BolununSesi, Bolu Halkı'nın vicdanının sesidir

Çevre dersleri eğitim sistemimize ne zaman konulacak?

Yeşim Seçen

    28 Ağustos 2012

         Ülkemizde her gün, 70 bin ton civarında evsel atık çöpe atılıyor yani günde 70 bin ton çöp üretiliyor. Elbette çöp diye elden çıkartıyoruz ama her atığı çöpe mi atıyoruz? Tabi ki hayır; kolayımıza nasıl geliyorsa ve nereyi bulduysak oraya atıyoruz.

          Örneğin, az önce yüzerek serinlediğimiz ıssız ya da az kullanılan bir deniz sahiline, kumsala, piknik yaptığımız ormanlara, korulara ya da mesire alanlarına, çayırlara, oyun parklarına, hareket halindeki otomobilimizden yollara, yolların kenarlarına, dere vadilerine, yamaçlara ve hatta, dolaşmak için çıktığımız (trekking demeyeceğim çünkü onların bu konuda duyarlı olduğunu biliyorum) dağlara, tepelere, milli park alanlarına, korunan alanlara, aklımıza gelen her yere çöp atıyoruz. Deniz, göl, gölet, dere, çay, ne bulursak plastikle, metal kutuyla, kamyon tekerlekleriyle, banklarla, akülerle, şişelerle, demir parçalarıyla ve akla gelebilecek her çeşit pislikle doldurduk; buralarda yok yok...
     

           Örneğin, Salacak sahilinde oturduğu bankta gün batımını izleyen ailelerin yedikleri kabuklu yemişlerin (çerez) kabuklarını nereye attıklarını sanıyorsunuz? Elbette oturdukları bankın önüne ya da altına atıyorlar. İçtikleri suyun pet şişelerini de ya oraya bırakıyorlar, ya da denize savuruyorlar. Yani her gün ürettiğimiz 70 bin ton çöpün hepsi çöpe atılmıyor, bir kısmı da çevremizi renklendirsin diye, sağa sola itinayla yerleştiriliyor ve hala bu ülkede, ilkokullardan, hatta anaokullarından başlayarak çevre konusunda neler yapmamız gerektiğini öğrenebileceğimiz bir 'ÇEVRE DERSİ' yok!

          Evet, çevre dersi diye bir öğretim programımız yok ama bu pislikleri elleriyle, naylon poşetlerle kumsallardan, çayırlardan, Erciyes Dağı'ndan toplayan çevre gönüllüleri, mink eller, Kadıköy ya da Salacak sahillerinden ya da bir başka sahilden çıkartan gönüllü dalgıçlar, bu işleri organize eden çevre kuruluşları var...

          73,5 milyon yurttaş kirletmeye devam ettikçe, geri kalan gönüllü 500 bin vatandaş bu pisliğin altından nasıl kalksın, nasıl temizlesin tüm yurdu, dağı, bayırı, ovayı, dereyi, denizi? Bu işin sırrı, bu kirliliğin çözümü, top yekûn bir eğitimden geçmiyor mu?

           Çevre eğitiminin nasıl olacağını düşünüyor kamu yöneticileri ve eğitimi yönetenler, bilemiyorum ama umarım her bireyin kendi kendine aydınlanmasını beklemiyorlardır çünkü bu süreç, yüzyılları alabilir ve kahırlı olur ki, ne ülkemizin ne de gezegenimizin bu aydınlanmayı bekleyecek zamanı hiç yok!

          Aile ortamında bu altyapı zaten yok, ebeveyn bir şey bilmiyor ki, çocuğunu eğitsin yani ebeveyn zaten yanlış örnek. Arkadaş ortamları da geyikle dolduruluyor. Medyanın ezici çoğunluğu, çok satan gazeteler, çok izlenen televizyon kanalları da bu konuda, 'bana mısın?' demiyor. Çok okunan yazarlarımızın büyük bir çoğunluğunun da, bu tür şeyler ilgi alanına girmiyor (çünkü hoş ve estetik yaşam alanlarında bulunmak, sınırlı doğal ortamlarda ve konforlu mekânlarda tatil yapmak onlara yetiyor olmalı). Oysa görmezden geldikleri kepazelik, kirlilik, pasaklılık, yaşam alanlarından 300-500 metre ötede onlara bakıyor. Kısacası, hangi pozisyonda, kariyerde ve alım gücünde olursak olalım (yaşam alanlarımızdan çıkmadan yaşayamayacağımıza göre), pislik, görüntü kirliliği, estetik bozulma az ötemizde duruyor ve bundan kurtuluş yok. Yeryüzü cenneti ülkelere kaçmak da çözüm değil çünkü döneceğimiz yer, kürkçü dükkânı. O halde bu ülkeyi temiz tutmamız gerekiyor.

          Okullarımızın hali ortada, öğretmenlerde ise bu kaygı ve görev zaten yok, çünkü böyle bir ders yok.  Çevre konusunda sınıfta kaldığımızın en açık göstergesi de, yukarıda değindiğim gibi hemen yanı başımızda, az ötemizde duruyor ve bizlere bakıyor.

           İnanmıyorsanız, milli parklarımızın, tabiat parklarımızın görünümüne, akarsu vadilerimizin içler acısı haline, beton borulara hapsedilen derelere, kontrol altındaki bazı plajlarımızı geçelim ama sahipsiz olan deniz kıyılarındaki, sahil şeritlerindeki kirli pasaklı, bol pet şişeli, naylon poşet ve karpuz kabuklu manzaraya, eşsiz tabiatta tatlı virajlarla uzayıp giden yolların kenarlarına (üstelik 7 bin liradan 34 bin liraya kadar para cezası olmasına rağmen) dökülen hafriyat, inşaat artığı ve molozlara bir göz atın, uzun bir kara yolculuğu yaparak, topografyanın nasıl katledildiğine, çirkinleştirildiğine bir bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Adeta doğal ortamları, 'düzenli çöp depolama alanı' gibi kullanıyor, doğayı katlediyoruz . Hele her ilde bulunan dış semtlere, banliyölere (varoş demek istemiyorum) doğru giderseniz, estetik çirkinlik neymiş, görüntü kirliliği nasıl yaratılırmış, bir mahalle bu kadar çirkin nasıl yaratılabilirmiş, tez hazırlayabilecek düzeyde bilgi sahibi olabilirsiniz. Bazı illerimizin ise, adeta kendisi banliyö...

          Eğitim sistemimizde anaokullarından başlayarak, tüm eğitim hayatı boyunca sürecek bir 'ÇEVRE DERSİ' programına acilen gündeme getirilmesi için geç kalındığını düşünüyorum ama bu, çevre dersi konulmasa da olur olarak algılanmamalı yani hala ve gelecek kuşaklar adına sorumluluğumuz var ve bunun için bir şeyler yapabiliriz. Yani, mutlaka eğitim sistemimiz içersinde bir 'ÇEVRE DERSİ' bulunmalı, üstelik en düşük yaştan, 'ağacın yaşken eğildiği' özdeyişiyle başlayarak.

          Bu öylesine bir çevre dersi olmalı ki, kişiyi yaşama hazırlamalı, doğa ve çevre konusunda farkındalık yaratmalı ve bu dersi alan her yurttaşımız birer çevre gönüllüsü, doğa aşığı, yurt güzelliklerinin ateşli savunucusu olabilmeli. Anlayacağınız, papağan gibi ezberletmeyen, doğayı keşfeden, estetik duyarlılığın ve öğelerin kavranabildiği, peyzaj zevkinin verildiği, film, belgesel, slayt, fotoğraf ve fotoğraflama, haber, görsel materyal ve benzeri donelerden oluşan, aktif eylem pratiklerinin yapıldığı bir çevre dersine çok ama çok ihtiyacımız var. Milli Eğitim Bakanlığı'nı bu sorumluluğu almaya, 'ÇEVRE DERSİ' programını acil olarak, önümüzdeki ikinci yarıyıla yetiştirmeye çağırıyorum. Hiç yapmamaktansa geç kalmak da iyidir. Bu arada, 74 milyon insanın çevre değerlerine, doğaya, topografyaya sahip çıkacak bir bilinç seviyesinde olması, bazılarının hoşuna gitmeyecektir ama gezegenimizin geleceğinin yanında bu çıkarcı grupların ne anlamı olabilir!

          Eğer bu işi başarabilirsek, gelecek kuşakların bizi anlayabileceklerini umut etmeye hakkımız olabilir, aksi halde aşağıdaki özdeyişi yaşamak kaçınılmaz olacaktır;
           'Gelecek nesilleri hiç düşünmüyorum, çünkü onlar bizi asla unutmayacaklar' (Henrik Tikkanen, Finlandiyalı savaş karşıtı yazar)...

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak