BolununSesi, Bolu Halkı'nın vicdanının sesidir

Cehennemi yaratmak !..

Yeşim Seçen

    23 Ağustos 2010

          'Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde ve son balık öldüğünde, o zaman paranın yenmediğini anlayacaksınız!' / Bir Kızılderili özdeyişi..

          Ülke insanının en popüler sohbet geyiği nedir diye sorsaydım, herhalde 'üç tarafı denizlerle çevrili, aynı anda dört mevsim yaşanan şu cennet ülke başka nerede var (!)' diye başlayan klasik cevabı alabilirdim.

          Alırdım da, peki, bu doğru mu, 'başka yerlerde, yakın ve uzak diyarlarda başka cennet ülkeler bulunmuyor mu?'

          Cennet, hak etmediğimizi her geçen gün daha fazla gösterdikten sonra, sadece bizlere lütfedilen bir coğrafya mı?

          Bunun cevabı; 'her ne kadar biz aksini iddia etsek de, elbette başka cennet ülkeler de var, üstelik doğası bakımlı, kasten ormanları yakılmayan, anız yangınları nedeniyle her yıl neredeyse küçük bir ilinin toprakları genişliğinde ağaçlık alanları kaybedilmeyen, durduk yerde en güzel vadilerine, sit alanlarına ağır iş makineleri sokulmayan, doğa belgesellerinde yer bulduktan, dünyaya tanıtıldıktan, gönüllerde taht kurdurulduktan sonra akıldışı bir projeyle bir anda sanayi çarşısına dönüştürülmeyen, berrak ve gürül gürül akan sularına beton engelleri konulmayan, çevresine verdiği hayatı söndürülmeyen, kırlarına, tatlı meyillerine hafriyatlar dökülmeyen (dökülemeyen), en yeşil çayırlarına, papatya, gelincik tarlalarına parçalanmış kamyon lastikleri, zifte bulanmış sıvılar sızan paslı mazot tenekeler, plastik, naylon poşet, pet şişe, konserve kutusu, çivi, tel, paslı demir hurdaları, çürümüş tahta parçaları, kire bulanmış straforlar, bozulmaya başlamış organik çöpler, çürümeye yüz tutmuş kağıt, gazete tomarları ve akla gelebilecek her çeşit çöpü, (gönül rahatlığıyla ve hiçbir engelle karşılaşmadan) dökülmeyen ya da dökülemeyen birçok cennet ülkeye sahip, üzerinde yaşadığımız dünya'.

        Bunu aslında hepimiz biliyoruz ancak görmek istemiyoruz..

       Fırsatını bulup da (şimdi yurtdışına çıkmayanı dövüyorlar), bir Batı ülkesinde 3-5 gün avare dolanabilen vatandaşlarımızın eğitimce düşük olan kesimlerinin anlattığı ilk şey; 'bu ülkelerin bakımı, temizliği, yeşili, ağacı, parkı, gölü, deresi, çevresi, sosyal ilişkileri' hakkında ve hayranlığında uzunca bir tanıtım olmakta, bunun nasıl olabildiğine ise ne yazık ki hiç kafa yorulmamaktadır..

       Belki de, bu eşsiz doğanın, bakımlı kırların, ormanların, tertemiz kentlerin, beldelerin Allah vergisi olduğunu, lütfedildiğini düşünmektedirler (!)

       Arabasından yola boca ettiği kül tablasının, kelebek camından asfalta fırlattığı pet ve alüminyum şişelerin, emniyet şeridinde bıraktığı patlamış tekerleğin, bariyerin ardına boca ettiği bozulmuş motor yağının, kırların en güzel yerine döktüğü bir kamyon molozun, hiçbir katı, hiçbir katının penceresi, balkonu, boyası, sıvası birbirine benzemeyen, her biri ayrı yöne bakan, sağandan solundan demirler, profiller, yerli yersiz duvarlar, briketler fışkıran, çatısı çatılmamış, filizleri açık bırakılmış, çevresi fıçılarla, plastik bidonlarla, anlamsız yığıntılarla, çakıl tepecikleriyle çevrelenmiş, şekilsiz, zevksiz apartmanların (!), birçok sokakta, birçok mahallede ve koca bir kentte birbiriyle uyumsuz cephe boyalarının, bu binaları yapan, yaptıran, kullanıp da neden olduğunu bilemeden bunalıma giren insanlara; 'al şu modeli kullanacaksın, şu renge de boyayacaksın, çevresi de şöyle şöyle olacak, etrafında bir tane fazlalık istemiyorum, ya ağaç dik, çimenle, çiçekle beze, ya da elini sürme; yoksa ben yapar, boyar, temizler, yeşertir, bedelini de cezasıyla senden alırım' demeyen yerel ve ulusal yöneticilerin (iktidarların), eline aldığı motorlu motorsuz testereyle, bahçesindeki, yolun kenarındaki, ıssızdaki, sessizdeki ağacı telefon direği gibi budayan (!) hatta yok eden adama, bahçıvana, Park ve Bahçeler Müdürlerine bunun hesabını soramayan bürokrasinin, sağa sola, trafik levhalarına, duvarlara, elektrik direklerine, akla gelen her yere kirletme kaygısı bile taşımadan ilanını yapıştıran firmayı bulup da cezasını ödetmeyen zihniyetin,  kamyonunu aklına esen yere çekip de molozunu alaşağı eden kamyoncunun kamyonunu elinden alamayan gücün, 'ruha kasvet veren, gözü yorduğu için gönlü de yorup, insanoğlunu strese sokan' cehennemi yarattıklarını fark etmeleri için daha kaç sene beklememiz gerekecek, bir bilen var mı?                                                                                                 
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak