Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Al kara kuru siyahını...

Muharrem Demirel

    9 Eylül 2013

    Onu ilk Highway de pahalı malların satıldığı bir mağazada gördüğümde, "işte bu" demiştim.
    Ilık bir şeylerin kalbime doğru akıp gittiğini hissetmiştim.
    Hissetmiştim ama!
    O bir okyanustu, bense garip bir dere..
    O nere, ben nere...
    Bunu bilmeme rağmen, beni ona doğru çeken bir şeyler oldu sanki.
    Çünkü duruşu çok asildi, oldukça da güzeldi.
    "Sen garip hocasın, sana yar olmaz vazgeç" dedim kendi kendime.
    Dedim de... Söz geçiremedim gönlüme...
    Tam iki ay dolaştım o zengin güzelin peşinde.
    O da sanki, güzeli gören gözün güzelliğini görmüş olmalı ki; 
    Kayıtsız kalamadı sevgime, beraberliğe adım atıverdik birden bire.
    Aman Allah'ım ne kadar mesuttum artık.
    Türk filmlerindeki zengin kız fakir oğlan aşkı gerçekleşmişti. İkimiz bir fidandık ve Bolu Caddeleri'nde, "ne derler" demelerine takılmadan beraberce mutlu ve mesut dolaşmalıydık.
    Bizi bize yakıştıramayanlara inat; dolaştıkta...
    Biz Akpınarlıyız,
    "Güttüğümüz üç davar ıslığımız dağları aşar." derler ya, öyledir havamız.
    Artık onunla çarşı pazar yan yanayız.
    "İzzet Baysal Caddesi şen misin yukarı çarşı sen misin?" demedik gezdik,
    Ben nereye, o oraya; o nereye ben oraya günümüzü gün ettik.

    Tarih; 07.09.2013 
         Nazar mı değdi ne?
         Pembe hayallerle ayakların yere basmadığı bahar ve uçarı yaz aylarından sonra
    ayakların tekrar gerçeklerle temas etmeye başladığı bir eylül ayıydı.
    Ağaçlardan gazeller sarı sarı dökülürken, sanki hazan ve hüzün'ü yaşatıyordu.
    Kalıcı konutlara ikindi namazı ve cenaze namazına gidişimiz mutlu beraberliğimizin sonu oldu.
    Namaz çıkışında bıraktığım yerde o yoktu...
    Ya yanlışlık olmuştu, ya da alıp götürmüşlerdi; çökertmişlerdi ısssıza.
    Tanrım ne kadar behtbahttım.
    Bana bırakılansa aynı markaydı, aynı numaraydı, ama kara kuru bir şeydi.
    İster istemez giydim ayağıma,
    Giydim de...
    Baktım "aşağı" diyorum yukarı gidiyor,
    "Yukarı" diyorum aşağı gidiyor. Açıkçası bu beraberlikte pek uyumlu olmuyor.
    2 gün gittim aynı camiye, lakin ne gelen vardı ne de giden,
    Ne de panoya bıraktığım telefon numarasına "alo" diyen.
    Aynısından alayım dedim. Gittim o pahalı mağazaya, bulunmuyor.
    Açıkçası bu durum biraz da zoruma gidiyor.

    Aşağıdaki fıkra da sanki bu yazının konusuna uyuyor.
    "Bir gün Nasrettin Hoca,
    Dere kenarında abdest almaya durur; adabınca.
    Ayakkabı düşer suya, su alır gider.
    Hocamız koşar peşinden ama yetişemez, çekilir bir köşeye abdestini feda eder.
    Sonra dereye dönüp;
    Al abdestini ver papucumu" der.

    Birader; ayağa düşecek kadar yazı yazdırdın ya bana, helal olsun sana.
    Ama şunu bil ki; o ayakkabılarda seninle gitmez her yola.
    Kısacası;
    Senin ayakkabılar, benim zevkime uymuyor,
    Abdestimi de bozdum, gel caminin önüne;
    Al kara kuru siyahını, ver benim o güzel lacivert-taba aşkımı.

                                          
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak