Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Kar yağması felaket mi?

Yeşim Seçen

    29 Ocak 2012

         Gezegenimizin en büyük felaketi, fosil yakıt kullanımına bağlı olarak tüm dünya devletlerinin el birliğiyle neden oldukları küresel iklim değişikliğidir. Hani şu, 'karbon salımı' denilen iki sözcükten oluşan kavramın yol açtığı felaket...
    Sanayi devrimiyle birlikte, dünyanın doğa ve çevre adına iyi günlerinin sona erdiğini, sanayi devriminden iki buçuk asır sonra anlamaya başlamamız, 'doğal yok oluşu geri döndürme' adına geç kaldığımızın da algılanması anlamına geliyor.
    Kömür, petrol ve petrol türevleri, doğalgaz gibi milyonlarca senede oluşmuş tabii gazlar, doğal yakıtlar olup, bunların kaynaklarının tükenmesinden sonra yerine yenisinin gelmesi mümkün değil.
     

          İşte, fosil yakıt denilen bu yakıt türleri, otomobillerde, termik santrallerde, doğalgaz santrallerinde, endüstride, konutlarda ısınma amaçlı olmak üzere birçok alanda tüketiliyor ve açığa karbondioksit dediğimiz baş belası gaz çıkarak, iklim değerlerini altüst ediyor...

         Son dönemlerde herkes şu sözleri sıkça söylemeye başladı; 'eskiden yaz yazlığını, kış kışlığını yapardı', 'eskiden kar yağardı', 'mevsimler değişti', 'baharı görmeden yaz geldi', 'yazı görmeden kış geldi', 'artık iki mevsim var; yaz ve kış', 'baharda yağmur yağardı'... 
     

          Evet, haklı olarak mevsimlerin bir tuhaf olmasından şikâyet ediyoruz. Normalde, yaz gelince sıcak olmalı, kış gelince kar, sonbahar ve ilkbaharda bolca yağmur yağmalı. Bunda şaşılacak hiçbir şey yok! Peki, hem mevsimlerin değişmesinden şikâyet edip, hem de kışın orta yerinde yağması gereken 3 santimetrelik karın yağacak olmasını, medyada ne diye 'tüm zamanların en büyük felaket haber'iymiş gibi veriyoruz?
          Alt tarafı, birkaç santimetre kar yağacak, muhtemelen metropolde iki gün bile barınamadan kaybolup gidecek ama televizyonların ana haber bültenlerine, canlı yayınlanan görüntülere bakarsak, kıyamet kopmak üzere, hatta herkes öldü ama kimse farkında değil!
          Canlı yayın muhabirleri ve ana haber sunucuları pazar esnafı gibi bar bar bağırarak, çığlık çığlığa; 'kar geliyor, kar geliyor, öldük, bittik, mahvolduk, kaçın, kendinizi kurtarın, sonumuz geldi!' modlarında, aklını kaybetmiş havalarda ortalığı ayağa kaldırırlarken, bence artık gülünç olmaya başladılar!
    Elbette kar yağacak, kış mevsiminin tam orta yerindeyiz. Eskilerin deyimiyle ve takvimlerin notlarına göre, zemherinin içerisindeyiz, yani karakışın, soğuğun, karın göbeğinde. Haliyle olması gereken olacak, yağmur da, kar da yağacak, fırtına da olacak, hava sıfırın altına inecek, sular donacak! Yukarıda dediğim gibi, iklim değerlerinin alt üst olmasından şikâyet ederken, yağması gereken yağış şekillerini doğal bir felaket yaşanıyormuş gibi sunmanın hiçbir anlamı ve mantığı yok.
    Eğer kar yağması bir felaketse, dünyanın en soğuk ülkesi kabul edilen Rusya, Kuzey Avrupa ülkeleri, Grönland, Kanada gibi -65 dereceleri dahi gören ülkeler neredeyse 12 ay felaketle boğuşuyor. Kaldı ki, ülkemizin doğusunda yer alan Erzurum, Ağrı gibi iller, batıda yer alan Bolu gibi illerimiz de karla başı belada olan illerden. Bu mantığa göre bu illerin felaket bölgesi kapsamına alınması gerekiyor(!) Elbette, dediğim gibi, kar yağması bir felaketse!
         Düşünsenize bu ülkelerin ana haber bültenlerini. Anchorman'lar ve canlı yayın muhabirleri megafonlarla ekstradan bağırmak, olayı daha da büyütmek zorunda kalacaklar. Üstelik 12 ay, 365 gün, 24 saat, ara haberler de dâhil olacak bu çığırtkanlık gösterisine!
          Kaldı ki, bu ülkelerde kara ve hava trafiği, yol, okul, öğretmen, öğrenci, iş, iş yeri, sokak falan da olmaması gerekiyor. Ayrıca sınırsız sayıda 'kriz masası'na (ne demekse ve ne işe yararsa) sahip olmaları gerekiyor. Kriz masalarının en büyük görevi de, durum tespiti yapmak olurdu her halde; 'şimdi kar yağıyor', 'hava çok soğuk', sel oldu', 25 kişi öldü', 'durum kötü', 'imdat' falan gibi...
    Şaka gibi haber bültenlerinden sonra, biraz da ciddiyete dönersek, asıl sorun, küresel iklim değişikliğine yol açan fosil yakıt tüketiminin yerini alacak seçenekleri bir an önce kullanmaya başlamakta gecikmemiz hatta ayak diretmemiz.
    Gökyüzünden, üzerimize, ormanlara, tarlalara, binalara asit yağıyor. Gezegenimizdeki oksijen miktarı azalıyor. Oksijenimizin yarısını üreten planktonların yarısı yok olmuş durumda ve bu gidişle 50 yıl sonra kalan yarısı da yok olacak. Yüzyılın ortasında ise, yağmur ormanlarına veda edeceğiz. Yine 1050 yılına kalmadan, denizlerde sadece çamur, bir avuç plankton, bolca solucandan başka canlı kalmayacak. Bunlar, bilim adamlarının gerçekçi öngörüleri ve yüksek sesle uyarıları. Beklenmedik seller, depremler, volkan patlamaları, yer kaymaları, deniz yükselmeleri, açlık, susuzluk ve toplu ölümler ise gerçek felaketler...
    İnsanlık, bir an önce elektrikli otomobil kullanımına geçmek, güneş, rüzgâr, dalga enerjisi gibi doğa dostu ve alternatif enerji kaynaklarını, jeotermal kaynakları kullanmak, gördüğü her boş araziyi (eğer tarım alanı değilse) ağaçlandırmak zorunda. Aksi halde bu işin şakaya alınır tarafı yok; hep birlikte dünyaya veda etmek zorunda kalacağız!
           İnsanoğlunu ne yazık ki güzel bir gelecek beklemiyor. Hiçbir kâhin, gelecekle ilgili iyi öngörülerde bulunabilme lüksüne sahip değil. Ve biz, bu felaketi önleyecek haberleri, çevreye sahip çıkacak programları yapacak yerde, normal bir yağış haberini felaketmiş gibi sunabiliyoruz... Bunu da adı akıl tutulması olmalı...
    Yıllar önce Halikarnas Balıkçısı'ndan dinlemişler. Cevat Şakır Kabaağaçlı yani Halikarnas Balıkçısı, ünlü bir iş adamını Gökova körfezine götürmüş. İş adamı körfeze hayran kalmış. Dayanamamış: 'Buraya ne güzel fabrika kurulur' demiş!
    İşte, önce çevre ve doğa adına, sonra da insanlık adına yok oluşun hikâyesi böyle başlıyor; güzel olduğunu düşündüğümüz, hayran kaldığımız beldelere bir şeyler yapmak...
        Oysa bir şeyler yapmamak gerekiyor...
        Doğaya bir şey yapmamalıyız!
        İşin can alıcı noktası burası...
        Bunu bir anlayabilsek!

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak