BolununSesi, Bolu Halkı'nın vicdanının sesidir

Beton cenneti ve yağmalanan kıyılarımız

Yeşim Seçen

    25 Haziran 2012

    Çevre konusunda yazılacak çok şey var, örneğin RİO+20 diye adlandırılan ve 20 yıl aradan sonra, Brezilya'nın başkenti Rio de Jeneiro'da bu yıl ikincisi yapılan, Birleşmiş Milletler Çevre Zirvesi'nde içi boş ama bolca süslü, teknik sözcüklerle dolu olan sonuç bildirgesinden bahsedebiliriz. Bildirge, temennilerle, beklentilerle dolu ama uygulaması zorunlu olmayan bir laf kalabalığı. Bir tek, işi Allah'a bırakan 'dua' kısmı eksik kalmış çünkü o kadarından da çekinmiş olmalılar. Neden derseniz, doğal ortamları gözü kara bir şekilde yok edenlerin, o doğal ortamları yaratandan en azından bu tür konularda isteyebilecekleri bir şey olmasa gerek!

    Rio+20 konusunu bu kadarla geçiştirmek istiyorum asıl bahsetmek istediğim konu, 'BETON CENNETİ'

    Osmanlı İmparatorluğu'nun tarih sahnesinden çekilip, yerine bir başka yapılanmanın oluşturulduğu 1923 yılının üzerinden neredeyse bir asra yaklaşan zaman dilimi geçti. Bu arada onlarca Cumhuriyet Hükümeti de bir biri ardına göreve geldi. Ne yazık ki, bu bir asra yaklaşan zaman diliminde, üç tarafı denizlerle çevrili koskoca ülkeyi; arazi şekillerini bozarak, kıyılarını alt üst ederek, deniz kıyısına kadar beton yapılarımızla inerek, tüm doğal ortamları ama ayrımsız tüm doğal ortamları bozarak, yıpratarak bu günlere ulaştık.
    Doğal ortamlar, deniz, göl ve akarsu kıyıları acımasızca tahrip edilirken, belki de yasalarımızda sorun vardır diye düşünerek, bu konuyu araştırmak istedim ancak bunun böyle olmadığını, bir düzine yasa, yönetmelik, yüksek mahkeme ve yargı kararına rağmen kıyımın yapıldığını, yerel yöneticilerce bu yasaların defalarca ihlal edildiğini gördüm.

    Kıyı Kanunumuz var; kıyıları koruması gereken ve kâğıt üzerinde koruyan. Anayasamız var; kıyıları koruyan ama sahil şeridini korumayan. Kıyı Kanunu ile ilgili değişiklikler var; kıyılarımızı koruyamayan. Anayasa Mahkemesi kararı var; bakın ve bu karara göre kıyılarımızı koruyun diyen ama yine de kıyıları betonlaşan. Sonra, Kıyı Kanunu uygulamasını düzenleyen yönerge var yani yasalarda eksik bir şey yok gibi görünüyor ama kazın ayağı öyle değil.

    Örnek vermek gerekirse, Anayasamızın 43. Maddesi, kıyı ve sahil şeridi tanımlarını vermiş, kıyıları koruma altında tutarken, sahil şeridi dediğimiz ve denizle karanın birleştiği 'sıfır' noktasından başlayarak içerilere doğru uzanan özellikli bölgeyi yani asıl olarak halkın yararlanacağı ve korunacak bölgeyi koruma altında tutmayarak, buraların kullanım uygulamalarını kanun koyucuya ve onun merhametine bırakmış. Sahil şeritlerinin betonlaşarak yitip gitmesin tek nedeni de bu. Yeni anayasa yapılırken, 'Sahil Şeritlerinin' Anayasa şemsiyesiyle korunması mutlaka gerçekleştirilmelidir. Aksi halde, kanunlara rağmen; kıyılar halkın yararına açıktır 'AMA' diye başlayan yorumlarla, betonlaşmadık, bozulmadık,  halkın kullanımına kapatılan bir metrelik sahil dâhi kalmaz!

    Nitekim 1982 Anayasasıyla gündeme gelen 43. Maddeye dayanarak çıkartılan 3621 Sayılı Kıyı Kanunu uygulamalarında sahil şeritleri fütursuzca yapılaştırılmış, daha sonra da Anayasaya aykırılık başvurusu ile iptal edilen bu maddenin yeniden kanunlaşması için geçen dört yıllık sürede, olanlar olmuştur. Oysa koruma alanları net olarak Anayasada belirtilmiş olsa ve iş kanunlara bırakılmasaydı, bugün bambaşka bir kıyı ve sahil şeridi profiliyle karşılaşabilirdik / mi acaba? Yoksa Anayasayı değiştirip, sahilleri yine talan ederler miydi?

    Bu arada elimizde 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 'Çevreyi Kirletme' Başlıklı 41. Maddesi de var. Yerel yönetimler bunu uygulasa, tüm beldelerin eli ayağı biraz düzelir, kirliliği pasaklılığı biraz gider ama çıkar hesapları ve oy alma daha doğrusu bir daha oy alamama korkusuyla bunu uygulamıyorlar. Uygulasalar, çalıştıkları dönemde adam gibi işler yapsalar belki canı yanan oy vermez ama geride kalan on binlerce insan o yerel yöneticiyi bir daha bırakmaz ancak bunu görebilmek için bile vizyon ve idrak gerekiyor.

    Yasal mevzuata kısaca değindikten sonra, elbette başka söyleyeceklerim de var.
    Ege Denizi, irili ufaklı Türk ve daha çok da Yunan Adalarıyla dolu ve bu iki ülke adalarındaki açık fark, derhal göze çarpıyor. Hadi geçelim bizim iyice tahrip ettiğimiz Gökçe Ada, Bozca Ada gibi adalarımızı, Ege ve Akdeniz sahillerimizin çirkin beton silueti dahi, Yunan adalarının yanında kirli pasaklı, zevksiz, göz yorucu, ruh sıkıcı kalıyor.

    Yunan Adaları'nda, izin almadan tek çivi bile çakmak mümkün değil. Yani, doğa ve çevre adına her şey kontrol altında. Öyle, sahile 6-7-8-9-10 katlı ve birbiriyle uyumsuz, ucube yapıları kondurmak mümkün değil. Onun için bu adalar neredeyse tümüyle açık hava müzesi görünümünde ve her bir yönden izlediğiniz manzaraları da tablo güzelliğinde.

    Gözü yoran, görüntü kirliliği yapan hiçbir şeyi göremezsiniz; bunu yapmak isteseniz de yapamazsınız çünkü YASAK! Örneğin, arasanız da reklam tabelası, sağda solda elle yazılmış her hangi bir iz, işaret göremezsiniz. Bizde ise, anıt eserlerde dahi, fotokopicinin afişini, telefon numarasını, adresini, 300 metre ilerdeki restoranın ok işaretini görmek mümkün. Kes arkadaşım Kabahatler Kanunu'na göre bu ilanı yapıştırıp, sağı solu kirletenlere cezayı, bir daha da yapamasın!

    Koylarımıza diyecek yok, masmavi, yer yer yemyeşil ve neredeyse akvaryum gibi, yani avucumuza alarak kontrol edemediğimiz, yasalarla oynayarak hükmedemediğimiz denizi istesek de yok edemiyoruz. Yok edemeyince de, kıyısını kenarını betonlaştırarak, yamaçlarını, sahilini yapılaştırarak, asfalt ve betonla kuşatarak rahat vermiyoruz ama daha fazlası elimizden gelmiyor. Pardon, unutmuşum, hiçbir şey yapamazsak kirletiyoruz,  onu da yapamazsak, koyları hafriyatla, taşla toprakla dolduruyoruz. Yani, bir sahile uzunca bir süre gitmezseniz, yeni ziyaretinizde tanımanız mümkün değil; ya yeni bir yol geçmiş, ya moloz, çöp dökülmüş, ya konut alanı olmuş, ya tel örgüyle çevrilmiş, ya da balıkçı barınağı veya ne olduğu belirsiz başka bir beton kütle konduruluvermiş. Kentlerde yaşanan da bu değil mi; 6 ay gitmediğiniz sokağın adresi değişiyor!

    Bu değişimlerin insanoğlunun ve kendimin üzerinde yarattığı yıkımdan yola çıkarak, bu güzel ülkede hiçbir yere, hiçbir doğa parçasına, hiçbir yurt güzelliğine gönül vermemeyi, bağlanmamayı, daha doğrusu duygusal bağ kurmamayı huy edinmeye çalışıyorum, çünkü yok edildikleri zaman, bunalıma giriyorum. Abartmıyorum, aynen öyle ama bu defa da, doğal ortamları sevmemeye çalışarak başka bir ruhsal çöküntü yaşıyorum. Birileri bu güzel ülkeye kıyıyor ve ben hakkımı bunu yapanlara helal etmiyorum, nasıl olsa öbür tarafta elim iki yakalarında olacak ama bu dünyada da kahrolmazlarsa, içim yanacak!

     


     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak