BolununSesi, Bolu Halkı'nın vicdanının sesidir

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ya da 'Frankenstein Gıdalar'!

Yeşim Seçen

    13 Ekim 2011

        Öylesine tuhaf bir ülkeyiz ki, ülkede yaşanan tuhaflıklar konusunda bazen insan akıl tutulmasına uğruyor. Hepinizin bildiği gibi, 1980'li yıllardan bu yana, anormal bir şekilde artan dünya nüfusunu besleyebilmek için gen mühendisleri, bitki tohumlarının genleriyle oynayarak, bu bitkilere başka bitkilerden, organizmalardan, gen, protein, hormon vb gibi maddeler aktararak 'Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar' ya da kısaca GDO denilen 'Frankenstein Gıdalar' üretmeyi başardılar. Amaçları, hızla gelişen, küf ve bakterilerden, doğal koşullardan, tarımsal zararlılardan yani böceklerden etkilenmeyen tarımsal ürünler yetiştirmekti elbette. Masum ve heyecanla desteklenerek başlayan bu çabaların meyveleri 1990'lı yılların ortalarında alınmaya başlandı ve ABD'de ilk GDO'lu ürün, 1996 yılında ekildi. Sonrası da çığ gibi geldi ve içinden çıkılamaz, geri dönülemez bir kâbusun içerisinde bulduk kendimizi.
       

         Geçen onlarca yıldan oluşan zaman içerisinde, GDO'lu ürünlerin ne olup olmadığına dair birçok araştırma yapıldı. Amaç, GDO'lu ürünlerin fayda ve zararlarını belirlemekti. Uluslararası bağımsız araştırma kuruluşları, saygın üniversiteler, akademisyenler ve laboratuvarlar tarafından sürdürülen çalışmaların sonucunda birbirinden ayrı, yüzlerce rapor yayınlandı. Hepsinde de ortak olan birkaç nokta vardı; GDO'lu ürünler, kansere neden oluyor, gen şifrelerini değiştiriyor, dayanılmaz alerjik ataklara yol açabiliyor, bakterilerin direncini artırıyor, bağışıklık sistemini çökertiyor, toksik etkiler yaratıyor ve  doğal ortamlardaki bitki spektrumunda ve faydalı böceklerde azalmaya, yabanıl yaşamın kaynaklarının değişime uğramasına yol açıyordu!
        

         Girişte de dediğim gibi, 'öylesine tuhaf bir ülkeyiz ki, ülkede yaşanan tuhaflıklar konusunda bazen insan akıl tutulmasına uğruyor'.  Bunu neden iki kez tekrarladığımı sanırım tahmin etmişsinizdir.

         Bugün artık, dünya üzerindeki hiçbir hükümet, 'GDO'lu ürünler zararsızdır' diyemiyor  ve bunu da söylemiyor. Ancak bu katı gerçeğe rağmen, GDO'lu ürün üretmek ya da ithal etmekten nedense bir türlü vazgeçmiyor ya da vazgeçemiyor.
    Bunun elbette bir dizi açıklaması olabilir. Belki de uluslararası dev holdingler, gıda şirketleri, karteller, çıkar grupları ulusal hükümetlere baskı yapıyor ve yönetimler de bir yerde bu baskılara boyun eğmek zorunda kalıyor. Çünkü tüm halkın itirazlarına, medyaya, sivil toplum kuruluşlarına, üniversitelere, akademisyenlere, raporlara, araştırma sonuçlarına rağmen, tüm tepkilere, eldeki negatif verilere rağmen ısrarla GDO'lu ürün ithal edilmesinin mantıklı hiçbir açıklaması olamaz!
    Herkesin bildiği gibi, Genetiği Değiştirilmiş Organizma'lı 10 (on) mısır çeşidi için ithal izni verilecek olmasının hiçbir makul nedeni yok. Üstelik bu ithalat izni, bizi GDO'lu ürünlere karşı koruyacak olan, koruması gereken Biyogüvenlik Kurulu tarafından veriliyorsa!

         Bu gelişmeler üzerinde daha fazla oyalanmadan, zararlarıyla ilgili olarak tüm dünyanın hemfikir olduğu GDO'lu ürünler konusunda neler yapabileceğimiz ve bu zararlı gıdalardan nasıl uzak kalabileceğimiz hususunda bazı ipuçları vermek istiyorum.

    *Bugün için ülkemizde, 1.000 (bin)'e yakın GDO'lu ürünün satıldığı ve tüketildiği tahmin edilmektedir.

    *GDO'lu olma olasılığı çok yüksek olan; mısır (% 88), soya (% 91), şeker pancarı (% 71) ve pamuk (% 85), kanola yağı (% 50'den fazla) gibi ürünleri satın almamaya çalışın.
       

    *Ulusal ve yerel yönetici ve ilgililerden; telefon, mektup, dilekçe, internet, mail vb gibi yöntemlerden yararlanarak, 'GDO'lu ürün tüketmek istemediğinizi' talep edin.

    *Ulusal yöneticilerden, 'GDO'suz ürünler listesi' ni yayınlamalarını, aynı yöntemleri kullanarak talep edin
     

    *Süpermarketlerden, GDO içermeyen ürünleri talep edin ve 'GDO'suz ürün' (non- GMO) etiketi olanları satın alın. Bu konuda ısrarlı olun ve aksi halde süpermarketi bir daha kullanmayacağınızı, bu ortamda sağlık için zararlı gıda ürünleri satıldığını kendi sosyal çevrenize duyuracağınızı belirtin.

    *Mümkün olduğunca paketlenmemiş, doğal gıdaları satın alın ve tüketin.

    *Yerel (organik) pazarlardan alışveriş yapın.

    *Dışarıdaki yemek keyfiniz ya da ihtiyacınız için, GDO'lu ürün kullanmadığından emin olduğunuz yerel restaruant'ları tercih edin. Bu tür mekânlarda ne tür yağ, şeker, un, tuz, sebze, meyve, et, süt ve türevleri, yumurta, balık vb gibi gıdaların kullanıldığını aşçılarla yakınlık kurarak ya da doğrudan işletme müdürleriyle veya bir başka yöneticiyle görüşerek öğrenmeye çabalayın. Zeytinyağının, kanola yağıyla karıştırılmadığından, mısır, kanola ve soya yağı kullanılmadığından emin olmaya çalışın.  Salata sosları, mayonez, ketçap, ekmek  gibi ürünler, GDO'lu şeker pancarı şekeri içerebilir. Bunları anlamak için sorgulamaktan çekinmeyin. Bu tür girişim ve talepler, bu tür mekânları GDO'suz ürün kullanmaya yönlendirecektir.

    *Mümkünse; maydanoz, marul, nane, domates, salatalık vb gibi ufak tefek ve fazla yer istemeyen sebzeleri, yerel tohumlar ve doğal hayvan gübresi kullanarak kendiniz yetiştirin. Aslında çok düşük metrekareli alanlarda taze fasulye, kabak gibi sebzeleri yetiştirmeniz hiç de zor olmayacaktır.

    *Siz de imkânlarınızın elverdiği ölçülerde geleneksel yerel ve doğal tohum biriktiricisi olun. Yaşadığınız ortamdaki (taşra kenti, kasaba, köy vb) geleneksel tarım yapan çiftçileri belirleyin, onları bu konuda cesaretlendirin ve destekleyin, yetersiz donanıma sahip olanları aydınlatın.

    *Organik tarımla ilgili olarak bu konuyu destekleyen tarım ve çevre kuruluşlarından bilgi edinin.

    *Sütünüzü, otlatma yöntemi kullanan ya da GDO'lu yemler kullanmadan üreten yerel üreticilerden satın alın ve yoğurdunuzu bu sütle yapın. Böylelikle sizin ve aileniz için hem sağlık riski oluşmayacak, hem de lezzetli süt, yoğurt ve türevleri tüketmiş olacaksınız.

    *Her ne kadar kentlerde kümes yapmak ve tavuk yetiştirmek kural dışı gibi görünse de, imkânlarınız ve ortamızın varsa, iki üç tane de olsa  kendi tavuğunuzu yetiştirin. Onları GDO'suz mısır, buğday, sebze ve meyve artığı gibi gıdalarla besleyin ve sağlıklı, taze organik yumurtalar elde edin.

    *Çok küçük bir uğraşla ve masrafla, bahçelerinizi birer meyve cennetine döndürebilirsiniz. Müstakil evlerinizin, sitedeki konutlarınızın bahçelerinde yerli olması kaydıyla; kiraz, erik, elma, kayısı, incir, üzüm, nar, mandalina, portakal, töngel, armut, ayva gibi meyve ağaçlarını, güneşli alanlara da böğürtlen çalılarını dikin ve meyvelerini verdikleri zaman da güven ve afiyetle tüketin.

    *Kültür mahsulü deniz ürünlerini tüketmeyin. Unutmayın, somon, çupra, levrek vb gibi bu tür kültür balıklarını üretebilmek için, ülkede tutulan hamsi, sardalya gibi küçük ve Omega3 kaynağı balıkların yüzde 70'i yem olarak kullanılmakta, GDO'lu diğer başka yem altyapısıyla takviye edilmekte, lezzetli ve doğal bu balıklar, lezzetsiz, tatsız ve tam olarak nasıl üretildiğini bilemediğimiz kültür balıklarına dönüştürülmekte, üstelik daha yüksek fiyatlarla ve maliyetlerle tüketime sunulmaktadır.

    *Çiftlik yumurtalarından, seri üretilen tavuk, büyük ve küçükbaş hayvanların etlerini tüketmekten kaçının. Otla ya da mera ortamında beslenen hayvanların etini tüketin. GDO'lu yonca veya mısır ile beslenmemiş, sığır büyüme hormonu (rbGH ya da rbST) enjekte edilmemiş inek ve koyunlardan elde edilen et, süt ve süt türevlerini kullanın. 

    *GDO'lu olduğu kesin olarak bilinen sakarin, fruktoz vb  tüm yapay tadlandırıcılardan (Nutra Sweet), bu yapay tadlandırıcıların kullanıldığı alkollü, meyveli içki ve içeceklerden, kokteyllerden, sakız ve şekerlemelerden, tatlılardan, masaüstü tadlandırıcılarından, suda çözünen tatlandırılmış vitamin haplarından, öksürük şuruplarından kaçının, bu tür ürünleri kullanmayın. Unutmayın, bugün 6.000 (altı bin)'in üzerinde bu tür yapay gıda ürünleri raflarda bulunmaktadır.

    * Biyogüvenlik Yasası ve Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ve Ürünlerine Dair Yönetmelik, 26 Eylül 2010 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu yasa ve yönetmeliğe göre, GDO'lu ürünler ve eşik değerin (genellikle binde 9 olarak belirleniyor) üzerinde GDO olan ürünlerin etiketinde "Genetik yapısı değiştirilmiştir", "Genetik yapısı değiştirilmiş üründen üretilmiştir" ibaresinin yazılması gerekiyor. Avrupa Birliği ülkelerinde GDO'lu ürün uyarılarının etiketlerde kullanılması zorunludur ancak, ABD, Kanada ve Türkiye gibi ülkelerde (mevcut bir yasamız olmasına rağmen) henüz yerleşmiş ve yaygın bir uygulama yoktur. Bu açıdan, sizin bireysel araştırma çabalarınız, sağlığınızla ilgili önemli riskleri minimuma indirecektir.

    *'Organik Ürün' sözcüğünün bu ürünün tamamen doğal olduğu anlamına gelmediğini bilmelisiniz. '% 100 Organik' ibaresi olmayan gıda maddelerinin de, % 30 oranında GDO içerebileceğini unutmayın. Yumurta dahil tüm gıda maddelerinde; '% 100 Organik Ürün' etiketini arayın.
    Sağlıcakla kalın ve lütfen GDO'lu gıda maddeleriyle ilgili olarak sürekli diken üzerinde durun; bu sizin, ailenizin ve dostlarınızın sağlığını koruyacaktır..


     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak