Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Küçük şeyler (!)

Yeşim Seçen

    9 Ekim 2010
       Karmakarışık bir ülkede yaşıyoruz.

       Sosyal gruplardan, çeşitli uluslara, dinlere mensup karmaşıklıktan, siyasetteki bölünmüşlükten bahsetmiyorum.

       O zaten var da, üzerine üstlük bir de karmakarışık bir düşünce, algı (idrak) üretilseydi, bu da işin tuzu biberi olmaz mıydı?

       73 milyon kişiyiz, belki de 75 olduk, bilemiyorum.

       Diyelim ki 75 milyonuz.

       75 milyon ayrı algının, düşünce biçiminin şekillendirmeye çalıştığı bir ülkeyi düşünmek bile istemediğinizi tahmin edebiliyorum.

       Çünkü herkesin kıyısından, köşesinden bir fırça darbesi vurduğu karmakarışık bir tablo çıkardı ortaya.

       Ancak ne yazık ki bu gerçek; böyle bir tablo zaten var, yaşanıyor.

      Bu tablonun adı da Arabesk!

       Arabeski, olumsuz bir anlamla anmıyorum burada; bir yere varmaya çalışıyorum, hukuki deyimiyle 'durum tespiti' yapıyorum.

       Çocukluk hatıralarımızı, anılarımızın en önemli bir bölümünü bıraktığımız kentler, taşra şehirleri, kasabalar, köyler, beldeler süratle şekil değiştiriyor, doğrusunu söylemek gerekiyorsa şekilsizleşiyor!

       Çocukluğumuzun gölgeli kiraz ağaçları, dutlukları, devasa başka ağaçları, böğürtlen çalıları, çeşit çeşit erikleri, allı yeşilli incir ağaçları, şırıl şırıl akan derecikleri, yorulmadan koşuşturduğumuz çayırlıkları, çimenlerle bezeli yamaçları, alaturka kiremitli, şirin, tek ya da iki katlı evleri, parmaklıklarından, avlu duvarlarından mor salkımların salkım saçak sarktığı, ağaçlarına, bahçe kapısı girişlerine hanımellerinin sarıldığı, filbahrilerin buram buram koku saldığı ahşap konakları artık yoklar.

       Dediğim gibi, bizde 20-30 sene önce var olan bu değerler artık yoklar ama abartmadan söylüyorum; İngiltere'ye 70 sene önce gitmiş olan bir insan, 70 sene sonra da gittiği zaman aynı mahallenin küçük bakkalını, karşısındaki asırlık dut ağacını aynı yerinde, aynı sokakta bulur.

       Bizde ise 3-4 sene girmediğiniz bir sokakta adresi bulmakta zorlanırsınız.

       Büyük bir ihtimalle sokaklar başkalaşmış, kaldırımlar yer değiştirmiş, evler yıkılmış ve yerine başkaları yapılmış olacaktır.

       Elbette konfor caziptir ama hayat sadece konfordan ibaret değil ki!

       Bizleri zehirli bir sarmaşık gibi köklerimizden söküp atmaya, geçmişimizi yok etmeye, hatıralarımızı silmeye hiç kimsenin hakkı yok!

       Ancak bu yapılıyor!

       Peki, bu nasıl oluyor?

       Bunun cevabı çok kolay.

       Çünkü bu konuda ulusal bir politikamız yok!

       Çünkü 'estetik duyarlılığa sahip ulusal planlamalar yapan' bir sistemimiz yok!

       Hiçbir zaman da olmadı ve olmayacak gibi de görünüyor.

       Aklına esen ulusal ya da yerel yöneticiler, geçici bir süre için görev yapan bakanlar, vekiller, bürokrat ve teknokratlar sadece ve sadece kendi algı seviyelerine uygun, kendi estetik duyarlılık ve anlayışıyla sınırlı projeler üretmekteler.

       Yola çıkış noktası bu olunca, hiçbir kalıba girmeyen, genel beğenileri yansıtamayan, evrensel güzellik duygularına, anlayışına uymayan, gözü yoran, ruhu sıkan uygulamalar, çirkinlik abideleri ortaya çıkıyor.

       Örneklemem gerekirse, Eski Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar ve Bolu İl Özel İdaresi'nin zevkini yansıtan, evrensel tabiat parkı anlayışlarıyla taban tabana zıt bir Abant Gölü görüntüsü de bu plansızlığın uygulamasından başka bir şey değildir.

       Ülkenin acilen, estetik planlama ve çevre düzenleme konularında yol gösterebilecek bir organizasyona, yapılanmaya ihtiyacı vardır.

       Bu kurumsallaşma yeni bir bakanlık düzeyinde mi olur, müsteşarlıkla mı sınırlı kalır bilemem ancak böyle bir girişim, görevini yapamadığını gösteren, çevreye, doğaya ve doğal güzelliklere sahip çıkamadığı netleşen Çevre ve Orman Bakanlığı'nın dışında olmalıdır.

       Eğer böyle bir girişim yapılamayacaksa;

       Zaten yitip gitmekte olan ülke coğrafyasının, hatıralarımızın ve güzel yurt köşelerinin, önü alınamayacak bir biçimde ve süratle yok olmasına,

       Ucube il, ilçe, kasaba, köy, belde görüntülerine,

       Hiçbiri birbirine benzemeyen çirkinlik abidesi konut yığıntılarına, tuhaf sokaklara bakmaya,

        Köklerimizden kopmaya,

       Toplumsal iletişimimizi yitirmeye,

       Stres ve bunalıma,

       Önü alınamayan suçlara ve şiddete,

    Nedenini bilemediğimiz (!) huzursuzluklara ve kargaşa ortamına hazır olalım ve bu tabloyla karşılaştığımız zaman da asla şaşırmayalım.

     

    • Yeşim Köktürk11 Ekim 2010 . 00:34

      Ayhan Bey, çevreye karşı olan duyarlılığınız ve makalemle ilgili beğeniniz için teşekkür etmek isterim. Amacımız elbette üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil ama has, kristal berraklığında üzüm salkımlarının yetişmesi için de çaba sarfetmek gerekiyor, yaptığım sadece bu..
    • Ayhan Can9 Ekim 2010 . 22:38

      Yazınız yine güzel olmuş Yeşim Hanım...Çarpıcı ve önemli konulara değindiğiniz için okurlar adına size teşekkürü borç biliyoruz...'Anlayana sivrisinek saz..'diye bir söz vardır...Umarım konu ile ilgili olanlar, bundan gerekli dersleri çıkartırlar...Duyarlılığınız ve güçlü kaleminiz için,sağolun,varolun...

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak