Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Hafız İsmail ile Hafız Düriye

Muharrem Demirel

    20 Temmuz 2015

           Hafız İsmail ile Hafız Düriye

    Aşk nedir?

    Sormuşlar "Aşk nedir" diye.

    Âşık, şöyle derinden bir "ahhhhh" çekmiş ve "aşk, acı çekerken mutluluk duymaktır" demiş.

    İşte böyle...

    Aşk, insanoğlunun yaradılışından itibaren hep olmuş, Mecnunları Leyla için çöllere düşürmüş, Şirinler için Ferhatlara dağları deldirmiş.

    Kitaplara konu olmuş aşkın bir örneği de 1800'lü yıllarda Bolumuz da Çıkınlar Köyü'nde (Çıkınlar Mahallesi) yaşanmış. Ve Zekai KONRAPA'nın Bolu Tarihi Kitabı'nın satır aralarında yer almış.

    Bakalım neler olmuş...

     

    Çıkınlarlı Tevfik Bey

    1800'lü yılların Ramazanlarında ziyafetler vermek, zengin konaklarında imamlar tutmak gibi milli ve dini ananeler köylere, köylerdeki zenginlere kadar yayılmış.

    Çıkınlar Köyü'nde de Tevfik Bey adında bir derebey yaşarmış.

    Malsa mal, para ise para alabildiğince zenginmiş.

    Paranın itibar görmediği yer mi var?

    Tevfik Bey'inde hükümette sözü geçer, jandarma ve tahsildarlara kendini saydırırmış.

    Zenginliğinin yanında, bir tarikata bağlılığı ve dervişliği de itibarına itibar katarmış.

    Rivayete göre, midilli cinsinden küçük bir hayvana biner, köyden çarşıya gelirmiş. Kalaycılar çarşısından (bugün Bolu Belediyesi'nin olduğu yer) özellikle geçer, kostaklanarak zenginliğini herkesin görmesini istermiş.

     

    Kızıma hocalık yap

    Çarşıda zenginler Ramazanlarda ziyafetler verirlerken, paralarına kıyıp imamlar tutarlarken, Çıkınlarlı Tevfik Efendi ziyafetler vermesin mi, hafızlar tutmasın mı?

    Şehirlide olan Tevfik Bey de olmasın mı?

    Hemen Göynük'lü Hafız İsmail Hakkı Efendi'yi konağında görevlendirmiş. Hafızın güzel ve tatlı sesini gelenlere dinlettirdiğinde gurur duyarmış. Ama hafızı da bir ayrı severmiş.

    Sayılı gün değil mi, ziyafetlerdi sohbetlerdi derken, günler gelmiş geçmiş on bir ayın sultanı Ramazan bitmiş.

    Bitmiş bitmesine de, Tevfik Efendi, Hafız İsmail Efendiyi göndermemiş. Ondan kızı Düriye Hanım'a Hocalık yapması için kalmasını istemiş.

     

    Sevgileri filizlenmiş aşk olmuş

    Eeee erenler! İstemiş istemesine de, olanlar ondan sonra olmuş.

    Hafız İsmail Hakkı Efendi, Düriye Hanım'a sevdalanmış. Düriye de O'na...

    Bu münasebet ve yakınlık iki gencin ruhunu derin bağlarla bağlamış. Temiz ve masum bir sevgi başlamış.

    Uçsuz bucaksız bir çölde, suya hasret kalmış insanların pınara koştukları gibi koşmuş, iki gencin gönülleri birbirlerine.

    Çorak toprakların rahmetle buluşmayı beklediği özlem misali, sevgi yağdırmışlar birbirlerinin üzerlerine.

    Allah'ın kitabını daha bir şevkle okuyup, gazelleri daha büyük bir aşkla söyler olmuşlar, coştukça coşmuşlar.

    Sevgileri filizlenmiş, aşk olmuş.

    Yetmemiş, kara sevda olmuş, gönüllerine de sığmaz olmuş.

     

    'Münasiptir' demişler

    Hafız İsmail Hakkı Efendi İslam usul ve ananesine saygılı ya, gitmiş büyüklerine; "Efendim, ben ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim evin kızına âşık oldum. Gönlüme söz geçiremiyorum, ne buyurursunuz" demiş.

    Dinlemişler...

    Ve bu masum isteğe saygı göstermişler. Hoş karşılamışlar, "münasiptir" demişler.

    Aralarında toplanıp Çıkınlarlı Tevfik Bey'in evine varmışlar. "Allah'ın emri, peygamberin sünneti ve İmam-ı Azamın içtihadı ile" babasından Hafız Düriye'yi, Hafız İsmail Hakkı Efendi'ye istemişler.

    İstemişler istemesine de, Hafız'ın talebi, kızın babası tarafından şiddetle reddedilmiş.

    Çıkınlarlı Tevfik Efendi kükremiş. "Efendim davul bile dengi dengine çalarmış."

    Sonun da Hafız konaktan çıkarılmış.

     

    Tevfik Bey taş, Tevfik Bey sağır

    Hafız İsmail Hakkı Efendi ve Hafız Düriye'nin önüne geçilmez aşkları Leyla ile Mecnun misali Bolu da kulaktan kulağa yayılmış, anlatılır olmuş.

    Şehrin ileri gelenleri, şeyhleri dervişleri, hacısı hocası işlerini güçlerini bırakıp, "Bu iş böyle olmaz, iki genç birbirine sevdalanmışlar, birbirlerine bağlanmışlar. Bizim görevimiz bu iki genci birleştirmektir" demişler.

    Tevfik Efendiyi yumuşatmak için ellerinden ne geliyorlarsa yapmışlar.

    Ancak nafile!

    Tevfik Bey taş, Tevfik Bey sağır!

    Çıkınlarlı Tevfik Bey, "Nuh demiş, peygamber dememiş" Hafızı kendisine damat yapmayı şahsi asaletine yakıştıramamış. "Gazel okuttuğum bir hanende, ailemizin içine girebilir mi, bize emsal olabilir mi" Diyerek kızı Düriye yi kesinlikle, İsmail Hakkı'ya vermeye yanaşmamış.

    Çaresiz kalmış âşıklar...

    İki hafızın aşklarını Bolu duymuş ama Tevfik Efendi duymamış. Kaya gibi sert yüreği yumuşamak bilmemiş.

     

    Benim selamı İsmail Hakkı'm versin

    Gel zaman git zaman Çıkınlarlı Tevfik Efendi kızını bir memurla evlendirmiş.

    Kendisi kendisinde olmayan, ne yana baksa İsmail Hakkı'sını gören Hafız Düriye, düğünden 27 gün sonra, genç yaşında ve gözlerinden yaşlar akıta akıta şairin dediği gibi, "Bir yere kadar yaşamak güzel. Ama bir yerde ölüm daha güzel" diyerek, "elveda" demiş dünyaya.

    Çünkü Tevfik Efendi yüz bin cefa etse de,

    Düriye, İsmail Hakkı yı, "yer ve gök aşkıma şâhid olsun" diyerek, sevmiş bir kere: 

    Bolu Bolu olalı böyle bir aşka, böyle bir sevdaya tanık olmamış.

    Bolu üzgün, Bolu da yaşayan âşıklar üzgün...

    Ama sonrası daha bir hüzün vermiş, içleri dağlamış

    Hafız Düriye'nin ölmeden önce bir vasiyeti var ki, âşıkların yüreği dayanmamış.

    Demiş ki; "Eğer ölecek olursam benim selamı, dünya da kavuşamadığım İsmail Hakkım versin."

     

    Hafız üzgün Hafız perişan

    Acı haber İsmail Hakkı'ya ulaştırılmış. Hafız üzgün, Hafız perişan, Hafız bitkin, Hafız çaresiz...

    Nasıl olmasın ki!

    Düriye'nin ölüm salasını vermek kolay mı?

    O zaman Aktaş dergâhında, (şimdiki Aktaş Camisi'nin olduğu yer) ikamet etmekte olan İsmail Hakkı Efendi, gözyaşları içersinde minareye çıkmış, bir sala vermiş, bir sala vermiş ki, duyan ağlamış, duyan koşmuş.

    Hafız Düriye ile Hafız İsmail Hakkı Efendi'nin masum aşklarının akıbetini, bütün Bolu Halkı duymuş.

    Sevdiği Düriye'sini toprağa veren İsmail Hakkı Efendi, yüreğine taş basmış ama can hasret kadehini içer olmuş, göz ayrılık gözyaşlarını döker olmuş ve Bolu'yu terk edip Şam'a yerleşmiş.

     

    Her Fatiha iki âşık kavuşturur

    Ya dostlar işte böyle, aşk; insanoğlunun yaradılışından itibaren hep olmuş.

    Zaman zaman sevenler birbirlerine kavuşmuşlar, ama zaman zaman da Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi, gönül bahçelerinde birbirine uzanan ama birleşemeyen çiçekler misali, eriyip gitmişler.

    Hafız Düriye ve Hafız İsmail Hakkı Efendi misali...

    Hafız İsmail Hakkı'nın mezarı nerededir bilinmez.

    Ama Hafız Düriye, Çıkınlar Mahallesi mezarlığındaki istirahatgahında âşıkların duasını bekler...

    Okunacak bir Fatiha, ahir âlemde ki Hafız Düriye'nin de,

    Bu dünya da birbirlerini sevip, hasret çekenlerin de,

    Çıkınlarlı Tevfik Bey gibilerin de gönüllerine yağan rahmet olur.

    Bakarsınız, her okuduğunuz Fatiha iki âşık kavuşturur.

    Kim bilir? 

    Kaynak: Zekai Konrapa'nın Bolu Tarihi kitabı.

     

                                                                                 

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak