Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Orman yangınları

Yeşim Seçen

    17 Eylül 2011

          Eldeki verilere göre yurdumuzdaki ormanlık alanların toplamı 21,3 milyon hektar. 1999-2008 yılları arasında yanan ormanlık alan miktarı ise 11,581 hektar yani ormanlarımızın binde 52'si bu 10 yıllık sürede yanmış. Bereket versin, Portekiz gibi bir ülkeyle karşılaştırdığımız zaman bu devede kulak bile sayılmayabilir. Portekiz, aynı sürede, topu topu 3,5 milyon hektar olan ormanlarının yüzde 43'e yakınını orman yangınlarıyla kaybetmiş yani 1,484.210 hektar ormanlık alanı yanmış. Yine de her orman yangını, sonuçları nedeniyle büyük kayıptır, yaşam ve gelecek için çok ciddi bir tehtiddir çünkü 'yok olan her ağaç, insanlığın geleceğinden, dünyamızın yaşam süresinden eksilen bir zaman dilimidir!'
    Son on yılda yani 2000-2009 yılları arasında (son üç seneye bakınca da değişen bir şey yok) orman alanlarımızda çıkan yangınlara baktığımız zaman, sıralamada ilk dördü alan illerimizin turizm bölgeleri olduğu dikkati çekiyor. Orman Bakanlığı verilerine göre orman yangınlarında ilk sırayı Antalya alıyor. Sıcak iklim bölgesinde yer alan bu gözde turizm kentimiz aynı zamanda zengin bir orman örtüsüne de sahip ancak bu eşsiz ormanlar yapılaşmaya engel oluyor olmalı ki, bu ormanlar her yıl yüzlerce hektarı kapsayacak şekilde yakılıyor. Bu tuhaf orman yangınları ise birkaç yerde birden başlayarak, kafa karıştırıcı bir şekilde gelişiyor ve ciğerlerimizi de yakıyor.

          Orman yangınlarında ikinci sırayı, yine tüm dünyanın gözbebeği sayabileceğimiz, Bodrum, Marmaris, Fethiye, Datça, Köyceğiz gibi turizm beldelerini kapsayan Muğla ili alıyor. Buradaki ormanlardaki yangınların çıkış nedenleri de öyle görünüyor ki, turizm ve yapılaşma alanı yaratmak!
    İzmir ilimiz ise bu listede üçüncü sırada. İlk iki paragraftaki açıklamalardan sonra, Çeşme, Ilıca, Urla, Seferhisar, Alaçatı, Karaburun, Selçuk, Efes, Bademli gibi birbirinden güzel beldelere sahip olan bu güzel kentimiz de büyük bir olasılıkla aynı nedenlerle ormanlarını kaybediyor.

          Dördüncü sırada ise, Ayvalık, Erdek, Akçay, Gönen, Edremit, Burhaniye, Ören, Altınoluk, Manyas gibi birbirinden şirin yerleşim bölgelerine sahip olan, Kaz Dağları'yla soluklanan, hem Ege hem de Marmara Denizi kıyısında yer alan Balıkesir var. 'Altın arıyoruz' söylemiyle altı üstüne getirilen, toprakları ve suları siyanüre bulanan, adına uyarcasına her karışı 'Kaz'ılan ve tüm ulusu da 'Kaz' yerine konulan Kaz Dağları zaten yaralı. Bir de orman yangınlarıyla işi çığırından çıkartarak yeni yerleşim alanları yaratmaya çalışmak affedilir şey değil elbette.
    Sıralamadaki bu dört ilimizi sırasıyla; Çanakkale, Kütahya, Adana ve Bursa izliyor. Dikkat edilirse, tüm bu iller sürekli gelişen, turizm altyapısı olan ve orman alanınca zengin illerimiz. Yani yak yak bitmeyecek bir altyapıları var gibi görünüyor ama elbette durum böyle değil. Bir uçtan öbür uca yani batıdan doğuya, kuzeyden güneye bir zamanlar orman olan Anadolu'yu bitirebildiğimize göre yakında ağaçları da müzelerde göreceksek, şaşırmamalıyız!

          Bu arada orman yangınları listesine yani ilk 10'daki sıralamaya giremeyen ilimiz İstanbul da dikkatlerinizden kaçmamış olmalı! İstanbul'da pek orman yangını çıkmaz ama zaten çıkmasına da gerek yoktur. Çünkü zaten kent merkezlerinde orman denilen yaşam biçimi kalmamıştır. Kentin akciğerleri olan Kuzey- Karadeniz Ormanları ise, depremden kaçıştı, arsa spekülasyonuydu, emlak dergilerinin yanlış yönlendirmeleriydi, gazetelerin emlak ilavelerinin, televizyonların emlak programlarının 'eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmeleriydi', köprüydü, yoldu, barajdı, kanaldı, residence'dı, siteydi, konaktı derken tümüyle bitkisel hayata giriverdi. İşte bu nedenlerle İstanbul'da pek orman yangını çıkmaz ama yine de İstanbul bu listede 11. sıradadır!

          Sıradan vatandaşlardan tutun da, kanaat önderlerine varıncaya kadar ezici bir çoğunluğun düşüncesi, turizm bölgelerindeki orman yangınlarının yeni yerleşim alanları yani rant alanları yaratabilmek için çıkartıldığı şeklinde. Belli ki turizm bölgesi olmak, ormanlar açısından ciddi riskler taşıyor! Orman Bakanlığı'na göre ise yanan orman alanlarına bir çivi bile çakılamıyor (!) Peki, o halde ülkemiz, orman alanlarını her geçen gün neden küçültüyor? Bu kundakçılar, yanan bu ormanlara çivi bile çakamıyorsa ormanları neden yakıyor? Kazın ayağı öyle değil mi yoksa?
    Sadece orman yangınları ve bunların çıkış nedenleriyle boğuşsak iyi ama iş bu kadarla da bitmiyor. Bir de maden alanları ruhsatı alan firmaların tahribatı, yol, baraj ya da bilmem ne tesisi yapımı nedeniyle bağrı delinen ormanlık alanlar ve yok olan doğal ortamlar, 'tarla açıyorum, fındık dikiyorum, anız yakıyorum, ev yapıyorum' diyerek bireysel olarak çalışan vatandaşlarımızın girişimci ruhu var. Ve elbette terör adına bindiği dalı kesenler. Bu arkadaşlar, Türkiye'nin değil de, tüm dünyanın ortak değeri, doğal mirası olan ve tek amacı oksijen üretmek, iklimi düzenlemek, sıralayacağımız beş, altı düzine nedenden dolayı sağlığımızı yeniden yaratmak olan ortamlara zarar verdiklerinin farkındalar mı acaba?

         Ayrıca görüyoruz ki, üç sene hatta iki veya bir sene sonra yeniden gittiğimiz bir yöre yeşilimsiliğini yitiriyor, yöreyi saran orman alanları sitelerle, villalarla ve tuhaf apartmanlarla mantar misali bezeniyorlar. Örnek vermek gerekiyorsa, ülkenin en büyük kentinden yani İstanbul'dan herhangi bir araçla Anadolu'ya doğru yola koyulduğunuz ya da Anadolu'dan İstanbul'a doğru yaklaştığınız zaman, özellikle Sapanca Gölü'nün kıyısında kalan orman alanlarına, göz alabildiğine uzanan koruma altındaki eşsiz dağlara şöyle bir göz atın. Gördüklerinize inanamayacaksınız! Site ve villalar neredeyse zirveye varmış! Hemen her tepenin ormanı işgal altında! Merak ediyoruz, bu ormanlara imar izni nasıl veriliyor? Bu bölge Orman Bakanlığı'nın bilmem kaç Numaralı Bölge Müdürlüğü'nün ilgi ve koruma alanına girmiyor mu? Kimseyi kırmak istemem ama bu ilçede ve bağlı olduğu ilde yerel yöneticilerimiz yok mu? Ya Çevre Bakanlığı ne yapıyor ya da onun Bölge Müdürlüğü?

          Karadeniz'e yolu düşenler, Akçakoca ya da herhangi bir sahil boyunda, dağların arasında yol alanlar ormanlara bir göz atsınlar. Devletin yani tüm ülkenin olan ormanların içerisinde açılmış bulunan dönümlerce fındık bahçelerini de göreceklerdir. Bunlar da bu işi nasıl beceriyor, hiç kimse, 'ne oluyor kardeşim, sen de nereden çıktın, kimsin, neyin nesisin, dur bakalım?' demiyor mu bu açıkgözlere?
    Kuşkusuz iş yani yıkım Sapanca, Akçakoca, Muğla, Antalya, İzmir ve Balıkesir vb gibi illerimizle sınırlı değil. Hemen her ilimizde orman yangını çıkıyor, çıkartılıyor. Orman bulunan, koşulları uygun olan her bölgede tarla açılıyor, anız yakılıyor, yapılaşma girişimleri ve göz yummalar oluyor.

          Araştırma sonuçları, orman yangınlarının çıkış nedenlerinin yüzde 91'lik oranla insan kaynaklı olduğunu gösteriyor. İhmal, dikkatsizlik, kasıt gibi nedenlerle çıkan bu yangınlarda doğanın payı sadece yüzde 9'dur.
     

          Orman yangınlarında en önemli neden insan ve insan unsurunda en önemli suçlu da, eğitimsiz ya da eksik eğitimli kişiler. Şimdi burada can alıcı bir soru ve bunun cevabı karşımıza çıkıyor; 'bu insanlar nasıl eğitilir de, eğilip bükülerek, doğa için zararsız hale getirilebilir?'. 'Bu insanların bir şeyler okumasını sağlayarak, onları eğiterek' dediğinizi duyar gibiyim ama bu doğru cevap değil. Zaten sorun bir şeyler okumuyor olmaları. Okumayan insanları, gazetelerde, kitaplarda, dergilerde, broşürlerde yazan bilgilerle aydınlatmanız mucizeden farksızdır! Bu insanlar ancak görerek, yaşayarak, camide hocadan dinleyerek, kahvehanede bilgilendirilerek, televizyonda izleyerek olayı halledebilirler. Televizyonda bu tür aydınlatıcı bir konuyu izlemeleri için de tüm kanalların aynı anda eğitsel bir yayın yapması gerekiyor. Aksi halde ucuz bir diziyi izlemek, kötü bir video filmine bakmak için kanalı değiştirecekler ya da televizyonlarını kapatarak işin içinden sıyrılacaklardır.
    Burada en makul seçenek, ibadethaneler ve cemaatler gibi görünüyor. Eğer bu tür sosyal organizasyonlar işi ciddiye alırlarsa, milyonlarca insanımız çevre, doğa, orman yangınları, ağaç, bitkiler vb. konusunda çok ciddi bir şekilde yönlendirilebilir ama bunun içinde elbette kararlı olmak, yüzeysel olmamak ve öncelikle de anlatıcıların bu konularda bilinçli ve kararlı olmaları gerekiyor.

         Nereden başladık, nereye vardık ama her yaz mevsiminde saman çöpü misali yanan, yakılan ormanları gördükçe, her seyahatte doğanın, ormanların, ağaçların yerlerini daha fazla betona, çeliğe, plastiğe ve asfalta bıraktığına şahit oldukça 'bir şey yapmalı' demeden edemiyoruz. Evet, bir şey, hatta çok şeyler yapmalı, daha da geç olmadan.

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak