Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Ümit ve Can

Muharrem Demirel

    12 Ekim 2009

    m.demirel1071@hotmail.com

     

    Bizim ne padişah gibi fermanımız var, nede Lokman Hekim gibi dermanımız...
    Yalnızca, aktan karadan alana, sazdan sözden anlayana mesajımız var o kadar.   

    2007-2008 sezonunda Giresun deplasmanındayız. Maç öncesi toplantı erken bitti. Giresun'da dolaşıyorum.

    Baktım taraftarlarımız var. Sohbet ederken polis geldi ve stadın önüne gitmemiz için zorladı.

    -Hemşerilerimizi rahat bırakın onlar bizim kardeşimiz.

    Döndüm Giresunlu bir esnaf, bizi sahiplenmişti.

    Teşekkür ettik ve ayrıldık. Taraftarlarımızın kimi yemeğe gitti, kimi de vakit geçirmek için kahveye.

    Pazar günü evden çıktım maça gidiyorum. Her taraf yeşil beyaz kaşkollü Giresunspor taraftarları ile dolu.

     Kimide YARENLER'le kol kola girmiş maça beraberce gidiyorlar.

    Çarşıda hareketlilik var.

    Bir Giresunlu marketten çerez alıyor, 3'ü 5'i yemek yemekte, bir grupta kahvede...

    Dostluklar pekiştiriliyor, alış veriş oluyor, beldeye ayrı bir canlılık geliyor.

    İşte spor buydu.

    Bolu esnafı, Boluspor'u sevecekse bu yönden de sevmeliydi. "Boluspor bana ne veriyor ki benden ne istiyor" yerine, Necip Bey para istemeye ya da yöneticilerle beraber kombine satmaya gittiğinde, "Başkanım sayeniz de biz de kazanıyoruz. Seve seve veririz, seve seve alırız" diye düşünmeliydi.

    Ne o öyle!

     Kayseri'ye git. Maç saatine kadar şehir dışında bekletil, maçtan sonra da otobüslere bindirilip gönderil.

    Kayseri'ye gelip de kendisinden bir kangal sucuk, 250 gram pastırma satamayan esnaf Kayserispor'u niye sevsin ki.

    Ya da Kocaeli'nden gelenlere, Bolu şekerini satamayan Bolulu esnaf Boluspor'u niye sahiplensin ki.

    Ne demişler sev beni seveyim seni.

    (Bu arada GİRESUNSPOR'la dostluk kurulmasına vesile olan YARENLER'e de bir teşekkür borçluyuz herhalde.)

    Çektiğimiz bu peşrevden sonra maça gelecek olursak

    Hafta boyunca Boluspor'da, OPERASYON lafı bolca konuşuldu.

    Hakikaten Giresunspor maçı kadrosunda bir operasyon yapılmıştı.

    Ama zorunluluktandı. Sakatlar bizi böyle bir operasyona zorlamıştı.

    Coşkun Hocamızı ben çok fazla tanımam ama duyduğum kadarı ile zekâsı, sosyal birikimi, futbol bilgisi ve tecrübesi ile tanınan bir isim. Ancak sıra dışı yaklaşımları ve tercihleri nedeniyle de tartışılan bir hoca. Aşırı risk aldığı hatta risklerin bazen "Rus ruleti", kimliğine bile dönüştüğü bir gerçek.

    Ancak hocamızın sistem konusunda inançsızlığı olmasa ve klasik bir oyun düzeninde bu takımı oynatsa ve takım kadrosuyla fazla oynamasa, oyun içersinde futbolcuların yerlerini devamlı değiştirmese belki de kaybettiği maçları alır ve de bu kadar başı ağrımazdı.

    Her neyse

    Hani Hocamız diyordu ya "Benim Z planım bile var" diye.

    Bu kazanılan maç, "Z" planının kazandığı bir maç filan da değildi. Bu elde ne varsa onunla çıkılan ve çıkılanlarla da maç kazanılmaya çalışılan bir maçtı.

    Çünkü bu kadar sakat futbolcunun bir arada olduğu bir hafta da, elde ne varsa onunla çıkılmıştı.

    Samsunspor maçında yenilen 3 golden sonra kalemizde EMRAH vardı. (Bence bu da Rus ruleti idi) Ancak o da ilk pozisyonda yan toptan gelen gole engel olamadı. Ve hemen oyunun başında 1-0 mağlup duruma düştük.

    Defans elemanlarımızın üçünün boy ortalamaları fena değil ama rakibi rahatsız edici, dengelerini bozucu hareketlerde bulunmayışları,  OLİVEİRA'ya golü attırdı.

    Bu gol beraberlik için gelmiş olan Giresunspor'un ekmeğine yağ sürdü.

    Oyunu kendi yarı alanlarında kabul ettiler ve üzerimize gelmelerini arzu ettiler. Biz yerden ve ayağa oynadığımız zamanlarda rakip yarı alanda etkili olduk.

    Oyun hâkimiyeti ve kazanma azmi bizdeydi. Orta alandan rahatça geçip rakip alanda gol arayışları içersinde olan taraf bizdik.

    Oyunun hemen başında 1-0 öne geçen Giresunspor ise, planını oynamaktan ziyade, oynatmamaya kurmuştu. Kazandıkları toplarla sürpriz çıkışlar yaparak "denk gelirse ikinciyi atarım" düşüncesindeydi.

    Kalecimiz Emrah'a doğru dürüst top zaten gelmiyordu. Ama Giresunspor Kalecisi Eser'in durumu da Emrah'tan çok farklı değildi. Zaman zaman çekilen şutlarla, ya da yandan gelen cılız ortalarla O'nu da çok fazla zorlayamıyorduk. Ceza sahası içersine kadar gelip orada istediğimiz pozisyonları bulamıyorduk.

     Serdar'ın yerine giren ÜMİTCAN'ın attığı gol takımımıza beraberliği kazandırdı. ÜMİTCAN'ın attığı gol bu maç için önce ÜMİT sonra CAN oldu.

    Ardından da olmaz oldu.

    "Maç kazanmak için donanımların olacak ama ŞANSIN da olacak" sözü ispatlandı. Attığımız ikinci gol tam böyle bir goldü.

    Ümit beklediğimiz futbolculardan eksik bir kadro ile bu maça çıktığımız bir gerçek. Bir Lokman'dan, bir Ümitcan'dan çok fazla şeyler beklememiz haksızlık olur.

    Ancak kalitelerini geçmiş sezonlarda ispatlamış, kariyerleri ve isimleri olan futbolcularımızın, ne yazık ki isimleri ile oynadıkları oyunlarının doğru orantılı olmamaları da kendilerinden çok şey bekleyenlere haksızlık oluyor.

    Eğer bu maçı bu oyunla Giresunspor kazanmış olsaydı ayıp olurdu. Berabere kalmış olsaydık, çalkantılardan kurtulamazdık. Kazanmış olmamız da inşallah kucaklaşmalara vesile olur.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak