009

     

    m.demirel1071@hotmail.com

     

    Bizim ne padişah gibi fermanımız var, nede Lokman Hekim gibi dermanımız...
    Yalnızca, aktan karadan alana, sazdan sözden anlayana mesajımız var o kadar.
       

     

     

     

    -Hocam deprem olmuş...

    -Sessiz ol, diyorum ama nafile. Çünkü ardından bir ses daha duyuyorum.

    -Muharrem Hocam evler de yıkılmış.

    Dönüyorum bakıyorum Ümit ARIN...

    Hemen otobüsü ilk benzin istasyonunda durduruyoruz. Televizyondan haberleri izliyoruz ve dehşete kapılıyoruz.

    Yıkılan ve yanan evler ve çaresiz insanlar...

    Hemen cep telefonları çalışıyor ve evler aranıyor. Cevap alanlar mutlu alamayanlar panikte...

    Kaptan Salih eve ulaşamıyor, Kaleci Antrenörümüz Abdullah Hoca da....

    Başkanımız Sayın Yüksel CEYLAN'ı aradık telefonla, ardından Sayın Süha ALPARSLAN'ı...

    Gerekli girişimleri yaptılar ve

    -Hemen dönün, dediler.

    Ve döndük.

    Kayseri deplasmanına giderken yaşadık bu olayı.

    Sonrasında Futbol Federasyonu maçlara ara verdi. Ardından geçen zaman içersin de de, depreme maruz kalan şehirlerin takımlarına, "hakları saklı kalmak", kaydı şartıyla ligden çekilebilme hakkını verdiler.

    Çoğu çekildi.

    Ancak Bolusporlu yöneticiler tarihi bir kararla karşı karşıya kaldılar.

    Ya hiçbir sosyal aktivitesi kalmayan ve psikolojik çöküntü yaşayan Bolu insanını kaderi ile baş başa bırakacaklardı, yani ligden çekileceklerdi,

     Ya da, bu moral çöküntüsünden uzaklaşmalarına katkı sağlayabilmek için sorumluluk alacaklardı. Yani, "Devam" diyeceklerdi.

    Ve müthiş bir karar aldılar, küme düşme pahasına da olsa Bolu insanına psikolojik destek vermek için DEVAM dediler.

    Dediler de evleri yıkılmış, işleri durmuş olan Bolu'da, hayatın normal akışına dönmesi ve de yıkılanların yeniden yapılması, çöken umutların yeniden canlanması için idarecilerin işlerinin başında kalması gerekiyordu.

    Gerekiyordu da çadırlarda yaşayan Bolu halkı gibi Bolusporlu futbolcularında çadırda kalması, antrenman yapması mümkün değildi ki.

    Ne yapılacaktı?

    Takım il dışına çıkacak kampını yapacak ve maçtan maça Bolu'ya gelerek Bolu insanının günlük yaşantısına dönmesine katkı sağlayacaktı.

    Herkes gibi bende ailemi barındıracak yer arıyordum. Bu zor zaman da ailemin sıkıntılarını paylaşmak istiyordum.

    Takım ANKARA GÖLBAŞI'na gitmiş ben yukarıdaki nedenlerden dolayı gidememiştim.

    Bir akşam, itfaiyenin önündeki çadıra Bolusporlu idareciler tarafından acele çağrıldım.

    Belediye Başkanımız ve Boluspor Kulübü Başkanı Sayın YÜKSEL CEYLAN, İkinci başkanımız Sayın SÜHA ALPARSLAN ve Genel Kaptanımız Sayın VEDAT GÜLER bana aynen şunu söylediler.

    "Muharrem Hoca takıma katılmanı istiyoruz. Bu şartlarda bizden hiçbir idarecinin takımla gitmesi mümkün değil. Biz Bolu insanı adına senin takımla beraber olmanı diliyoruz. Üstünde KRAVAT yönetimi temsil edeceksin, altında EŞOFMAN olacak, antrenörlük yapacaksın."

    Ne yaptık?

    Eşim, "Gitme, sana ihtiyacımız var" Çocuklarım, "yanımızda kal. Bizi yalnız bırakma" demelerine rağmen, ailemizi dinlemedik. "Amme hizmetidir dedik."

    Eşimizi, çocuklarımızı yalnız bıraktık. Ve gittik. (Basit bir karar olarak değerlendirilmemeli. O dönemi hatırlayanlar depremin sıkıntılarını çok iyi anlarlar. Zor zamanda eşinin dostunun yanında olmasının büyük bir moral motivasyon kaynağı olduğunu bilirler.)

    Sonra ver elini GÖLBAŞI, ardından İstanbul RİVA, ardından ANTALYA ve Ardından Gerede GREEN PARK.

    Antrenmanlarımızı dışarılarda yaptık maçlara Bolu'ya geldik.

    Yeri geldi Abdullah Hocam yanında taşıdı evladı ANIL'ını yeri geldi, ben taşıdım deprem korkusu yaşayan kızım NESLİHAN'ı...

    Acılarla ve çilelerle geçirilen bir sezondu 1999-2000 sezonu.

    Ama mutluyduk. Çünkü Bolu insanının deprem psikolojisini üzerlerinden atmaları için BOLUSPOR olarak katkı sağlıyorduk.

    Maçları sessizce seyreden Bolulu taraftarlar, sezonun ortasında takımın aleyhine bağırmaya başladıklarında, ALDOĞAN ARGON Hocamızla aramızda şöyle bir diyolog geçmişti.

    -Muharrem Hoca Bolu'ya geçmiş olsun.

    -Niye? Diye sormuştum hoca ya,

    -Baksana hakaret etmeye başladılar. Bu Bolu'nun normal haline döndüğünün, deprem psikolojisinden uzaklaştıklarının işaretidir. Diye cevap vermişti.

    Sezonun sonlarına doğru geldiğimizde, "Muharrem Hoca bu zor dönemde takımın başında gittin, bizim adımıza futbolcuların maddi ve manevi sıkıntıları ile ilgilendin, çoluğundan çocuğundan uzak kaldın. Seni tebrik ediyoruz" diye bir takdir belgesi beklerken, son maçta görevimize son verildi.

    Aynı şoku Abdullah Hoca da yaşadı

    Gönül kırgınlığımız olmadı mı? Oldu! (Bu kırgınlık bana EŞŞEKNAME ismini verdiğim 30 kıtalık bir şiir bile yazdırdı)

    Psikolojik çöküntü yaşamadık mı? Alǎsını yaşadık!

    Küstük mü? Hayır!

    Bize bu görevi veren insanların nasıl ayaklarını öpmediysek, "ayrıl!" dediklerinde de küsmedik.

    Bolu'da yaşayan bizler burada oldukça, Boluspor'da yaşadıkça görevler gelir giderdi.

    Ama Boluspor'a ve Bolusporlular'a küsülmezdi. Çünkü ben, ne ilk ayrılandım ne de son ayrılan olacaktım.

    Bize de sonraki zamanlarda yine görevler geldi gitti.

    Ha, o sezon ne mi oldu?

    İnanmayacaksınız ama sondan bir önceki maçımız olan Ankara Büyükşehirspor maçını kazanmış olsaydık, bir hafta sonra kendi sahamızda küme düşmesi kesinleşen Kasımpaşa ile şampiyonluk maçı oynayacaktık.

    Ancak Ankara'da yenildik. (O şartlarda 100 maç yapsaydık yine yenemezdik. Çünkü öncesinde ve saha içinde akıllara gelmeyecek baskılar yaşamıştık.) Kasımpaşaspor maçına ise küme düşmemek için çıktık.

    Sonra Ankara Büyükşehirspor 53 puanla ligi birinci tamamladı, biz 50 puanla lig de kaldık. Pendikspor ise 49 puanla küme düştü.

    Bu yazıyı niye yazdık?

    Hem 12 Kasım 1999 depremi, hem de Bolulu hocalar olarak zaman zaman gönüllerde yaşadığımız depremler aklıma geliverdi.

    MADDİ gücünüz varsa yıkılan binaların yerine hemen yenileri yapılıyor,

    Gönüllerdeki yıkımlar da tamir oluyor. Ama o da MANEVİ güç gerektiriyor,

    O da Bolulu hocalarda bolcana var.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak