BolununSesi, Bolu Halkı'nın vicdanının sesidir

Dünya çevre günü

Yeşim Seçen

    4 Haziran 2012
         Çevre, çevre, çevre! Son bir, iki yılın en popüler sözcüğü bu olsa gerek. İstemesek de duyduğumuz, ilgilenmesek de kulağımıza fısıldanan, görmezden gelmeye çalışsak da gözümüzün içine sokulan beş harflik, kısa ama etki olarak hepimizi, dünyamızın bugününü ve yarınını ilgilendiren çarpıcı sözcük!
    Bu sözcük öylesine hayatımıza bulaştı ki, uygarlık ve uygarlığın temsilcisi tüm ülkeler,  çevre değerlerini (geleceğimizi etkilemesi nedeniyle), yasalarla, komisyonlarla, uluslar arası toplantı ve konferanslarla, proje uygulamalarıyla, yayınlarla, çeşitli platformlarla, sivil organizasyonlarla desteklemeye, sahiplenmeye başladı.
         Birçoğumuzun bildiği ve hatırlayacağı gibi, 5 Haziran günü tüm dünyada 'Çevre Günü' olarak kutlanıyor. Hiç olmazsa bugün, tüm dünya medyası ve ulusal ya da yerel medyamız, içten olmasa da, 'çevre'yi haber olarak kullanıyor, çevre sayfaları hazırlıyor, bu konuyla ilgili birkaç habere ağırlık veriyor, birkaç istatistik, fotoğraf, röportaj ve uzaman görüşü yayınlıyor. Gazete ve dergi satın almayan ya da alamayan, gazete dergi alsa da, sadece cinayet ve magazin haberlerine, spor sayfalarına göz atan, bulmaca çözen (en azından bu iyi işte çünkü hafızayı kuvvetlendiriyor), gazeteyi ambalaj kâğıdı olarak kullanan vatandaşlarımızın büyük bir bölümü, çevre haberlerini okumadığı için, bu çaba da boşa gidiyor.
    Eğer ilgi alanınıza giriyorsa (ki girmeli), nasıl olsa bugün, bu konuda bir şeyler okumuş olacaksınız. Ben de, gözden kaçırmış olabileceğiniz birkaç noktayı vurgulayarak, bir iki şey söylemek istiyorum.
        *Anadolu'nun, son buzul çağı sonrası Alageyiklerin ikinci anavatanı olduğunu biliyor muydunuz? Anadolu'dan tüm dünyaya yayılan alageyiklerin bazı Avrupa ülkelerindeki sayısı şu şekilde; Almanya 87 bin, İrlanda 8 bin, İtalya 25 bin, İsveç 25 bin, İngiltere 60 bin. Peki, bizde yani Alageyiklerin anavatanında ne kadar Alageyik var, biliyor musunuz? Cevabını veriyorum; 80 tanesi koruma bölgelerinde ve 50 tanesi de doğal ortamlarda olmak üzere, sadece 120 Alageyiğimiz var! Bu 120 rakamı, laleden sonra Alageyik popülasyonunu da yok etmeyi başardığımızın belgesi oluyor! Nedeninin de, gördüğünü, attığını vuran av meraklısı aziz milletimiz olduğunu tahmin ediyorsunuzdur!
         *Alageyik, av, avcı dedim de, ne kadar kayıtsız, ruhsatsız silahımız var onla da ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum; tam 8 milyon (sekiz milyon). Venezuela lideri Chavez'i beğenenimiz ya da beğenmeyenimiz olabilir ama ülkesindeki sivil amaçlı silah satışını ve bulundurmayı tamamen yasakladığını biliyor musunuz? Ülkesinde asker, polis ve güvenlik şirketlerinden başka hiç kimseye silah satılamıyor. Umarız Chavez, ülkemize de örnek olur ve sivil amaçlı silah satışı yasaklanır.
         *En çevreci ülkelerden birisinin Hollanda, en çevreci şehrin de Amsterdam olduğunu düşünüyorum. Başkentte dolaşırken, tramvay, kanal botları, bisiklet ve yayalardan başka şey göremezsiniz dersem, abartmış olmam. Yeşiliyle, sessizliğiyle, çevre duyarlılığıyla, bulvar genişliğindeki kaldırımlarıyla, sadece şeritlerle ve renklerle ayrılan ve yolla aynı seviyede olan yaya kaldırımlarına çıkmayan araçları ve araç sürücüleriyle, Dünya Çevre Günü'nde  '10' numara Hollanda'dır, diyorum. Bu arada, yaya öncelikli Yunanistan trafiğinden de bahsetmeliyim. Siz yola adım attığınız anda, istisnasız karşınızda olan her araç durmak zorundadır ve zorunluluğu falan beklemeden de durur. Siz de tıpış tıpış karşı kaldırıma geçersiniz. Benzin istasyonlarındaki markete ve otobüs duraklarına, yatak odalarına kamyon ve otomobilleriyle giren sürücü (!) arkadaşlara duyurulur!
         *Sarıyer'den başlayarak, İstanbul'un kuzeyine yapılacak olan 'Yeni İstanbul' kenti uygulamasının, kuzey ormanlarının bir kısmını, ağaçlandırılan maden havzalarını, bazı sulak alanları, kumul bölgelerini, sahil şeridini ve bazı kumsalları tahrip edeceğini hiç düşünmüş müydünüz?
        *Dünyanın korumada öncelikli ve en önemli 200 ekolojik bölgesinden biri olan Fırtına Vadisi, 517 odunsu, 116 endemik bitkiyi ve birçok faunayı (hayvan popülasyonunu) barındırıyor. Bölgede, 350, 400 ve 500 yıllık gürgen ağaçları bulunuyor. HES projeleri, taş ocakları gibi, bin defa düşünülüp bir defa yapılması gereken doğa ve çevre düşmanı projelerle, vadi bir hayli yıpratıldı. Karadeniz Otoyolu'na, heyelan bölgelerine taş ve mıcır sağlamak için seçilen bölge, yine Fırtına Vadisi olmuştu. Üstelik bölgenin büyük bir bölümü SİT alanı olmasına rağmen yapılıyordu tüm bunlar.
        Mahkemeler direndi, çalışmaları durdurdu, kamu yönetimi direndi, çalışma başlattı ve nihayetinde de sit alanı uygulamalarında yasal değişikliklere gidildi ve Fırtına gibi birçok koruma altındaki alanın tahrip edilmesinin önü açıldı. Oysa Fırtına Vadisi'nin korunabilmesi, gelecekteki çevre uygulamaları adına çok önemliydi. İşte 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nden 3-4 gün önce, ne yazık ki Fırtına Vadisi gibi koruma altındaki alanları koruma altından ve elden çıkaracak yeni bir yasal düzenleme, mecliste alelacele kabul ediliverdi.
        *Son 60 yılda, 1,5 milyon hektar sulak alanı yok etmeyi başardık. Bunun doğadan, çevreden, hayatımızdan, ülkemizin ve dünyanın bugününden ve geleceğinden neler götürdüğünü fark ettirmeye çabalayan bilim adamları ve uzamanlar, 'sulak alanları yok etmemeliyiz, durun!' diye haykıra dursun, Yalova'da bulunan Delmece Yaylası sulak alanları, akılsız ve gereksiz turizm projeleri gereği ya da rant uğruna olsa gerek, kaşla göz arasında yok edildi.
    TEMA'nın verdiği bilgilere göre, tabiat Parkı ilan edilen Delmece Yaylası'na, önce asfalt yol yapıldı, ardından elektrik götürüldü ve ahşap görünümlü bazı betonarme yapılar serpiştirildi ve son olarak da, yaylanın su kaynaklarının akış yolu kontrolsüz şekilde değiştirilerek, sulak bölgenin tüm özelliği yok edildi. Yerel kaynaklarca, Göl soğanı, Anadolu Orkidesi, Çiğdem türleri, Akyıldız gibi birçok bitkinin her baharda boy gösterdiği ve özelliklerinin korunması gereken tabiat parkının, turizm mesire bölgesine dönüştürülmesi için çaba sarf edildiği belirtiliyor. Bu arada olan, eşsiz bir peyzaja ve ekolojik özelliklere sahip Delmece Yaylası'na oluyor. İşte bunlar, sadece bir ikisini yazdığım, ülkemizin çevre ayıpları ama hangi yetkilinin umurunda!
    *Çevre konusunun dışına çıkmış olacağım ama kürtaj konusunda bir şey söylemek istiyorum; bu konu, kamu yönetimini ilgilendiren bir konu olmamalı. Kaldı ki, niteliksiz olarak artacak bir nüfusun, çoğalan o kişiler başta olmak üzere, ne ülkeye, ne de insanlığa hiçbir faydası olmayacaktır. Bugün ülkelerin potansiyel gücü, 'nüfus' olarak tarif edebileceğimiz 'kuru kalabalıklara' değil, bilim ve teknolojiye, endüstri ve ekonomiye, vizyon ve stratejiye, eğitim, kültür ve sanata bağlıdır. Böyle olmasaydı, İsrail, böylesine kalabalık bir Arap âleminin arasında var olmayı becerebilir miydi? İkinci Dünya Savaşı sonrası taş üstünde taş kalmayan Almanya'da, fabrikalardan önce tiyatro binalarının, opera salonlarının yapılmaya başlanmasının nedenini herkesin biraz araştırmasını isterim.
        *Bu ülke (görüşlerini beğenmese de, düşüncelerine katılmasa da), Fazıl Say gibi çok değerli sanatçılarının düşüncelerini ifade etmesini engellememelidir. Fazıl Say da, lise talebelerinin yaptığı gibi paylaşımlarla değil, daha akademik ve bilimsel muhalefet ve eleştirilerle tavrını ortaya koymalıdır. Ne Fazıl Say'ın hapis istemiyle ve katılmadığınız düşüncelerinden dolayı yargılanması doğrudur, ne de Fazıl Say'ın düşük seviyede düşünceler ifade etmesine destek verilebilir ve ne de böylesine eşsiz ve değerli bir sanatçının, abuk sabuk paylaşımlar yapmaya hakkı vardır!
         *BOĞAZIN ALTINDAN YOL GEÇECEK! Bakanlar Kurulu, İkinci Boğaziçi Köprüsü'nün yapımı işini askıya alırken, Boğaz'ın altından geçecek olan tüp geçit projesini hızlandırmayı kararlaştırdı. Söğütlüçeşme-Sarayburnu demiryolu bağlantısını gerçekleştirmeyi hedef alan tüp yol etütlerini, tanınmış bir Amerikan şirketi ile bir Türk firması yapıyor. Bayındırlık Bakanlığı yetkilileri, etütlerin en kısa zamanda bitirilmesi için şirkete talimat verildiğini bildirerek şöyle söylediler; 'Orta Doğu ülkelerinin artan ithalatı ve gelişen kara nakil vasıtaları, Türkiye şartlarında büyük sıkıntı yaratmaktadır. Bu sebeple, tüp geçit yapılacak, demiryolu bağlantısı kurulacaktır' (Tercüman Çocuk Dergisi, Mini Gazete, 23 Ocak 1981). Not; görüldüğü gibi, kamu yönetiminde süreklik esastır. 1981 yılında zamanın Askeri İhtilal Hükümeti tarafından planlanan Tüp Geçit Projesi, çeyrek yüzyıl geçse de, bir başka sivil hükümet tarafından gerçekleştiriliyor.
          Farklı konularla dolu bir yazıdan sonra, hepimizin Dünya Çevre Günü'nü kutluyorum, tabi, kutlayabileceğimiz bir çevre hala kaldıysa ve kalacaksa!

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak